Hay horozuna
6/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 14:15
Herif her cuma iskeleye gidip o mektubu bekliyor ama mektup yerine sadece toz yutuyor resmen. Evde hanımıyla birbirlerini yicekler ama bizim albay hala o horozu besleme derdinde. Gabriel Garcia Marquez Albaya Mektup Yok sanki horoz uçunca dertler de uçup gitcek. İnsan okurken diyor ki bırak şu inadı da bi karnını doyur ama yok adam resmen aç kalma sanatında master yapmış. Neyseki kitap kısa da adamın o bitmek bilmeyen umudu bizi de verem etmeden bitti. Sonunda karısı ne yicez dediğinde verdiği o meşhur cevap zaten bütün o saçma bekleyişin zirvesi olmuş valla.
Edebiyat
Albaya Mektup YokGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202010,2bin okunma
5/10
·152 syf.··
2026 6. kitabı
Yazarımız tüm duygularını vererek, çoğunluğu sıradan mesleklere sahip, kıyıda köşede kalmış insanların hikayelerini ışık tutmuş aynı zamanda savaş sırasında eski Osmanlı yerine yeni Türkiye ve Göç ‘e yer vermiş kaleminde… Kalaycı Osmanlı köyü Levissi ‘de Rumlar ile Türklerin dostluğu candan ötedi. Ticaretleri komşuluk samimiyetleri aşırıydı. Türkler ocaklarında pişen bazlamaları Rumlara verirken, Rumlar da incir rakılarını Türklere ikram ederdi. El emeği zanaatkarlık işleri daha çok Rumların elindeydi, tarım işleri de türklerin elinden gelirdi. hayatın yükü ile iki büklüm olmuş, çok sayıda yaşlı insanlar vardı küçük çocuklar hamile kadınlar, insanlara yolculuk güzel gelirdi ama göç ne yazıkki öyle değildi Osmanlı ölmüştü yeni Türkiye doğmuştu göç başlamıştı yeni Türkiye’de Hristiyanlara Rumlara Yunanlara yer yoktu yaşanmışlıkları kanlanmış gözleriyle ağlayarak iskeleye ulaştılar nasıl olsa dönüş olmayacak bir yolculuktu bu acı dolu vedanın dostlukların komşulukların hatıraların vedasıydı… 21 hikayede beni en çok etkileyen tıpkı kitabın ismi gibi olan kalaycı’ydı…
1000Kitap
KalaycıAlim Serkan Cesur · İkinci Adam Yayınları · 2025350 okunma
Reklam
10/10
·592 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 16:48
Bir adaya yapılabilecek en güzel yolculuktu Körburun . Adada gezinir gibi okuyorsunuz romanı. Satır satır gözünüzün önünde bir film havasında yaşanıyor her şey. Ah Meral, okurken çok sırtını sıvazladım. Neriman abla ile içten içe konuştum. Hayri’ye çok diş biledim. Seher’e ağlayacak bir omuz oldum. Türkiye’nin siyasetine durdum durdum yorum yaptım. Şimdi çıkıp iskeleye gitsem, binsem bir vapura, insem gerçekten Körburun denilen adada… Gerçekten Yorgo’yu, Seleş’i, Semiha Hanım’ı, Dimitri Paşa’nın konağını, Niko’nun sandallarını tek tek göreceğim sanki. Bu kadar güçlü bir kurgu üzerinden yapılan betimlemelere ve olay örgüsüne hayran kaldım. Kişi kadrosu çok geniş ama hepsi öyle güzel ve ustaca birbirine bağlanıyor ki insan şaşırıp kalıyor. Ayrıca okurken bazı düğümlerin sonradan çözülmesi eseri daha etkileyici kılıyor. Çok memnun oldum kalemi böyle güçlü bir yazarla tanıştığım için. Galiba Körburun adası beni de kendine hapsetti. Bir süre sonra tekrar okumak isteyeceğim bir roman. Herkese tavsiyemdir, iyi okumalar.
2026 Okuma Raporları
KörburunHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20242,716 okunma
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 419. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2025 20:31
Artık kendimden kurtulmuşum, Kırmışım zincirimi . Şimdi karadayız, şarkılar söylüyor Karayel telefon tellerinde. Bir taka geçiyor uzaklardan Yeni şeyler söylerim, yeni şeyler. Yıldızlar, İstanbul'un ince bir minaresi , Kağıthelvası, maltaeriği, kahve, cıgara, çukulata . Yeni günler geldi günlerime Perşembeler, pazarlar. Coşuyorsam gün olur, Gün olur gülüyorsam, Bunlar çocukluk değil, değil arkadaşım, Bunlar kırk yaşında başlayan bir lamba aydınlığı . Burgaz iskelesinde bir kahvede oturup düşünüyorum . Doğrusu seviniyorum. Vapurlara bakıyorum, İskeleye , konuşanlara bakıyorum, Sanki burda değilim
Hayata Dair
Bitmemiş Senfoni Ve Sait Faik KaynakçasıSait Faik Abasıyanık · Bilgi Yayınevi · 200156 okunma
denizler cinayet işlemezler, aslında kimseyi istemezler.
