Immanuel Kant
Filozofun günlük siyasi tartışmalara girmesinin doğru bir tutum olmadığını düşünen Kant, Platon'un ileri sürdüğü "filozof kral" anlayışından da ayrı bir yerde durmaktadır. Öyle ki politik güce sahip olmak, insanın sağlıklı akıl yürütmesinin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir. Kendi ifadesiyle: "Çünkü güç sahibi olmak, kaçınılmaz olarak aklın özgür karar vermesine zarar verecektir."
Felsefe
Immanuel Kant
İyi ya da kötü eylemlerle ilgilidir, kişinin duyum durumuyla değil. Bir nesne (her bakımdan ve başka bir koşul getirmeden) iyi ya da kötü olacaksa, öyle sayılacaksa bu ancak eylem türünden, istencin maksiminden dolayıdır. Bu yüzden iyi ya da kötü diye nitelenebilecek olan, eylemde bulunan kişinin kendisidir, bir nesne değildir.
Felsefe
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Immanuel Kant
Ahlakın tümel geçerlik taşıyan bir bilim olmasını sağlayan bu önsel öğelerdir. Çünkü ahlakın içgüdülerle, doğal eğilimlerle bağlantısı söz konusu değildir. Ahlak kaynağı us olan bir yasaya, kesin buyruğa (kategorischer Imperativ) dayanır, bu buyruk da yapısı gereği önseldir. Bu buyruğun özünü kuran ise tek salt değer olan "iyi istenç"tir. Öte yandan bu "iyi istenç", yalnız insanı ilgilendiren bir ödevdir; ödev ise "usun sesi"dir, en yüksek değeri içeren bir öğedir. Bu duyuda sevgi, acıma vb. duygusal eğilimlerin izi, etkisi bulunamaz. İşte ahlak yasasına tümel geçerlik sağlayan da bu duygusal eğilimlerden arınmışlığıdır.
Felsefe
Stirner'e göre, "Ortak yarar benim yararım değil, yalnızca kendinden feragatin en uç noktasıdır.” "Devletin her zaman tek amacı bireyi sınırlamak, evcilleştirmek, tabi kılmaktır – onu şu ya da bu genelliğe tabi kılmak; birey her şeyde her şey olmadığı sürece sürer ve bu yalnızca benim açıkça işaretlenmiş kısıtlanmam, sınırlanmam, köleliğimdir" Devletin varlığı, ortak yarar ve kolektif irade kisvesi altında, Ben'in sahipliğinin küçümsenmesine dayanır. Tüm kolektifler "varoluşları için yalnızca benim kendime duyduğum saygısızlığa teşekkür etmelidirler ve bu değersizleştirmenin ortadan kalkmasıyla birlikte kendileri de yok olurlar: Yalnızca benim üzerimde var olduklarında, yalnızca güçler ve güç sahipleri olarak var olurlar." Gerçekte her kolektivite bireye karşı ve onu köleleştirerek var olur; kutsallık bir haledir. Stirner, Kant'a atıfta bulunarak, egoist ve devlet “aralarında ‘sürekli barış' mümkün olmayan ölümcül düşmanlık içindeki güçler” olarak tanımlar." Stirner hararetle ilan eder: “Ben hiçbir devlette özgür değilim."
Sayfa 107·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Kant, iyi ya da kötü talihin ne bir kişi ve eylemleri hakkın­daki ahlaki yargımızı ne de onun kendisi hakkındaki ahlaki değerlendirmemizi etkilememesi gerektiğine inanıyordu.
Sayfa 45·Kitabı okuyor
༺ Talih ༻
Hegel bir kez kabul edildikleri takdirde âlet ya da ortam metaforlarının, şeyleri kendilerinde oldukları gibi bilemeyeceğimiz sonucuna bizi dosdoğru götürdüğünü kabul eder. Ancak, bunları bilgi için birer model olarak almamız gerek-tiğini veya buna zorunlu olduğumuz düşüncesini yadsır. Bu metaforların sonuçlarının kabul edilemezliği ve kullanımlarının bir gerekçesi olmayışı konusunda taviz vermez. Fenomenlerle sınırlı bilgi, Kant'ın sunduğu bilgi, reddedilir. Hegel'e göre bu tür bilgi nihai olarak tatmin edici olmamakla kalmaz, bilgi diye anılmayı bile hak etmez. Fenomenoloji'de şöyle der: Bu hata korkusu öncelikle bir yanda mutlağın durduğunu ve bilginin diğer yanda, kendisiyle ve mutlaktan ayrılmış olarak, hâlâ gerçek bir şey olduğunu ya da mutlağın dışında kalmakla hakikatin de dışında kalmış olan bilginin yine de hakiki bilgi olduğunu önceden varsayar. Bu varsayım, kendisine hata korkusu diyen şeyin aslında hakikat korkusu olduğunu açığa çıkarır. Bu sonuç sadece mutlak olanın hakiki olması veya sadece hakiki olanın mutlak olması olgusundan ileri gelir. Aslında bilimin bi-linmesini gerektirdiği, mutlak olanın aynı zamanda hakiki bilgi de olduğunu bilmeyen o bilgiye olanak veren bir ayrımın yapılmasıyla bu yadsınabilir. [Ya da şu da düşünülebilir:] Mutlağı kavrayamayacak dahi olsa, genel olarak bilginin yine de başka bir hakikate gücü yeter." Hegel burada, âlet ve ortam metaforlarının kullanımında olduğu gibi, sınırlanmış bir bilgiyi kurtarmanın hiç sorgulanmamış düşüncelere ve ayrımlara bağlı olduğuna dikkat çekmekten memnundur. Kavramsal çözümlemeye duyulan ihtiyaç vurgulanır: "Fakat böyle amaçsız ifadelerin mutlak bir bilgi ile başka bir tür hakikat arasındaki bulanık bir ayrımdan kaynaklandığını ve 'mutlak, 'bilgi' vb. öncelikle elde edilmesi gereken
Sayfa 70