Türkler hoşgörüye dayalı İslamı benimsediler
İran ile Türkiye arasındaki dinsel etki farkının bir nedenini de İlber Ortaylı vurguluyor: Çağdaşlaşma eğitime yansıdıkça, Tür­kiye'de "medrese çevresi ve ilmiyye sınıfı" bunun dışında kaldı ve toplum yaşamındaki eski egemen rolünü yitirmeye başladı. Oysa İran'da "ruhban sınıfı", çağdaş eğitimi de alarak yerini ko­ruyabildi ve Şah'ın devrilmesinin ardından yönetime tamamen egemen olması zor olmadı. Türkler Anadolu'ya yerleşirlerken, kendilerinden önce bu topraklarda yaşayan insanlar ve kültür­lerle yeni bir sentez oluşturdular. Eski kültürlerinde bulunan de­mokratik öğelerin de yardımı ile farklı olana hoşgörü ile bakma­sını öğrendiler. Arap ve İran kökenli tarikatlar "Allah korkusu"na dayanırken, Anadolu tarikatları "Allah sevgisi" üzerine ku­ruldu. Mevlevilik, Bektaşilik, Babailik bunun somut örnekleriyle doludur. Aynı kökenden gelen Anadolu Alevileri ile Orta Doğu Şiileri arasındaki ayrım ise çarpıcı ve düşündürücüdür. Mustafa Kemal, işte bu "farklı oluşum"un kaynaklarını değerlendirerek, laikliği de içeren "aydınlanma devrimi"ni gerçekleştirdi. Bu kül­türel ve toplumsal kalıt olmasaydı, İslam ülkelerinin bugün bile gerçekleştirmeye cesaret edemedikleri bir devrim, herhalde çok daha zor olurdu.
İnsanların ellerinde sınırlı bir hareket alanı vardır ve bu hareketleri yineler, giderek inceltip iyileştirerek başkalarının yaptıklarıyla tam aynı duruma getirirler. Buna kalıt da denir gelenek de. Adının ne olduğunun hiç önemi yok.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
David Hume
Hume, Hıristiyanlığı çoktan terk etmiş, "Mucizeler Üstüne" denemesinde, Hıristiyanlığa inanmanın "sürekli bir mucize" gerektirdiğini ileri sürmüştür. İnceleme'den ayırdıktan on yıl sonra, 1748'de bu denemeyi yayımlamakla, Hume kendi dinsel düşüncesini kamuoyuna açıklamakta artık geri dönülemeyecek bir noktayı aştığını fark ederek "bir inançsız karakteri"ni benimsemeye razı olmuştur. Bu kararını, 1757'de mizahlı bir biçimle ayrıntılamaktadır: "Sanırım, artık Tarih yazmayacağım, doğrudan doğruya Tanrı'nın Duasıyla On Emre ve tek Kateşizme saldıracağım; İntiharı ve Zinayı salık vereceğim; ve Tanrı canı isteyip de beni kendi yanına çekinceye dek böyle devam edeceğim." Birkaç yıl sonra da Paris'ten kızgınlıkla şöyle seslenmektedir: "Bazıları benden Tory (tutucu) olmadığım için nefret ediyorlar, bazıları Whig (liberal) olmadığım için, bazıları Hıristiyan olmadığım için; ama hepsi de İskoç olduğum için." Yine Paris'ten, İngiliz ulusunu, "en derin Budalalığa, Hıristiyanlığa ve Bilisizliğe hızla batıyor" diye kınamaktadır. 1766'da da, koruması altına aldığı Rousseau için, "Kendisini Kutsal Kitaba vermiş, gerçekten kendine özgü bir yolda bir Hıristiyandan pek az iyi (bir kişi)" demiştir. 7 Temmuz 1776'da ölümün eşiğindeki filozof, James Boswell tarafından dinsel inançları konusunda sıkı bir soruşturmaya tabi tutulmuştur. Bu dedikoducuya göre, Hume "bütün Dinlerin Ahlakının kötü olduğunu açıkça söylemiş"tir. Boswell sözüne şöyle devam etmektedir: "Bazı çok iyi insanların dindar olduklarını bilmesine karşın, bir adamın dindarlığını işitince, sahtekarın biri olduğuna hükmettiğini söylerken şaka etmediğine eminim... Ona büsbütün Yokolma düşüncesinin kendisini hiç mi rahatsız etmediğini sordum. Hiç de değil; Lucretius'un gözlemlediği gibi, bir zamanlar hiç varolmadığım
Felsefe
-Belki böylece iki ırmak arasındaki bu verimli toprakları kardeşlerinin kanıyla sulamak yerine sevgiyle eker biçerler. Belki akıllanır, ömürlerini bir düğüne dönüştürerek mutluluk içinde yaşarlar. Belki gelecek kuşaklara acıyı değil sevinci, gözyaşını değil gülümsemeyi, kini değil sevgiyi, ölümü değil, yaşamı kalıt bırakırlar. Belki...
Sayfa 366·Kitabı okudu
Evrim devam ediyor (bazıları için umut var hala :D )
Paleolitik dönemin sona ermesiyle insan vücudunun evrimi de sona ermemiştir. Aksine, doğal seçilim hala etkinliğini sürdürmektedir ve insanlar, ne kadar az da olsa, hayatta kalan ve yeniden kendileri de üreyen çocuk sayısını etkileyen varyasyonları kalıt aldıkları sürece devam da edecektir. Sonuç olarak, vücutlarımız atalarımızın birkaç yüz nesilden önceki vücutlarıyla tamamen aynı değildir. Aynı şekilde, bundan yüzlerce nesil sonra yaşayacak torunlarımız da bizden farklı olacaklar.
Alıntı
“Belki gelecek kuşaklara acıyı değil sevinci, gözyaşını değil gülümsemeyi, kini değil sevgiyi, ölümü değil yaşamı kalıt bırakırlar. Belki…”