9/10
fazlasıyla geciktirdiğim cümlelerim için af diler ve sizlere, denizden korkan beni bile en derinlerine götürüp bayıldığım bir distopyayla karşılaştıran bir kitaptan bahsetmek isterim. ama öncelikle demek istediğim bir şey var; bu yazı benim için bir inceleme değil, kitabın bende yaşattığı duyguları bir şekilde kaleme alma isteğim sonucu çıkan kelimeler. ve bizlerle birlikte umutla dolu yolculuğa çıkacak yeni yoldaşları teşvik etme yazısı. uzatmadan geçelim. pek spoiler içereceğini düşünmüyorum. ben bu kitabı okurken hiç bağlanacağımı aklımdan bile geçirmediğim detaylara ve karakterlere bağlandım. bence çoğu insanın içindeki umut dolu geminin iskeleye bağlı iplerinin düğümünü çözmesi için ondan önce adım atıp içindeki cesareti ortaya çıkarması lazım. Lunu’nun kitaptaki görevi tam olarak böyleydi bence. o, umutsuzlanmaya başlayınca geminin alt bölgesine su dolmaya başlıyor gibi hissettiriyordu. yine de su dolmaya başladığında Beau ne yapar, ne eder, kendi canı uğruna kurtarırdı gemiyi. ben açıkçası kitaplardaki karakterlerin kusursuz, her yönden mükemmel oluşu taraftarı değilim ve okurken keyif de almıyorum. burada bir şekilde karakterler, onları kusurlarıyla sevmemizi sağlıyor ve çok hoşuma giden bir yanı. Övgü o kadar güzel yazmış ki elimde olmadan oldu her şey. kitabın evreninden biraz bahsetmek istiyorum. girişinde küçük bir soruyla: sizden geride kalanların yaptıklarının bedelini siz hayatınız boyunca bir kaya grisi’nden başka bir şey görmeden ödüyorsunuz. ya da onlar yüzünden hayatınız boyunca bir korsanın ayakçılığını yapmak zorunda kalıyorsunuz. sizce hangisinin asıl Tanrı olduğunu bilmediğimiz o Tanrılar adil mi? merak etmeyin, tanrıları bilemem ama onların bedeli yıllar önce deniz tarafından alındı. sizler sadece bahtsız kaderlilersiniz. buna nasıl vardın
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024433 okunma
Unutmanın Genel Teorisi
Puan vermedi·272 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
Herkese Merhaba <3 Yeni tanıştığım bir yazar ve beğenerek okuduğum kitabının yorumuyla geldim. <3 Konusundan kısaca bahsetmem gerekirse; Agorafobisi olan Ludo, Angola’nın bağımsızlığını kazanmasından hemen önce kendini oturduğu apartmandaki evine kapatır ve daire kapısını tuğlalardan duvar örerek gizler. (Not; Ludo’nun agorafobisinin sebebini kitabın sonunda öğrendiğimiz için bunun hakkında bir şey yazmak istemiyorum.) Tam 30 yıl boyunca bu evde yaşam mücadelesi verir. Evde yiyecek stoklu ürünleri bitince terasında sebze meyve yetiştirmeye, komşularının terasından tavuk çalmaya, balkona konan güvercinleri avlayarak karnını doyurmaya çalışır. Isınmak için evdeki mobilyaları ve kitapları kullanır. Yerdeki parkelere varıncaya kadar her şeyi yakar. Daha sonra kendi hikayesini yazmaya başlar. Elindeki kağıtlar tükenince evin duvarlarına işler büyük yalnızlığını… Bir gün yan apartmana kurulan iskeleye tırmanıp Ludo’nun evine çıkan küçük bir çocuk onun yalnızlığına ve çaresizliğine ilaç olur. Genel olarak severek okuduğum bir kitap oldu. Yan karakterler ve onların hikayeleri de çok dikkat çekiciydi. Kitapta en hoşuma giden şey ise birbirlerinden haberi dahi olmayan tüm karakterlerin ucundan kıyısından iyi veya kötü birbirlerinin hayatlarına dokunmuş olmaları. Ve bu farklı hikayelere sahip tüm insanların en sonunda bir noktada karşılaşmaları… Farklı zamanlarda farklı olaylarlardan ve kişilerden de bahsettiği için hafif bir kafa karışıklığına sebep olsa da güzel bir kitaptı. Zaten ödüllü bir eser Okumak isteyen tüm okurlara tavsiye ederim. OKUYUN OKUTUN Kitapla Kalın Sevgiler <3
Edebiyat
Unutmanın Genel TeorisiJose Eduardo Agualusa · Timaş Yayınları · 20181,490 okunma
Reklam
Reklam