Derman oldu mu sahi?
... o kafasının sesini gerçek zannet-ti. Ben eksiğim, ben yetemedim, zannetti. Dayanabilmek için bu büyük suçluluğa, ömür boyu kendisine eşlik edecek bu yetersizlik, değersizlik yarasının acısı ile baş edecek yara bantları yapıştırdı durdu kendine. Vur patlasın çal oynasın bir yaşam, kimseyi sevme, bağlanma, herkes seni sevsin ama, seni eğlendirsin, eğlen, para harca, içki iç, yaşam hep kalabalık olsun, sessizlik olmasın, hep eller havaya..."
Sayfa 87 - Mona Kitap·Kitabı okuyor
Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Lise yıllarındaki bu suskunluğun altında geçmiş eğitim yaşantılarının ağır tozu vardı. İlkokulda akademik ya da sosyal alanlarda öne çıkamamış öğrenciler kalabalık sınıflarda unutulmaya yüz tutarlardı. Akademik olarak zorlanmak bizim gibi yüzünü akademik başarıya dönmüş eğitim sistemlerinde sessizlik demekti. Oysa vektörler, kimya formülleri, özne yüklem uyumsuzluğu, sinus ve kosinüs dışında da konuşulacak binlerce konu vardı. Vardı da bu konuları konuşaçak zamanlar hiç yaratılmamıştı.
Sayfa 181
Kalabalık yalnızlığım
❝Yalnızlığı çileden çıkaracak kadar yalnızdım.❞
Sayfa 173 - Kırmızı Kedi Yayınevi 1.Basım·Kitabı okuyor
Alıntı
19. yüzyıl boyunca ve özellikle ikinci yarısı boyunca, dünyada milliyetçilik konusunda büyük gelişmeler yaşandı. Bütün insanlar doğası gereği partizan ve yurtseverdir ancak 19. yüzyıldaki insanların doğal kabileciliği doğal olmayan bir şekilde abartılmış, yıpranmış, aşırı uyarılmış, alevlendiriilmiş ve milliyetçi kalıba sokulmuştur. Milliyetçilik okullarda öğretiliyor, gazeteler tarafından vurgulanıyor, vaaz ediliyor, alay ediliyor ve insanlara şarkıları söyletiliyordu. İnsanlar, kalabalık bir toplantıda kıyafetleri olmadan oldukları kadar, bir milliyet olmadan da uygunsuz olduklarını hissetmeye başladılar. Daha önce milliyet kavramını hiç duymamış olan doğulu halklar, batının sigara ve melon şapkalarını benimsedikleri gibi, bunu da benimsediler.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Tanzimattan bu yana Türk aydınının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları hazırlamıştı. Biz sadece birer oyuncuyduk. Nesiller bir ütopyanın kurbanı olmuşlardı. Ama bu ütopya sonuna kadar yaşanmadıkça, gerçeği görebilir miydik? Kalabalık, kayaya yapışan bir midye şuursuzluğu ile geleneklerine sarılmış, cebin ve uyuşuk. Arada bir uyanır gibi oluyor. Sonra tekrar dalıyor derin uykusuna. Avrupa'yı tanımamak, gaflet. Avrupa'yı tanıyan, ülkesinden kopuyor. Bu lanet çemberinden nasıl kurtulacağız?
Sayfa 282·Kitabı okudu
1000Kitap