• Viyana'ya gelip gelmeyeceğimi söyleyemem bugünden, ama gelmeyeceğim, öyle anlaşılıyor. Gelmemem için birçok neden vardı eskiden, bugün tek nedeni şu: Yürek gücüm yetmez. Bir nedeni de belki; gelmemem hepimiz için daha iyi de ondan. Senin de buraya gelmeni istemem, hele buna hiç dayanamam. Tersine; sen de şunu yazmışsın: "En iyisi bir üçüncü yol bulup kaçmak, bu yol ne sana götürsün beni, ne ona; yalnızlığa götürsün beni." Ben de bunu salık vermiştim sana. Senin F.
  • Yahu... ağzım açık, bakıyorum öyle... ne desem ki şimdi?

    Daha “Dışa Yolculuk” kitabının etkisinden çıkamamışken bir de üstüne bu eklendi, teşekkürler Woolf sayende otobüste ağlayacak kadar da oldum. Neyse, spoi vermeyeceğim ama öldüğümde Virginia ile karşılaşırsam hesap da soracağım, unutturmayın sakın.

    Şöyle diyeyim, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış çok zevkli bir kitaptı. Arada hangi karakterde olduğunuzu unutuyorsunuz, kitaba ister istemez kaptırınca ipler de kopuyor tabi. Okuduğum en değişik ve sanki içim dökülmüş gibi hissettiğim kitaptı. Anlaşılan “En Sevdiğim” kitaplar listesine girdi.

    Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum, Virginia ile tanışmak için gayet güzel bir kitap.
  • Einstein’ın beyninin trajikomik bir hikayesi var
    Einstein, ölümünden sonra kendi beyninin de incelenmesini istiyordu ancak beyninin başına neler geleceği aklının ucundan bile geçmemiştir.
    Einstein, 1955 yılında 76 yaşında iç kanama sonucu öldüğünde prosedür gereği cenazesine otopsi yapılması gerekiyordu. O gün hastanede bu işle görevli kişi, patoloji uzmanı Dr.Thomas Harvey’di. Einstein’ın bedenine otopsi yapmak, Harvey için büyük şanstı. Harvey otopsiyi bitirdikten sonra aklına bir şey geliyor; “Cenaze buradan çıkınca nasıl olsa yakılacak, beynini alsam kimse anlamaz” diye düşünüyor, düşündüğünü de yapıyor. Einstein’ın beynini alıp ve bir kavanoza koyuyor. Bundan sonra beynin başına geleceklerin trajikomik bir hikayesi var...
    EINSTEIN’IN BEYNİYLE MEŞHUR OLMA HAYALİ
    Einstein’ın ailesi krematoryumda yakmak üzere cenazeyi teslim almıştı. Kimse cenazeye bir daha bakmadığı için Harvey’in beyni çaldığını anlamadı ve aile cenazeyi usüle göre yaktı. Harvey bu sırada kavanozu gizlice evine götürmüştü. Aklında büyük hayaller vardı; bu beyin üzerinde çalışmalarla buluşlar yapacak, meşhur olacaktı. Ancak Harvey, bir pataloji uzmanıydı ve beyin konusunda uzman değildi. Bu yüzden yardım almak için eski hocasına konuyu anlatmaya karar veriyor. Hocası ve aynı zamanda Einstein’ın doktoru olan kişi, bunu duyunca Harvey ile aynı hayallere kapılıyor, üstelik bir de gazeteye röportaj veriyorlar beraber. Einstein’ın beyninin kendilerinde olduğunu,bunun üzerinde yapacakları çalışmaların insanlık için çok önemli olacağı türünden şeyler söylüyorlar.
    BEYNİ 240 PARÇAYA BÖLDÜ
    Ertesi gün haberi gören Einstein’ın ailesi şok olup hemen soluğu hastanede alıyor ancak hastane yönetimi de aile gibi durumu yeni öğrenmişti. Buna rağmen yetkililer, beynin bilim için kullanılacağına söz verip, aileyi ikna ederek durumu kurtarıyor. Hastane yetkilileri bir yandan Harvey’den beyni aileye teslim etmesini istiyor, bunu kabul etmeyince hastaneden kovuyorlar. Harvey, beynin olduğu kavanozu alıp başka bir hastanede işe başlıyor. Bu hastanedeki bir teknisyenle birlikte, beyni 240 parçaya bölüyorlar. Kestiği bu parçaları tanıdığı tanımadığı dünyadaki bilim adamlarına inceleme için gönderiyor, kendisinden parça isteyenleri de boş çevirmiyordu.
    BEYİN TAKINTISI YÜZÜNDEN KARISIYLA DA ARASI AÇILDI
    Harvey ile sık sık kavga eden eşi, bir gün meşhur kavanozu çöpe atacağını söyleyince ipler kopuyor. Harvey kavanozunu alıp, eşinden uzak başka bir eyalete yerleşiyor ancak işler orda da yolunda gitmiyordu. Harvey lisans yenileme sınavını kaybetmişti. Lisansını kaybettiği için de hastanelerde çalışma imkanı kalmamıştı. Mecburen bir fabrikada sıradan bir işçi olarak çalışmaya başladı. Bir yandan yeni dünyasına alışırken, bir yandan da Einstein’in beyninin kendisinde olduğunu ve çalışmalar yaptığını söylemeye devam ediyor.
    İNCELENMESİ İÇİN DÜNYANIN HER YERİNE GÖNDERİYOR
    Aradan yıllar geçiyor, Harvey artık yaşlanmış, hayallerini gerçekleştirmeyeceğini anlamıştı. Beyni, ailenin bir ferdine vermeye karar veriyor. Einstein’ın torununun bilgilerini bulup, arabayla uzun bir yolculuğa çıkıyor. Harvey torunu buluyor ve durumu anlatıp beyni vermek istediğini söylüyor ancak Einstein’ın torunu beyni istemediğini söyleyince, Harvey meşhur kavanozuyla beraber tekrar evine dönmek zorunda kalıyor. Eve döndükten sonra, beyni kesip parçalarını dünyanın farklı yerlerindeki bilim adamlarına inceleme için göndermeye devam ediyor bu sırada.
    ŞOV HALİNE GETİRDİ

