• Abo yağmur fırtına ve şimdi de Deprem oldu 🤔🙄
  • 372 syf.
    ·10/10
    Şehit eşi Kardelen Elif'i bilir misiniz?
    Deprem olsa fakirleri de kurtarırlar mı diyen Ümmügül'ü?
    Dünya barışı için gelinlikle otostop çeken ama Gebze de tecavüz edilerek hem hayalleri hem hayatı yarım kalan Pippa Bacca'yı bilir misiniz peki?
    Türkiye'deki her üç evlilikten birinin çocuk gelin olduğunu bilir misiniz? Ya da tanır mısınız herhangi birini?
    Tek dileği rahmetli eşinin yanına gömülmek olan ama tapusu olmadığı için gömülemeyen Şenay'ı bilir misiniz?
    Ya Ermenek Madeni’ni su basınca oğlum yüzme bilmez benim diyen Ayşe Teyze’yi bilir misiniz?
    Türkan Saylan'ı bilirsiniz. Aynı Türkan'ın 29 bin çocuğa burs verdiğini, sayısız yurt ve okul yaptırdığını bilir misiniz?
    Özgecan'ı yüreğimiz yanarak biliriz de o dolmuş hattının sayısız kere şikayet edildiğini bilir miyiz?
    Yılın engelli sporcu adayları listesine dünyaca ünlü isimlerle girmeyi başaran milli okçu Gizem'i bilir miyiz?
    Şehitlerin bazısını duyarız da geride kalan anaları,eşleri,kızları bilir miyiz?
    Türkiye'nin bu topraklarda doğan ilk fil yavrusu İzmir kızı bilir misiniz? Yavru dediğime bakmayın her gün 8 kilo süt içecek kadar yavru sadece.
    Peki Leyla'yı, Evin'i, Semanur'u, Şeyma'yı, Çiçek'i, Fatma'yı, Nadide'yi ve daha yazamadığım nicesini bilir misiniz?
    Kaçını en fazla?
    Üçünü beşini?
    Ben hepsini öğrendim.
    Yazmayan milyonlarca dahası vardır onu da bilirim ya.
    Bununla başlangıç yaptığımı, öğrenmeye başladığımı, gözümü açtığımı da bilirim.
    Ama öğrenmem iyi mi oldu işte bir orasını bilmem.
    Kadın olmak her zaman zordur. Her yerde. Her devirde. Her koşulda.
    Korkusuydu, yıldırmasaydı, ezilmesiydi, güç gösterisiydi, taciziydi...
    Her birine değdi bu kitap.
    Her sayfası benim için yazıldı, senin için, bizim için.
    Oku da yeri geldiğinde göğsünü kabart yeri geldiğinde utan herkes yerine diye
    Zamanı geldiğinde de ağla diye yazıldı.
    Kadın olmak zordur bu memlekette.
    Gel elimi tut.
    Güçlü kadınlar olalım birlikte.
  • Memleketim Manisa fakat ben bir göçmen kızıyım. Kader bu ya, daha doğmadan çizilmiş alnıma yazılan. Ebeveynlerim Bulgaristan Şumnu doğumlu. Daha çocuk denilecek yaşta gelmişler, Türkiye'ye. Silinmeye yüz tutmuş çocukluk anılarını yad ederken tek hatırladıkları uçsuz bucaksız yemyeşil topraklar. Şimdiyse, rahmetli babamın ardı sıra kalan kocaman bir boşluk...
    Babamın ailesi Ege Bölgesinde olan Manisa şehrine yerleşmiş, annemin ailesi de Manisa'nın bir ilçesine. Zaten mübadele yıllarında göç etmek mecburiyetinde kalan halka devlet tarafından Akdeniz ve Ege Bölgesindeki şehirlerde iskan etme hakkı verilmiş. Tesadüf mü, tevafuk mu bilinmez ama merkez de tutunamayan babamın ailesi de ilçeye taşınarak, annemlerle komşu sonrası dünür olmuşlar.
    Ne zaman doğduğum ilçe'ye yolum düşse, derin bir ah ile hayıflanır ve keder ile dolarım. Zihnim geçmişin özlemiyle dolup taşar. Kolay değil ki! Nerden baksanız bir çeyrek asır. Çocukluğum, gençliğim...
    Nereye baksam, nereye dönsem tanıdık bir sima ararım. Her sokağında, her caddesinde unutulmaya yüz tutmuş binlerce anı. Gözlerimi dünyaya açtığım bir zamanlar evim dediğim sokağa doğru sürüklenir ayaklarım. İşte! Nazlı bir gelin gibi süzülür karşımda. Mimari yapılandırmaya esir olmuş apartmanlara inat, hala dimdik ayakta. Seyre dalarım, şimdi bir başkasına yuva olan evimi. Kapının önündeki dut ağacı, sanki daha da büyümüş gibi gelir gözüme. Çocukluğumda yaptığım gibi sarılırım, özlemimi dindirmek istercesine. Sol yanımda katlanılmaz bir sızı. Acaba çocukluğuma duyduğum özlem mi yoksa çocukluğumda var olan insanların yokluğu mu yüreğimi bu derece sızlatan. Bilmiyorum ki! Hangisi daha acı...

