• En fazla Kabil kadardı kini,
    en az Habilce masum, mazbut ve mai.
    Belden altı karga leşi,
    sol yanı çöl güneşi,
    dili süt kokulu sabi.
    Say ki İsrafil suru,
    say ki melek-ül mevt süruru…
    Züleyha Çay
  • Mana denizine daldık, vücut seyrini kılduk, iki cihan sert eser, cümle vücutta bulduk.

    Gece ile gündüzü, gökte yedi yıldızı, Levhte yazılan sözü, cümle vücutta bulduk.

    Musa'nın çıktığı Tur'u, gökteki Beytülmamuru, İsrafil'deki Suru, cümle vücutta bulduk.

    Tevrat ile İncil'i, Furkan ile Zebur'u, Kur'andaki Ayeti nuru, cümle vücutta bulduk.

    Yüce görünen gökleri, göklerdeki melekleri, yetmiş bin hicapları, cümle vücutta bulduk.

    Yedi göğü, yedi yeri, bu dağları, denizleri, uçmak ile Tamu'yu, cümle vücutta bulduk.

    Yunus'un sözleri hak, cümlemiz dedik sadak, kanda istersen anda bak, cümle vücutta bulduk.
  • Görmüyorsan yürek yangınımı
    Sinaya git
    Musa şahit
    Tur'a sor.

    Tecellisi aşkın ne imiş gör
    Nedir sevda?
    Ne süveyda?
    Nur'a sor.

    Öptüğüm ölümümdü gözlerinde
    Azrail'e
    İsrafil'e
    Sur'a sor.

    Yeter kanıt değilse şayet sana 
    Mahşeri bekle
    Bir melekle,
    Huzur'a sor.
     
  • İsrafil'in sura üflemesine gerek kalmadı, hayvanoğlu kendi kıyametini kopardı.
    #LeylaAydemir
  • Yâr Gülmesi

    (Şiirin hikayesi;

    Benîm gamze tuvânî ki katl-i âmkunî Neûzübilleh, eger gamze-râ tamâm kunî

    Lâ Edrî

    (Sevgilinin şöyle güçsüz ve küçücük bir gamze kırıntısı bile âşıklar arasında katliama sebep oldu. Allah korusun, gamze ya bir de tamam olsaydı)

    I

    Hep, hep bir gül bahçesi aradım yıllar yılı,
    Oysa nur çehre imiş aradığım gülistan.
    Ey gülünce yüzünde güller açan sevgili!
    Bir dem tebessüm et ki; nasibini alsın can.

    Ayrılmam artık asla, ayrılmam yüz çevrenden,
    Bu bağın bülbülüyüm, ayrılamam çehrenden,
    Ne olur bir defa gül, ne çıkar bir kereden,
    Sarsılsın şu yeryüzü, öylece donsun zaman.

    Bilirim istediğim, mutlaka bir felaket,
    Senin bir an gülüşün, o beklenen kıyâmet,
    Olsun sen yine de gül, zaten kopar nihayet,
    Dökülürse dökülsün, parçalansın asuman.

    Hakikat, âfet o ki, adın çıkar deliye,
    Taşlanırsın her vakit, anlatamazsın niye,
    Varsın hep çağırsınlar beni de mecnun diye,
    Sen gül de gülüşüne, olsun bin aklım kurban.

    Hastayım, tabib sensin, ilâcım gül yüzünde,
    İltifatın beklemem, inan hiçbir sözünde,
    Kıymetim olmasa da, o güzelim gözünde,
    Bir an gül ki sevgili, artık bulayım derman.

    Kaç vakit oldu bilmem, fırtınadan habersiz,
    Rüzgar ki; esmem, diyor gülmeyince yâr sensiz
    Şöyle hafifçe bir gül, hem sedasız hem sessiz,
    Onca zamandan sonra, kopsun fırtına boran.

    Gerçek mânâyı bulur, sen gülünce güzellik,
    Mânâ tamam olunca, başlar ilâhî şenlik,
    Savrulur sahte güzel, yokolur senlik benlik,
    "Yâr gülmesi kıyâmet" böyle yazılmış ferman.


