Jane’in Odası

Puan vermedi·240 syf.··
2025 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2025 00:00
Zeynep Merdan’ın Kendilik Cesareti eseri, güzel anlatımı ve ciddi bir bilgi birikimiyle sunulan, kişisel görüşlerle örülmüş bir denemeler dizisi. Yazar, yer yer tekrar eden düşüncelerine ve kimi zaman fazla iddialı tonuna rağmen —bunu ilk kitabı olmasına vermek mümkün— okuyucuda genel olarak hoş bir etki bırakıyor. Okurken sık sık içimden, “Sevgili Bayan Montaigne, sizi eleştirmeden övemiyorum,” dedim. Çünkü kitap, bir yanıyla cesurca düşünceler ortaya koyarken, diğer yanıyla sorgulama alanını biraz daraltıyor. “Şu böyledir, bu budur” gibi kesin yargılar yerine daha açık uçlu, daha tartışmaya davet eden bir tavır görmek isterdim. Zira bir metin sorgulamayı bıraktığında, onu sorgulamak artık okurun görevi hâline gelir. Felsefi, edebi ve sosyolojik düşüncelerden oluşan bu eserdeki cümleler ilk bakışta eksik gibi görünse de, yazarın üslubuna alıştıkça bunun bilinçli bir tercih mi, yoksa deneysel bir acemilik mi olduğu konusunda kararsız kalıyorsunuz. Belki de bu kararsızlık, kitabın okurda bıraktığı en özgün hislerden biri. Kendilik Cesareti Zeynep Merdan
Edebiyat
Kendilik CesaretiZeynep Merdan · Muhit Kitap · 2021171 okunma
Reklam
Puan vermedi·517 syf.··
2024 32. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2024 00:00
Ah Martin… Son sayfanın da bitmesiyle birlikte ellerimden kayıp giden bir arkadaş gibi hissediyorum seni. Yazarın, bir karakteri kâğıt üzerinde var etmekle kalmayıp ona adeta nefes, ter, acı, umut ve yenilgi vermiş olmasına hayran olmamak mümkün değil. Martin Eden, yalnızca bir roman karakteri değil; kendi imkânsızlıklarımız karşısında direnen yanımız, inadımız, düşlerimize tutunan hâlimiz sanki. Jack London bu cümleleri nasıl yazabilmiş diye düşünmekten kendimi alamıyorum doğrusu.. Çünkü bu cümlelerde yaşayan, kalbe dokunan, nefes alıp veren birşeyler var! Sayfalara sığdırdığı o koca azme hayran olmamak elde değil; çalışmak , her şeye rağmen, herkese rağmen çalışmak... tüm imkansızlıklara, tüm küçümsemelere rağmen çalışmak! Hangi deneyimler, hangi iç sancıları, hangi kendilik arayışları bu cümlelerin arasından sızdı da bize bu kadar gerçek geldi? Romanın belki de en çarpıcı yanlarından biri, Martin’in dünyayı kavrama tutkusudur. “Gözlerini kapayıp aklına on bin kitabın görüntüsünü getirdi. Bütün güç kitaplardaydı.” Bu cümlede, okurun kendi hayatından bir şey bulmaması neredeyse imkânsız.. Çünkü kitapların gücüne inanan herkes, bu sözün ağırlığını derinden hisseder. Bilginin büyüsü, öğrenmenin dönüştürücü kudreti, insanın kendini yeniden kurabilme ihtimali… Martin, tüm bunları öyle içten bir hırsla kucaklar ki, onunla birlikte biz de bir süreliğine dünyayı yeniden öğrenmeye başlarız. Hoşçakal Martin.. seni zihnimde daima yaşatacağım! Martin Eden Jack London
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2024 223. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2024 00:00
Hasret, yalnız bir duygudan çok; insanın içini kavuran, geceleri ağırlaştıran, suyun bile soğukluğunu artıran bir keder gibi akar. Şairin kelimeleri, sevdayı bir yük değil, gururla taşınan bir yaraya dönüştürür. Eser, aşkın hem en zarif hem de en acı tarafını gösteren bir ağıt gibiydi: Gözlerde “iki mavi korku çiçeği” açtıran, derin kuyulara inen bir sevda… Ahmet Arif’in dili öyle sarsıcı ki, hasreti kelimelere değil, insanın ruhuna nakşeder. Hasretinden Prangalar Eskittim, sevmenin bir tutsaklık değil; kalbi büyüten, insanı insan yapan bir direniş olduğunu fısıldıyor. Aşk yok olmaktır diyene aşkın var etmek olduğunu anlatıyor.. Aşkı da, acıyı da, özlemi de en sahici hâliyle hissedebilmek için bu dizelerin içine bir kez düşmek yeter. Hasretinden Prangalar Eskittim Ahmed Arif
Şiir
