Ben babamın tuhaf bir cazibe taşıdığını o yaşlarımda bile anlıyordum. Bir sokaktan geçsek, kalabalık bir mekana girsek, kadınlar göz ucu ile kendisini süzerlerdi. Güzel adamdı babam. Gördüğü ilgiden memnun, hatta mağrur, hiçbirine pas vermeden yürüyüp giderdi. "Kadınlara ilgisizmiş gibi davranacaksın. İşin sırrı burada." derdi.
Otel yabancı ve yerli Hristiyanlarla dolu idi. Sonradan bize anlattıklarına göre Mustafa Kemal de şehre girince bu otele uğramış. Ne sırması ne de önünde arkasında koşuşan generalleri ve subayları var. Dolu salona girmek isteyince, garson yer olmadığını söylemiş. Fakat müşterilerden biri tanıyıp da:
-Mustafa Kemal… Mustafa Kemal… diye bağırınca kalabalık birbirine girer. İhtimal hepsi dağılacaklar. Mustafa Kemal kimsenin rahatsız olmamasını rica eder ve yanındakilerle bir masaya oturur. Garson mudur, otel müdürü müdür, artık kim önce koşup gelmişse birer kadeh içki istediklerini söyler ve sorar:
-Kral Konstantin hiç bu otele gelip de bir kadeh rakı içti mi?
-Hayır, Paşa Efendimiz!
-Öyle ise neden İzmir’i almak istemiş? der ve İzmir’e girişinin ilk zevkli saatlerinden birini o masada geçirir.
Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık/ yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine / ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi / gücünüz yetse de azıcık bağırsanız / bir yankı: durmadan yalnızsınız
Kırk iki köprüden geçtim bugüne dek, ne altında bir ince su, ne üstünde gökkuşağı. Soluğum yalnızlık, gövdem küf kokuyordu. Sonra esirgediklerine bir özür, bir bağış gibi
dünya seni kattı ömrüme. Yalnız gözleri değil, hücreleri görmeye başlayan bir körün sevinciydi yaşadığım. Teninin kokusuyla yudum gövdemin pasını. Bütün yaprakları birer serçe kesilmiş bir ağaçtım, üstüne titreyen. Gelince sen geliyordun,ama gidince dünya kopuyordu yüreğimden. Çarşılardan bir
serinlik gibi geçiyordum sana gelirken. Kalabalık bile güzelleşiyordu. Eşiğinden değil de güzden yaza geçiyordum her seferinde. Ağzın bulutların ülkesiydi. Gövdene bakıp bakıp 'iyilik bu' diyordum. Yitiklerimin de kazançlarımın da adı oldun bir gülüşlük vakitte. Uzaklara bakmaya seninle başladım.
Benim için işgal, senin dışındaki her şeydi. Senden geçiyorsa her şey aşktı. Dünya sensiz geliyordu üstüme. Hırçınlığın buydu; biraz korku, biraz keder, çokça ayrılık..."