    Memleketim...
    Derin bir yaradır bağrımda. Ne yazık ki, denize hiç kıyısı yok! Ama verimli ovaları ve ormanlık dağları var. Bütün heybetiyle yükselir, Manisa dağı da denilen Spil dağı. Rivayet olunur ki, 1513m yükseklikte olan dağın uzantısı, yer altında da bir o kadar uzun.Hatta bu uzantının deprem bölgesi olan Manisa'yı tamamıyla yok olmaktan kurtardığına inanılır. Spil dağı'nın yamaçları, yazın Anemon Lalesi denilen çiçekler ile dolar. Anemon' un oluşumunu insanlar Afrodit ve Adonis' in hikayesine bağlar. Zaten bölgemizde buna benzer bir çok mitolojik öykü var. Tarihsel belgelerle İzmir' li olduğu kanıtlanan Homeros, bu öykülerden bir çoğunu eserlerinde dile getirir. Mesela, İlyada isimli destanın 540. sayfasında Niobe'nin hikayesi anlatılır.

    Sahi! Bilir misiniz, Niobe'nin hikayesini. Manisa Dağın'da kadın yüzü biçiminde bir kaya vardır. "Niobe Kayası " ya da halk arasında tanınan adıyla " Ağlayan Kaya ". Aslında doğal bir yeryüzü şekli ama halk arasında acıklı bir efsaneye konu olmuştur. Efsaneye göre taşın ağladığına inanılır. Çocukluğumda, kayayı ilk gördüğümde ağladığına o kadar çok üzülmüştüm ki! Tehlikenin farkına varmadan eteklerine kadar tırmanıp, cebimden çıkardığım mendille gözyaşlarını silmeye çalışmıştım. Çocuk olmanın saflığından mı gelir bu cesaret bilinmez ama her halükarda bu satırları yazarken bile, hüzünlü tebessümler var gözlerimde.

    Kıyafetlerinden dolayı Tarzan'a benzetilen, Manisa Tarzan'ımız var. Ama O'nun filmlerde seyrettiğimiz sahte Tarzan'dan daha iyi olduğu anlatılır. Ben doğmadan sekiz yıl önce vefat ettiği için, görmek nasip olmadı. Manisa'nın merkezine dikilen anıtından tanıyorum kendisini. Birde görenlerin anlatılarından.
    1900 Bağdat doğumlu, Ahmet Bedevi.1923 yılında, Kurtuluş Savaşı'nda harap olmuş olan Manisa'ya gelerek, Spil dağı'nı mesken edinir. Kişisel ihtiyaçlarını göz ardı etmiş kırmızı kuşaklı, İstikbal Madalyası ile şereflenmiş bir gazi.
    " Orası çiçeklerle süslü bir cennettir. Sabahları kuşların cıvıltısı ile uyanırım. Dağdan ovaya bakmak insana müthiş bir duygu veriyor. Hayatta yaratıcı olma gücünü ben dağlarda sezmişimdir. " der, Ahmet Bedevi (Manisa Tarzanı)

