"Efendi! Söylediklerin kâfi değildir. Bize ilmi bir açıklama yapasın. Nedir ki gökyüzünde görüp izledik?"
"Efendimiz, arz ederim ki gördükleriniz bir yıldız veya yıldızlar kümesi değildir. Halkınızın yıldız demesi, yalnızca yıldız gibi parlaması sebebiyledir. Yoksa bunların tamamı göklerde oluşan devasa buz kütlelerinden ibarettir. Üzerlerinde asla hayat ve canlı yoktur. Eğer benzetilebilirse Kur'an'da Saffat ve Hicr surelerinde anılan 'şihab' makulesi cisimlere çok benzerler. Göklerde birikip feleklerin dönüşüne uyarak seyrederler. Seyirleri esnasında güneşin ısısı ile erimeye başlayıp parçalanırlar. Gerek bu parçalar, gerekse eriyen kısımlar kuyruk gibi peşlerinden savrulur ve bize sanki kuyruk gibi görünürler."
"Efendi! Sen az evvel gördüklerimizin birer buz kütlesi olduğundan emin misin?"
"İnanın bana haşmetmeab, onlar heyûlâlar oluşturmuş buz kütleleridir ve biz güneşin onlarda yansıttığı ışığı görüyoruz"
Mahrum insanlar zannederler ki, para ve mevki sahibi olmak için utanmamak, zillete tahammül etmek lâzımdır. Boş hayal... Mazlum bir tevekkülle her şeye baş eğmek, muvaffakiyet için kâfi gelmiyor. Baş eğmenin, etek öpmenin de bir usulü, bir sanatı var...
Sen bir kere "yapacağım,” de, kâfi: Bu meş'um büyü bozulacak, kâbusların yerini ferah rüyalar alacak, bu bira kokan caddenin, bu bir hâtıra kırıntısı bile bırakmadan çekip giden, fakat giderken çok şey götüren, hayat parçaları götüren kadınların sefil sırrı aydınlanacak ve sen, her insanın hakkı olan bu büyük saadeti bulacaksın: İşini, arkadaşını, evini, anneni ve eşini bulacaksın.
İlmiyle âmil olmayan âlimle, amel etmeyen cahil, Allah'ın kapısından kovulmakta birbirlerine müsâvidirler. İlmiyle âmil olmayan ârifle, amel etmeyen gåfil de Allah'ın kapısından reddolunmakta birbirlerine müsâvîdirler. Çünkü kitap ve sünnetle amel etmeye yaramadıktan sonra mücerred ilim ve marifet Allah'ın huzuruna kabul edilmek ve felah bulmak için kafî sebeb değildir.
İlmin kapılarını açıyor, illimlerin bütün dallarına derinlemesine ulaşıyor, maîşetine kâfî ihtiyaçlarının dışında kalemi elinden, tetkiki gözünden, düşünmeyi de kalbinden neredeyse hiç ayırmıyordu.