Ayrılık Provaları
### I. olmadım! dağların sabrına sığındığımdan beri olduğum yok artık benim. bulamadım, taş neden yüzünü döndü bana ne söyleyecekti eğilip baktığım su rüzgâra kapılmış sağrısı o atın bana ne dileyecekti? âh ki durmadım dünyada soluklanmak için. koyun koyuna uyuduğumuz tepedeki çimenlikten beri çok vaadiyle dünyanın çok gözler gelip geçti canımdan ama olmadım! hepsi birdi sevgilim nasılsa sonunda hepsi birdi. ### II. filizkıran fırtınasıydı hayatım! iyi hatırla! kimin yüzüyle gelmiştin bana bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı kimin yüzüyle hayatım? ayrıldığımızda kimdik şimdi hangi gövdenin içindeyiz küçük bir çıngırak çalarken sabahları.. bağışla! bazı zamanlar unutuyorum yola uzun bakmayı. bazı şarkılardan geçmeyi örneğin:
Bu yıldızlar nasıl oluştu biliyor musun?
"İnsan soyu" diyordu Rasim Amca, "iki ayağı üzerinde ilk kez doğrulduğunda yumurtadan çıkmış bir kaz yavrusu kadar beceriksiz ve acemiymiş. Dondurucu soğuk, koca dağları un ufak eden depremler, günlerce ateş püskürten yanardağlar, ağaçları köklerinden söken seller, dinozorlar, dişleri insan boyunda mamutlar, dev yarasalar ve daha nice yırtıcı yaratıklar arasında yaşamak o kadar zormuş ki, yaşayabilmek için herkes birbirine yardım etmek zorundaymış. Nemli, karanlık mağaralarda korkudan ve açlıktan titreyen insana, insan kardeşinden başka destek olacak kimse yokmuş. Ama nasıl ki, küçük kaz zamanla yürümeyi, yüzmeyi ve avlanmayı öğrenirse, insanlar da güçlüklerle savaşarak yaşamayı öğrenmişler. Ve doğayı güçlü bir boğa gibi boynuzlarından yakalayıp yere vurunca, insana komşusunu düşünmeden yaşamak daha çekici gelmiş. Güçlü olanlar bencilce davranarak, her şeyin en güzelini, en yararlısını kendilerine ayırmaya başlamışlar. Buna karşı çıkanları öldürmüş, köle yapmış, zindanlarda çürümeye terk etmişler. Böylece mavi dünyamızın bereketli toprakları kardeş kanının aktığını görmüş. Dökülen kan insanları doğru yola getirmiş mi dersin? Ne gezer, atalarımız, 'Kurt kan kokusunu duyunca azar' demişler ya, insanlar da tıpkı kurtlar gibi olmuş. Bir zamanlar uçsuz bucaksız doğanın görkemli gücü karşısında bacakları titreyen insanın burnu bir anda Kafdağı'na ulaşmış. Kendi kardeşlerini öldürdüğü yetmezmiş gibi, doğadaki öteki canlıları da yok etmeye başlamış: Toprağı kısırlaştırmış, suları kirletmiş, ormanları çöle çevirmiş. İnsanın bu yıkıcılığına yine insanlar karşı çıkmışlar. 'Böyle olmaması gerekir' demişler. 'Biz insanız, vahşetin yasalarına göre yaşamamalıyız. Geçmişte olduğu gibi hepimizin birlikte mutlu olacağı bir toplum kuralım.' Gelgelelim, tiranların hükmettiği bir dünyada
Sayfa 97 - YAPI KREDİ YAYINLARI·Kitabı okudu
Öykü
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8, Karanlığa Sunulan Armağan
Simon, ıslak saçlarının ağırlığını hissederek yukarıya doğru baktı, gökyüzünü seyretti. Gökyüzünde ilk kez bulut vardı. Kül rengi, krema rengi, bakır rengi bulutlar, kabaran kocaman kuleler gibi adanın üstüne yayılıyordu. Bulutlar, toprağın üstüne çöküp oturmuştu sanki. Bu boğucu, bu işkence edici sıcaklığı, bulutlar yaratmaktaydı her an. Müstehcen başın sırıtıp kanadığı yerden kelebekler bile kaçıp gittiler. Simon, gözlerini dikkatle kapadı, yere baktı, sonra görmemek için gözlerini eliyle korudu. Ağaçların altında gölge yoktu; inci renginde bir durgunluk her bir yanı kaplamıştı. Öyle ki, gerçek bilinen şeyler, anlatılması olanaksız bir hayale dönmüştü. Bağırsaklar, testereler gibi vınlayan sineklerle örtülü, kara bir yığın olmuştu. Bir süre sonra bu sinekler, Simon'u buldular. Tıka basa yiyip doydukları için, onun derecikler gibi akan terine kondular, içtiler. Burun deliklerini gıdıkladılar, bacaklarının üstünde birdirbir oynadılar. Sinekler yarı karaydılar, yarı ışıldayan yeşil ve sayısızdılar. Simon'un önünde, değneğe takılı duran Sineklerin Tanrısı, sırıtıyordu. Sonunda Simon dayanamadı, başını kaldırıp, Sineklerin Tanrısı'na baktı. Beyaz dişleri gördü, donuk gözleri gördü, kanı gördü. Simon'un gözleri, o çok eski, o yadsınmaz bilgiyi kabul etti. Simon'un sağ şakağında bir damar, beynini dövercesine zonklamaya başladı...
