Öyle günlerde kitap okuyorum. Çünkü başkasına karşı duyulan sarsılmaz duyguların üstünde durmaktan daha büyük bir işkence yok. Bu sadece anlamsız duygusal tükenmişlik döngüleriyle sonuçlanır, hem kendim hem de beni dinleyen her kimse onun için. Fakat kitaplar farklı. Genelde ilaç gibi gelecek olan, durumuma ve düşüncelerime uyan kitaplar arar ve sayfaları yıpranana kadar onları tekrar tekrar okurum, her şeyin altını çizerim ve buna rağmen kitap, bana kazandıracak bir şeyler barındırmaya devam eder. Kitaplar benden hiçbir zaman bıkmaz. Zaman içinde, tamamen iyileşmemi sessizce bekleyerek bana bir çözüm sunarlar. Kitapların en güzel özelliklerinden biridir bu.
Bunlar bir yerlerde suç olmalı! Bir yerlerde insanları hapse atıyor olmalılar, başkalarını öldüresiye üzdükleri, derin mutsuzluklara ettikleri için
Sayfa 273·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sinir Harbi
Gün boyu ve sabaha kadar ağlamanın mümkün olduğunu görüyor. Ağlamanın farklı farklı türleri olduğunu görüyor: gözlerden ansızın boşanan yaşlar, derinden gelen, işkence gibi hıçkırıklar, dur durak bilmeksizin sessizce akan yaşlar.
Sayfa 229 - Domingo Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Burdurlular düğünlerde geline adeta işkence ediyorlardı. Kızcağız gözlerini kaldırıp etrafına bakmasın diye, üst gözkapaklarına altın pullar yapıştırılıyor, eğer ailede yoksa, ince kangalları, beşibirlik dizisi, taç kiralanıp biçare kız, "Perşenk" haline getiriliyordu.
Hepimiz sefil varlıklardık ve endişe ile umutsuzluk arasında işkence çekiyorduk.
Alıntı
Atsız Beğ, inandığı düşüncelerin ardından sarsılmaz biçimde yol yürüven bir insandı. Onu çıktığı yoldan ancak ölüm döndürebildi. Ne makam, ne tehdit, ne tabutluklarda işkence görmesi onu yolundan geri döndürebilirdi.
Sayfa 406