“Doktor, belki bilmiyorsunuzdur ama ben buraya yanlışlıkla gönderildim.” “Herkes buraya yanlışlıkla gönderilir, sevgili çocuğum,” dedi doktor, süslü bir şekilde kendisine imada bulunuyordu. “Hatta kalanlar bile.”
Sayfa 65
"Böylece tembel ve saf taraftarların sayısı gunden güne büyür. Fikre verilen destek iyice arttığında, daha sonraki yandaşları bunu onun sağlam ve ikna edici gerekçeleri olmasına bağlar. Geri kalanlar da, herkesin doğru saydığı bir şeye karşı çıkarak bütün dünyadan daha akıllı olmak isteyen şımarık ve huzursuz tipler damgasını yememek için, bu genel geçer fikri kabul etmek zorundadır. Şimdi taraftarlık artık bir görev haline geldiğinden, düşünüp yargıda bulunabilecek olan birkaç kişi de ister istemez susar. Bu noktada, kendi düşünce ve yargısını geliştirme kapasitesi hiç bulunmayan, başkalarının görüşlerini tekrarlayan kimselerin konuşmasına izin vardır sadece. Üstelik bu kişiler söz konusu düşünceleri savunurken alabildiğine gayretkeş, bir o kadar da hoşgörüsüzdür. Çünkü farklı düşünenlerden nefret etmelerinin nedeni, onların başka bir görüşü savunuyor olması değil, kendi fikir ve yargılarını oluşturmaya kalkışmalarıdır; oysa kendileri böyle bir şeye asla girişebilmiş değillerdir ve aslında bunun farkındadırlar. - Kısacası, düşünebilenler çok azdır ama herkes fikir sahibi olmak ister. Kendileri düşünmek yerine başkalarının hazır fikirlerini almayıp da ne yapsınlar? -Ama işler böyle yürüyorsa, yüz milyonlarca insanın fikrinden ne olacak? Tıpkı aynı tarihsel olguyu yüzlerce tarihçinin yazmış olması, ama sonra hepsinin bunu birbirinden aldığının kanıtlanması ve aslında tek bir kişinin ifadesinden başka bir kaynak bulunmadığının anlaşılması gibi."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben gidince bazı kalpler kırıldı, bazı gözyaşları aktı ve bazı rüzgârlar dolaştı kalanlar arasında ...
"Nereye gideceğim? Keşke polis kuşkulanıp karakola götürseydi beni. Değişik bir gece olurdu. Belki onu da bulup getirirlerdi. Birlikte çıkardık. Sonra, sıkıntı. O bitti. Haset'te kitap arayacağım. Niye koşuyorsun? Davete geç mi kaldınız? Her zaman geç kalanlar bulunur. Hindi dolması daha bitmemiştir. Bu gece insanların hindi yemesi gerekir. Bulamayanlar üzülür.Yılbaşı hindisi... Ooooo!Eğlenmek de zorunludur.Sinemalar,barlar doludur. Evlerde toplantılar vardır.
Yapı Kredi Yayınları
Duygu ve Düşünce
Kötülük meselesiyle uğraşırken Hitler'in adını ağzına almamak Düşünsel açıdan sorumsuzluk olacaktır. Kötülük sözcüğü Nazi vahşetini tanımlamak için sıkça kullanılır. Hitler'in askeri genişleme stratejisi doğrudan İkinci Dünya Savaşı'na yol açmış ve bu savaşta 60 milyon kişiye yani Dünya nüfusunun %3'ü Hayatını kaybetmişti. Hitler'in sorumlusu olduğu yıkım ve azim miktarı en Gayretli seri katillerin eylemlerini bile gölgede bırakır. II Dünya Savaşı'ndaki olaylar içinde kötülük bakımdan en çok dikkat çeken Yahudi soykırımı olmuştur. Alman, Polonyalı ve Macar komşuları ile barış içinde yaşayan Yahudiler sistematik bir şekilde mülklerinden yoksun bırakılmış, getto olarak kapatılmış, sığır taşınan trenlere doldurularak kamplara gönderilmiş ve orada ölünceye kadar zorla çalıştırılmış ya da zehirli gazla öldürülmüştü. Soğukkanlı, endüstrileşmiş soykırım da bu. Nazi krematoryumlarının önüne yığılmış bir deri bir kemik kalmış bedenlerin fotoğrafları bunun bir masal ya da fantezi değil, korkunç bir gerçek olduğunu gözler önüne seriyor. Bu kamplarda olup bitenler yaşanan milyonlarca cinayet ahlaken yanlıştı ama böyle ifade etmek meseleyi azımsamak gibi duruyor. Sadece yanlış değil aynı zamanda kötülüktü, sağ kalanlar ve Yahudi soykırımı üzerine yazan araştırmacılar da böyle söylüyor. Bu soykırımı gerçekleştiren siyasi ve askeri liderler başta Hitler, Himmler, Eichmann insanlık tarihinin en utanç verici bölümünü organize ettiler ve bu kişilerin ahlaken yozlaşmış olduklarını söylemek yetmiyor. Insanın içinden onların kötü olduğunu söylemek geliyor gerçekten.
Sayfa 12 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
“…savaştan önce gerçekleşen diğer her şey gibi başka bir çağdan kalma bir olay gibi geliyordu bana. İnsanlar savaşla ilgili anılarını yazarlarken bu cümlenin neredeyse her zaman geçtiginin farkındayım. Neredeyse her zaman geçer, çünkü doğru. Hayatta kalanlar için savaş, benzersiz ilkeler ve süreçlerle belirginleşmiş, içine kapalı bir yaşam fasılasını tasvir eder. İnsan savaşı neredeyse gerçekdışı bir çerçevede hatırlar. Savaşta yaşananlar başka hiçbir yerde yaşanmaz. Savaş dışında nerede çocuklar beş santigrat derecede ders görürler ve tek parmaklı yün eldivenler takmalarına rağmen not tutmaya çalışmak zorunda kalırlar?”