له الملك
"Mülk umumen onundur. Sen hem onun mülküsün hem memlûküsün hem mülkünde çalışıyorsun......Hem der ki: Manen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm'in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, ona bırak; cefasını değil, safasını çek....... Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi 'Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.' de, pencerelerden seyret, içlerine girme."
**İnsan fedakarlığı yalnızca her şeyin Allah'ın mülkü olduğunu fark ettiğinde yapabilir. Hiçbir şeyin kendisinin olmadığını anlayan insan, teslimiyet ve tevazu halindedir.
Teslimiyet; Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve
Hz. Hacer'in öyle kolayca yaptığı bir şey değildir. Teslimiyet, iç rahatlığıyla razı gelmek anlamına gelmez. Izdıraplı, parçalayıcı olabilir. Neyin yolunda feda ediyoruz? Nasıl bir teslimiyet?
Bazen kurban eden, bazen kurban edilen ve bazen de bu duruma şahit olup teslim olan tarafız. Eğer bu feda, ızdırap ve iç parçalanması Allah'a bir adım yaklaştıracaksa bizi; buna değer.
Maddi/manevi imtihanların hepsi Allah'ın mülkü üzerine tasarrufudur.
Lehül Mülk. Azaplanma, Allah o yükü bizim için kolaylaştırır, mülkün senin olmadığını ve bu teslimiyetin nasıl bir özgürlük getirdiğini fark et. Kendine ait olduğunu sandığın mal, insan, beden, çocuk, iş elinden çıkacak diye ödün kopuyor; çünkü her şeyin Allah'ın olduğunu unutuyorsun. Her birinin maliki de gözeteni de Allah. Senin gibi kendini idare etmekten aciz olan bir insan kimin mülkünü kimden koruyabilir? O'nun rahmetini sorgulama, seni mahzun bırakmaz; O Rahîm'dir.**