    Bu olayı duyan ve Einstein'a hayran olan bir Japon profesör Kenji Sugimoto, beyinden bir parça alabilmek ve Harvey ile tanışmak için Amerika’ya gitmişti. Kameraların da eşlik ettiği ziyarette Prof., Harvey’den bir parça istiyor, Harvey kameranın önünde bıçağı alıp, beyni kesip profesöre veriyor.

    EINSTEIN’IN BEYNİ 55 YIL SONRA RAHATA KAVUŞABİLDİ
    Harvey artık çok yaşlanmış, ömrünün sonuna yaklaşmıştı. Ölmeden önce beyin konusunda bir karar vermesi gerekiyordu. Beynin büyük bölümünü, daha önce çalıştığı hastanedeki bir doktora verip 2007’de hayatını kaybediyor. Bu sırada beynin bir kısmı hala evinde duruyordu. Ölümünden 3 yıl sonra mirasçıları, beynin kalan kısımlarını ve Harvey'in çektiği fotoğrafları Ulusal Sağlık ve Tıp Müzesi'ne teslim ediyorlar. Einstein'ın beyninin kalan kısımları, halen bu müze de sergileniyor. Müze ayrıca, bir uygulamayla Einstein'ın beynini tanıtmaya çalışıyor. Fizikte çığır açan bir dahinin beyni, ölümünden ancak 55 yıl sonra rahata kavuşabilmişti.
    Sonuç olarak Einstein'ın beyni sanıldığı gibi büyük değil, normal ölçülere sahipti. Ancak beyindeki bazı bölgelerin, diğer insanlarınkinden farklı olduğu belirlendi.
  • Vakti zamanında bir adam, bir başka binayla paylaştığı bahçesi olan bir evde yaşarmış.

