"Sona biraz daha yaklaştığım şu günlerde kendimi bir dairenin içinde başlangıca doğru dönüyor gibi hissediyorum. Sanki yolumu kolaylaştırmak için yapıyorum bunu. İnsan sona yaklaştıkça, aslında başlangıca doğru gidiyor, farkında olmadan. Kalbim şimdi buruk. Genç ve güzel annemle ilgili uyuyan bir sürü anı canlanıyor içimde. Ne garip, şimdi ben ondan daha yaşlıyım! Şu yalan dünyanın, benim için sadece bir oyun bahçesi olduğu ve hatalarımın, yaramazlıklarımın göz ardı edildiği zamanların anıları canlanıyor şimdi gözümde hep."
Şu bir gerçek ki, her insan diğerleri için derin bir gizemdir. Gece vakti büyük bir kente girdiğimizde, birbirinin üzerine kümelenmiş evlerdeki her insan, kendi giziyle kapatır evinin kapısını. Ve her bir odadaki insan, gizlerini de hapseder odasına. Oradaki yüzlerce, binler-ce göğüste atan yürek, en yakınındaki kişi için bile bir gizdir. Korkunç şeyler, belki ölüm bile, tek başına böyledir. Arkadaşım öldü, komşum öldü, ruhumun sevgilisi öldü; bu amansız bir birlikteliktir ve hayatımın sonuna dek içimde yaşatacağım gizin sürüp gitmesidir.
Çağların en iyisiydi... en kötüsü de. Akıl çağı olduğu kadar, budalalalık çağıydı da. İnanç çağıydı aynı zamanda ama inkâr çağıydı da. Bir yandan aydınlık, bir yandan da karanlık bir mevsim yaşanıyordu. Umudun baharı, karamsarlığın kışıydı. Her şeyimiz vardı ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğruca cennete gidiyorduk ama hepimiz cehenneme de gidiyorduk. Kısaca o çağ, bu devre öyle benziyordu ki, sesi en çok çıkan otoriteler, iyisiyle kötüsüyle ikisinin karşılaştırılmasının, sadece üstünlük bağlamında yapılmasında diretiyorlardı.
Bazı zaman ruhumuz için bir zevki, bedenimizin zararına elde etmek zoruda kalırız, ardından da, memnunluk, doyumluk elimizden kaçınca daha da fazla acı çekeriz."