İnsan bir şeyi telef olana kadar sevebilir. Gençliğini, güzelliğini, sağlığını, dostlarını, yol arkadaşını...
Lakin insanın muhabbet beslediği gençliği, güzelliği, sağlığı ve sevdiği ne varsa hiçbiri durmaz, gider. Güzelliğine âşık olduğu hanımı yaşlanır. Endamına vurulduğu adamın bile beli bükülür. Yıllarca bakım yaptığı cildi buruşur. Neticede her giden şey kalbinde derin yaralar açıp öyle gider ve insan her gidenin arkasından ayrı bir ızdırap çeker. İnsan, kalbinde alaka duyduğu şeyleri çoğalttıkça o kalpte Allah'a(cc) yer kalmaz. Allah'a (c.c.) yer kalmayan bir kalpte de huzur bulunmaz. Bizler alaka duyduğumuz şeylerden ayrıldığımız zaman duyduğumuz acıyı gidermek için Allah'a(cc.) başvurursak, Allah (cc) da "Madem sen mahlûkatın açtığı yarayı sarmam için bana geldin, ben de senin yaralarını tedavi ederim." der, ama kalpte Allah'a(cc) yer kalmamasının açtığı yarayı hiçbir mahlūkat saramaz, o boşluğu hiçbir şey dolduramaz.