    Bahçeler ortak, binalar ayrı. Adam evinde işiyle o kadar meşgul ki, bir kez bile bahçeye dönüp bakmamış, bahçe çer çöpten, ölmüş bitkilerden, tenekeden geçilmiyor.. Bir gün yan binaya bir kadın taşınıyor, kadın evindeki ve kendi diğer işlerini bitirince bahçe dikkatini çekiyor ve bahçesini düzeltmeye karar veriyor. Kadın kendi tarafındaki ölmüş bitkileri topluyor, yenilerini ekiyor, çimler seriyor.. Bir kaç haftaya kendi bahçesi mis gibi oluyor. Kendi tarafı bittikten sonra, yan tarafın halini görüp burayı böyle bırakmayayım diyor ve adamın tarafını da düzenlemeye başlıyor. Aynı kendi bahçesi gibi cennete çeviriyor, mis gibi çiçekler,yemyeşil ağaçlar.. Şans eseri bunu camdan gören adam bahçeyi çok beğeniyor. Adam bahçeden çok memnun yaşamaya devam ediyor. Bir kaç gün sonra kadın yeniden bahçeye çıkıyor, bahçeye farklı şeyler ekmek istiyor.

    Kendi tarafına da adamın tarafına da farklı farklı ağaçlar dikiyor. Adamın tarafına ektiği ağaç şeftali ağacı olunca ipler kopuyor. Bu adamın hayatta en nefret ettiği şey şeftaliymiş meğer.. Derhal kapısına dayanıyor kadının.

    Bugüne kadar bir kez bile iletişim halinde olmadığı bu kadına derhal o ağacı ordan sökmesini söylüyor. Kadın üzülüyor ama sessiz sedasız ağacı söküp atıyor. Madem istemiyor bir daha da ilgilenmem bahçeyle diyip asla onun tarafına ilişmiyor.

    Adamın bahçesi bir kaç hafta içinde yeniden çöplüğe dönüyor. Gelelim ana temaya; hepiniz hikayeyi okur okumaz adamın ne kadar kaba olduğunu düşünüp "insan bir teşekkür eder" falan diyorsunuz.

    Fakat "sınırlar". Bahçede bir çit ya da benzeri bir şey yoktu. Adam teşekkür edebilirdi ama rica etmemişti ki. Sınırlar. Kimse istemedikçe birinin bahçesine girmeye ve sırf siz istediniz diye düzenleyip teşekkür beklemeye hakkınız yok.

    Biz de insanların hayatlarına çok burnunu sokan, kimse istemeden bir şeyler deneyen ve teşekkür bekleyen insanlardık. Ama haklılar, çünkü istemediler.

    İnsanların bahçelerinden çıkın arkadaşlar...
  • Okuduğum en anlamsız, en kötü kitaplardan birisiydi. Ve ben daha ne kadar anlamsız olabilir diye kitaba devam ettikçe şaşırdım.

    Kitap gayet düzgün bir şekilde bir polisiye olarak başladı.
    Rory bir gün eve kestirmeden gitmeye karara verince ormanda saldırıya uğrar. Ve adamın elinden kaçmayı başarır. Ana yola çıkmayı başarıp bir arabaya atladığında ( ki burada komik tesadüfler başlar ) polise haber verirler. Fakat işin içine FBI girer çünkü saldıran kişi aslında bir seri katildir.

    Tamam. Buraya kadar her şey normal gidiyordu. Ama sonra..

    FBI tanık koruma programı ile bu aileyi başka bir ülkeye gönderir. Fakat o da ne. Gittikleri yerde ne internet bağlantısı var, ne telefonlar çekiyor, ne gazete var. Bu insanlar bir seri katilden kaçıyor ve hiç bir bağlantı yok.
    Hmm. Okey ona da okey..

    Sonra işler yine tuhaflaşıyor. Ada'da yaşayan herkes buraya gelen aileye ilgi gösteriyor. Bir grup çocuk ise devamlı onları izliyor. Yani bir şeyler dönüyor ama ne dönüyor anlamıyor Rory. Akıllı ama saf kızımız.

    İşte burdan sonra bende ipler kopuyor. Polisiye bir kitabın içine fantastik şeyler girmeye başlıyor çünkü. Ne alaka ? Yazar resmen nasıl saçmalarım diye -pardon ama- ıkınmış.

    Tamam hadi fantastik ögelerde girsin. Ona da laf etmeyeyim. Ama bu kadar da saçma şeyler olur mu diye sorguluyor insan. Bir ton açıklanamayan şey kaldı zaten. Hele o son sayfa. O son cümle. Allahım çıldırıyorum. Resmen dün gece boş yere uykusuz kalmışım.

    Kısaca okumayın. Hiç bulaşmayın.