Sayfa 168 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 58.Basım, Eylül 2025·Kitabı okudu
“Sen Merim Her’in Kraliçesi’sin,” dedi iri adam Lyrna’ya, Diyar Dili’nde çok da kötü olmayan bir şekilde. “Sahte Mahlessa’yı yaraladığını duymuştum. Şimdi bunun bir yalan olduğunu görüyorum.” Eyerinde öne doğru eğildi. Kara gözleri parıldıyordu. “Zayıfsın.” Lyrna zar zor ayağa kalktı ve öksürmemek için kendini tuttu. “Onu yaralayan gerçekten bendim,” dedi Lonakça. “Bir bıçak ver, seni de yaralayayım.” İri adamın yüzü seğirdi ve eyerinde arkasına yaslandı. Sonra homurdanarak midillisini tekrar köye doğru çevirdi. “Dağın Hizmetkârları’na kapım her zaman açıktır,” dedi Davoka’ya ve atını dörtnala bir şekilde sürmeye başladı. “Güzel konuştun, Kraliçe,” dedi Davoka saygılı bir şekilde. “Tarihin yanında,” dedi Lyrna, “en sevdiğim konu diplomasidir.” Bunu dedikten sonra bayılarak yere yığıldı.
derim ki sana: nehirler boyunca git! nerelerde ve niçin durgundur nehirler, nerelerde ve niçin hırçındır nehirler, nerelerde ve niçin mendereslidir, nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler, gözlerinle gör, duy kulaklarınla! gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere! (…) büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın. büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşar üstünden, dolanır yanını yöresini. yokuşsa yolu, koşamıyorsa, menderesler çizer nehir. uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini nehir, açar kanatlarını; ve varır varacağı yere, oraya, denize!
nehirler aka aka… - pdf·Kitabı okudu
Alıntı
Gözler insan vücudunun en önemli duyu organıdır. Dış dünyayla ilgili bilgilerin yüzde seksenini gözler aracılığı ile elde ettiğimiz saptanmıştır. Yaptığımız onca konuşma ve dinleme faaliyetine rağmen biz insanlar, temel olarak görsel hayvanlarız diyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında yakın akrabalarımız maymunlardan pek de farkımız yoktur. Başın hemen ön kısmında yer alan iki adet göz ve sağladıkları üç boyutlu görüş açısı ile tüm primatlarda görsellik ön plandadır. İnsan gözünün çapı 2.5 santimetre kadar olmakla birlikte göz, taş çağından bu yana yapılan en gelişmiş televizyon kamerasıdır. Gözbebeğinin tam arkasında yer alan ve ışığa duyarlı olan retinada, beyine ne görmekte olduğumuz hakkında mesajlar yollayan 137 adet hücre vardır. Bu hücrelerden 130 milyonu ince uzun yapıdadır ve sadece siyah beyaz görüntü ile ilgilidir. Geri kalan yedi milyon ise koni şeklinde olup renkli görmemizi sağlar. Işığa duyarlı olan bu hücreler herhangi bir zamanda, aynı anda bir buçuk milyon mesajla başa çıkabilir.