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2025 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2025 00:00
Akademik felsefenin ağır labirentlerinden uzaklaşıp okuru daha sade, daha berrak bir alana davet eden metinlerden biri. Hadot’nun dili, karmaşıklığı büyütmekten değil hayatı anlaşılır kılmaktan yana. Bu nedenle eser, hem bir felsefe kitabı olmanın ağırlığını taşıyor hem de herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir açıklıkta duruyor. Kitap düz anlatım yerine bir röportaj akışına sahip. Soru-cevap yapısı, felsefi düşünceyi bir sohbet masasına indiriyor. Sanki uzun süredir tanıdığınız bir düşünürle, yanı başınızda açık bir pencereden deniz kokusunun dolduğu odada konuşuyor gibisiniz. Hadot hem sorulara içtenlikle eğiliyor hem de yaşamöyküsünü – çocukluğunu, gençliğini, ailesini, eğitim yıllarını – saklamadan, olduğu gibi ortaya koyuyor. Bu yönüyle kitap, bir düşünürün zihninin oluşumunu içeriden gösteren nadir çalışmalardan. Hadot’nun felsefeyi “bir yaşam pratiğine dönüştürme” fikri, kitabın merkezinde yer alıyor. Ancak bu pratik, ne tam anlamıyla Sokratesçi bir erdem öğretisi ne de Stoacı bir disiplinin katı devamı. Daha çok, yazarın kendi varoluşsal boşluklarını doldurma çabası gibi görünüyor: Sanki dini inancın geride bıraktığı içsel sessizliği, felsefenin dinginliğiyle doldurmaya çalışıyor. Yaşam İçin Felsefe, felsefenin gündelik hayata nasıl taşınabileceğini yalın bir dille gösteren bir eser. Antik düşünceyi bugüne bağlama gücü, kişisel yaşamöyküsünü felsefi bir çerçeve içinde sunması ve okuru yormayan anlatımıyla, Hadot’nun neden modern felsefe okurları arasında özel bir yer edindiğini açıkça ortaya koyuyor. Okyanus kıyısında yürürken dalgalara bakınca duyduğumuz o hafiflik hissi gibi: düşünceyi derinleştiren ama ağırlık vermeyen bir kitap. Yaşam İçin Felsefe Pierre Hadot
Felsefe
Yaşam İçin FelsefePierre Hadot · Ayrıntı Yayınları · 202476 okunma
Puan vermedi·626 syf.··
2024 32. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2024 00:00
Bu zamana kadar her yerde Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler’iyle karşılaştım. Onu bu denli popüler kılan şeyin ne olduğunu tam olarak kestiremiyorum; fakat bana kalırsa ablası Charlotte Brontë, yalnızca yaşça değil, yazarlık bakımından da Emily’den oldukça ileride. Jane Eyre’ın yanında Uğultulu Tepeler’in esamesi bile okunmaz! Jane Eyre’da öyle hüzün dolu cümleler vardı ki, bu cümlelerin taşıdığı acıyı kavrayabilmek için öncesindeki satırları da solumak gerekiyordu. Bu yüzden pek çok yerin altını çizemeden geçtim; alıntı yapamadım. Çünkü o büyük acı, tek bir cümleye sığacak kadar basit değildi. Her duygu, önce bir suskunlukla, sonra derin bir iç çekişle büyüyordu satır aralarında. Jane Eyre karakterine kendimi beklediğimden çok daha yakın hissettim. Onun sessiz direnci, içe dönük ama sarsılmaz duruşu, dünyaya karşı yalnız kalmayı göze alarak kendi ahlaki pusulasını izleyişi bana fazlasıyla tanıdık geldi. Okurken yalnızca bir karakteri değil, zaman zaman kendi iç sesimi dinliyormuş gibi hissettim. Jane’in acıları, yalnızlığı ve onurundan ödün vermemesi, romanı benim için bir hikâyeden öteye taşıdı. Charlotte Brontë’nin kültürel birikimi ise hayranlık uyandırıcıydı. Eserde yalnızca İngiliz toplumuna değil, farklı milletlerin yaşantılarına ve çeşitli eserlere yapılan göndermelere de rastlamak mümkün. Hatta Türk kültürüne ait izlerin dahi satır aralarına serpiştirilmiş olması, metnin ne denli geniş bir dünyaya açıldığını gösteriyor. Sonuç itibariyle şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Seni çok sevdim Jane Eyre! Belki de bu yüzden, bitirdiğimde bir kitabı değil, bana uzun süre eşlik etmiş bir ruhu uğurluyormuş gibi hissettim… Jane Eyre Charlotte Brontë
Edebiyat
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
Reklam