    Manisa'ya özel mesir şenlikleri düzenlenir. Belki de Manisa'yı Manisa yapan, bu şenliklerdir. Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Ayşe Hafza Sultan hastalanınca dönemin ünlü hekimi Merkez Efendi, 41 çeşit baharatı karıştırıp elde ettiği macunu Sultana yedirip iyileşmesine vesile olduğu için, her yıl aynı dönemde Karaköy düzergahında bulunan Sultan camisinden halka saçılır. 21 Mart nevruz günü başlayan temsili karma törenini hafta boyunca çeşitli etkinlikler takip eder. Çeşitli kermeslerle dolu mesire yerleri, yabancı ülkelerden gelen öğrencilerin yöresel kıyafetleri içinde sergiledikleri folklorik oyunlar ve rengarenk bayraklar eşliğinde düzenlenen geçit töreni. Bir hafta boyunca festival havası hissedilir şehirde. Hafta sonu öğlen namazından sonra, hocaların Sultan camisinin minare ve kubbelerine çıkıp macunları halka saçmasıyla bir festival daha nihayete erer. Çocukluğumda gidememiş olmanın hüznüyle yıllar önce eşimle birkaç kez o kalabalığa bizde katıldık katılmasına da, eşim beni korumaktan değil mesir yakalamak ayakta durmak için bile dengeyi zor sağlamıştık. Amacı mesir kapmak olan da var, niyeti başka olan da!.. Anlayacağınız yurdum insanı çeşit çeşit. Yıllar var, saçım törenine gitmiyorum. Zaman zaman en çocuksu halimle eşime mesir yakalamaya gidelim deme gafletine düşsem de, "Üzülme hayatım, ben macun alıp balkondan sana atarım, sen de yakalarsın! " demesiyle, konu daha tartışmaya açılmadan kapanmakta. Hani haksız da sayılmaz! Maksat eğlence olsun tamam da, o kalabalıkta niyeti başka olan insanlar arasında nasıl olacaksa işte orası muamma deyip tebessüm ederek,
    Manisa'dan bütün okurlara selamlar...
  • bir gül takıp da sevdâli her gece saçlarına
    çıktı mı deprem sanırdın 'kara kız' kantosuna
    titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
    muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

    çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
    ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
    sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
    ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

    işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
    öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
    körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
    miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi

    gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
    havuzda samanyolunun hisârbuselik şarkısı
    demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
    olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması
  • 17 Ağustos 1999'da tüm Türkiye yasa boğuldu. Yerel saatle 03:02'de merkez üssü Gölcük olan 7.6 şiddetindeki bir deprem tüm Türkiye'yi uykusunda yakaladı.

    45 saniye süren Gölcük depremi sadece Kocaelinde değil, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir bölgede ve Marmara'da hissedildi. Resmi bilgilere göre 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı, 285.211 ev, 42.902 işyeri hasar gördü. 2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu'nda ölen kişi sayısı sayısı 18.373 olarak güncellenmiştir.

    Resmi olmayan bilgiler ise çok daha şaşırtıcıydı. Resmi olmayan bilgilere göre 50.000'e yakın kişi öldü, 100.000'e de yakın kişi yaralandı.

    Depremin Türkiye'nin sanayi bölgesi olan Marmara bölgesinde gerçekleşmesi Türk ekonomisini bir hayli zorlamıştır.

    Gölcük depreminden sonra Türkiye'ye toplamda 52 ülke yardım etmiştir: Japonya, Belçika, İsrail, Azerbaycan, Bangladeş, KKTC, Kıbrıs Rum Kesimi, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fas, Cezayir, Almanya, İtalya, Pakistan, Ürdün, Fransa, Rusya, İngiltere, Mısır, Yunanistan, Gürcistan, İsveç, Macaristan, Malezya, Finlandiya, Amerika Birleşik Devletleri bu ülkelerden bazılarıdır.

    İllere göre ölen kişi sayısı:

    Bolu: 270
    Bursa: 268
    Eskişehir: 86
    İstanbul: 981
    Kocaeli: 9.477
    Sakarya: 3.891
    Yalova: 2.504
    Zonguldak: 3
  • Öncelik; Deprem de hayatını kaybeden kardeşlerimizi saygıyla anıyorum.🌹🌹🌹 17 Ağustos 1999' Marmara depremi büyük kayıplar, ağır sancılar, unutulmaz kareler'in bıraktığı bir yıkımdır. Ve arkada soru işareti(?) bırakan acaba Bülent Ecevit'in dediği gibi "Komplo'mudur. Yani "Harp Saldırısımı'dır.(!)