    II

    Yârin hüzünü bir dert, gülmesiyse bambaşka,
    Bir gamze ve katliam, gülse kopar kıyâmet.
    Yâr ağlasa üzüntü, gülüverse bir başka,
    Yârin nazı musîbet, gülmesiyse kıyâmet.

    Sevenler sevdiğinde ne ararlar ki aceb,
    Nedir âşığı dertten öldürecek o sebeb,
    Yârsız gündüzler gece, yâr varsa nur dolu şeb,
    Yârin azarı nimet, gülmesiyse kıyâmet.

    Âşığın ömrü hep gam, hep belâ ile geçer,
    Yâr gülmesi ölümse elbet ölümü seçer,
    Yâr gülse âşık güler, âşığa kefen biçer,
    Yârin nazarı âfet, gülmesiyse kıyâmet.

    Ağlar yer ile gökler, yâr ağladığı vakit,
    Sarsılır dağ ile taş, karalar bağlar muhit,
    Bir de gülse n'olur aman, el aman yâ Bâsit,
    Yârin yergisi izzet, gülmesiyse kıyâmet.

    Gül dedi bülbül güle, görmedin mi ne oldu,
    Bülbül kıydı cânına, olan bülbüle oldu,
    Bülbül öldü gitti de, bir bak güle ne oldu,
    Yârin hayrı felaket, gülmesiyse kıyâmet.

    Bekleme sakın ola, yârdan tatlı tebessüm,
    Âşığa gıda keder, âşığa gülmek ölüm,
    Böyle yazılmış yazı, böyle verilmiş hüküm,
    Yârin hiddeti şerbet, gülmesiyse kıyâmet.

    Âşk ve akıl bir canda taht kurmazmış bilirim,
    Yoksa ne diye, niçin ben sonumu dilerim,
    Kıyâmetse kıyâmet, hep yâr gülsün isterim,
    Yârin lütfu ukûbet, gülmesiyse kıyâmet.


    III

    Geldi dünyanın sonu, geldi işte beklenen,
    Bakın bakın yâr güldü, tazelensin şehadet.
    Sevinsin mi ölsün mü, yıllar yılı bekleyen,
    İşte güldü, yâr güldü, koptu kızıl kıyâmet.

    Yâr, gönüllerin eşsiz ve benzersiz incisi,
    Ben gibi her âşığı, aşkının dilencisi,
    Gülmesi belâ ve gam yurdunun birincisi,
    Güldü gül yüzlü yâr ve çattı asıl kıyâmet.

    Yâr ki; şems-i âlemin, güldü ve soldu güneş,
    Ay yüzlü yâr güldü ve artık ay yokluğa eş,
    O'nun gülmesi ile, bakın göründü ateş,
    Yâr güldü!... Gayrı kopar, bakın nasıl kıyâmet.

    Soruşturma boş yere, niçin oynamakta yer,
    Niçin kayıyor gökten, yıldızlar birer birer,
    Cevap vermek bilene, aşkın ehline düşer,
    Yâr güldü kopuverdi, bu anasıl kıyâmet.

    Bilmez ki kimileri, yâr nedir, gülme nedir,
    Kimisi sözlerime güler ve de eğlenir,
    Hakîkati bilmeyen cahillere ne denir?
    Yâr güldü ya!... Sanma bu kopan bâtıl kıyâmet.

    Arasalar bulunmaz, ne cenneti ne nârı,
    Âşığın herşeyi yâr, budur ehlinin kârı,
    Bir gamze ki âşığın, hem nurudur hem dârı,
    Ve yâr güldü de koptu harıl harıl kıyâmet,

    Anladım aşk ehlinin, o muamma gizini,
    Anladım niçin ummaz âşık yâr gülmesini,
    Ve aşkın İsrâfil'e uzak düşmemesini,
    Yâr tebessümünde bir sır velhâsıl kıyâmet.

    Ankara, Ekim 2008
  • Yeniden doğacaksın. Kıyametini yaşayıp yeniden dirileceksin. Azrail'i, Israfil'i ve Cebrail'i âdeta göreceksin. Yardım edecek onlar sana.
  • Akılları gözlerinde olanlar Israfil'in surunu bekleyedursun, akıl sahipleri derhal mezarlarından çıkıp gerçek hayatlarını yaşamaya başlasınlar!