    17 Ağustos 1999'da tüm Türkiye yasa boğuldu. Yerel saatle 03:02'de merkez üssü Gölcük olan 7.6 şiddetindeki bir deprem tüm Türkiye'yi uykusunda yakaladı.

    45 saniye süren Gölcük depremi sadece Kocaelinde değil, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir bölgede ve Marmara'da hissedildi. Resmi bilgilere göre 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı, 285.211 ev, 42.902 işyeri hasar gördü. 2010 yılında yayınlanan Meclis Araştırması Raporu'nda ölen kişi sayısı sayısı 18.373 olarak güncellenmiştir.

    Resmi olmayan bilgiler ise çok daha şaşırtıcıydı. Resmi olmayan bilgilere göre 50.000'e yakın kişi öldü, 100.000'e de yakın kişi yaralandı.

    Depremin Türkiye'nin sanayi bölgesi olan Marmara bölgesinde gerçekleşmesi Türk ekonomisini bir hayli zorlamıştır.

    Gölcük depreminden sonra Türkiye'ye toplamda 52 ülke yardım etmiştir: Japonya, Belçika, İsrail, Azerbaycan, Bangladeş, KKTC, Kıbrıs Rum Kesimi, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fas, Cezayir, Almanya, İtalya, Pakistan, Ürdün, Fransa, Rusya, İngiltere, Mısır, Yunanistan, Gürcistan, İsveç, Macaristan, Malezya, Finlandiya, Amerika Birleşik Devletleri bu ülkelerden bazılarıdır.

    İllere göre ölen kişi sayısı:

    Bolu: 270
    Bursa: 268
    Eskişehir: 86
    İstanbul: 981
    Kocaeli: 9.477
    Sakarya: 3.891
    Yalova: 2.504
    Zonguldak: 3
    Hesaplaşma
    Gölcük Depremi İle İlgili Komplo Teorileri
    Gölcük depremi ile ilgili korkunç bir komplo teorisi vardır. Bu komplo teorisi şunu iddia eder: "Gölcük Depremi bir HAARP saldırısıdır. HAARP ilk defa "Gölcük Depremi"nde denenmiştir.

    Türkiye Eski Başbakanı Bülent Ecevit depremin bir komplo olabileceğini düşünüp araştırılmasını istemişti. Bunu Ecevit rahmetli olduktan sonra bir Tv Programına katılan Afete Hazırlık ve Deprem Derneği Başkanı Ahmet Mete Işıkara açıklamıştır. Deprem sonrası arayıp araştırmasını istemiştir. Depremden önce ve sonra gelişen bir kaç enteresan olay da depremin normal bir deprem olmadığı düşüncemizi sağlamlaştırıyor.

    Depremden önce denizde büyük bir ateştopu ortaya çıkmış. Bunu depremden sonra birçok balıkçı doğrulamıştır ve birçok görgü tanığı vardır. Bunun dışında HAARP'ın en büyük belirtisi olan gökyüzü renginin değişmesi de depremden önce herkesin ilgisini çeken bir olaydı. Depremin beklenenden uzun sürmesi, telefonların çalışmaması bunlar hep şüphe uyandıran olaylardır. HAARP ortaya çıkmadan önce bazı belirtiler gösterir. Yani burada tam tersi "Bela geliyorum der"

    Komplo Teorisyenlerine göre, Gölcük depremi sırasında yaşanan ve acaba deprem bir HAARP saldırısı mı dedirten "tesadüfler":

    Deprem günü Gölcük'de basit bir devir teslim töreninde ABD'li ve Israil'li üst düzey komutanların oluşu,
    Deniz üssünde hiç bir Türk subaya giriş izni verilmeyen bir ABD deniz altısının oluşu,
    Olay daha dünya basınına yansımamışken İsrail'lilerin yardım çalışmalarına başlamış olması,
    Depremden önce denizde büyük bir ateş topu ortaya çıkması,
    Gökyüzü renginin değişmesi,
    Depremin beklenenden uzun sürmesi,
    Telefonların çalışmaması. (?)