• Durdum.Dinledim.Güneşler geçti üzerimden.Yağmurlar,rüzgarlar geçti.Kara kara bulutlar gelip durmuştu başımda,derken baktım,onlar da geçti.

    Bekledim.Günler geçti üzerimden.Başta saydım bir,bir,sonra bıraktım.Aylar geçti.Bir başıma oturup düşündüğüm balkonlardan, serin sessiz yaz akşamları geçti.

    Gittim sonra.Şehirler geçti yanı başımdan.Şehirler dolusu insanlar geçti,el sallamadan.Hepsini sevdim.

    Çağırdım.Ay göründü karşıdan,kuşlar geçti.İnsan yalnız gelmeyeceğini bildiğini böyle fazla çağırır dedim,acılar geçti.

    Duruldum.Yüreği dedim,yumuşak tutmalı her zaman.Kurumuş olan kırılır ancak.Ağrılar geçti.
    Çoğaldım.Bir bebek doğdu evde,gülerek uyandı her sabah.

    Gözlerim doldu izlerken.Göbek bağının düştüğü gün,tüm birikmiş üzüntüler geçti.

    Öğrendim.Başkasının yüzüne onu önemsiyormuş gibi bakmanın ayıbını,oyunlar geçti.Komşular aradılar; öksürüğün nasıl oldu diye,yemek getirdim evde yoktun diye, sen çiçeklerini suladım diye,ümitsizlikler geçti.

    Oturup ağladım sonra tüm bu geçip gidenlerin rahatlığından.Ağaçlar gibi döktüm kuru yapraklarımı,yenilendim,tazelendim.Yeni köklenmiş bir fide gibi berrak,umutlu ve huzurlu şimdi zihnim.Ne öfkem kaldı, ne özlemim.Hepsi geçti.Hepsi geçti.
  • Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; 
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; 
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; 
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
    İçimde damla damla bir korku birikiyor; 
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; 
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; 
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; 
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; 
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! 
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; 
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; 
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; 
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; 
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! 
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; 
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; 
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! 
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; 
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; 
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; 
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! 
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...
    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.
    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; 
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.
    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; 
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
  • Yusuf idim Davut oldum
    Bulut oldum barut oldum
    Bir oldu beş duyu
    Hepsi de ateş duyu
    Sildim dünyayı
    Kara sevdayı
    Kuru sevdayı
    Koptu deli yüreğim
    Koptu kıyamet
  • Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi... II Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi, Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi, Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri, Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında. Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin kafatasında. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz. Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları. Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur... Ne senin anladığın kadar, kaldırımları... III Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece, Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler. Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince, Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der. Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de, Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp. Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de, Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp. Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım, Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı. Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı, Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
  • “Müşteri,” demiş dükkâncılardan biri, “sokakta her gün onbinlercesini gördüğü o bıyıklı, çarpık bacaklı, kara kuru vatandaşlardan birinin sırtındaki paltoyu değil, uzak ve bilinmeyen bir diyardan gelen yeni ve ‘güzel’ bir insanın giydiği ceketi sırtına geçirmek ister ki, bu ceketle birlikte kendi de değiştiğine başka biri olabildiğine inanabilsin.”
  • VEDA

    Artık iş kalmadı yarenler bizde
    Tökezliyor olduk yazıda düzde
    Şairdik,hatiptik,yazardık sözde

    Ekmeği yemeğe ağızda diş yok
    Dedik ya efendim bizlerde iş yok

    Sağ yanım titriyor,sol yanım tutmaz
    Nabzım tekler durur,muntazam atmaz
    Ayağım bir türlü ileri gitmez

    Ağzım her an kuru,gözümde yaş yok
    Artık bundan böyle bizlerde iş yok

    Bir secdeye varsam başım dolanır
    Ne yesem ne içsem,miğdem bulanır
    Bütün dertler birbirine ulanır

    Yuvamız da bomboş uçacak kuş yok
    Hayra yorulacak hayal yok,düş yok

    Yakını uzağı seçemez oldum
    Bir ufak hendeği geçemez oldum
    Bir bardak soğuk su içemez oldum

    Tatlılarda bile lezzet yok,tat yok
    Benim bu halime takacak ad yok

    İki adım atsam durmaz düşerim
    Eski hallerime şimdi şaşarım
    Allah’ım ben böyle nasıl yaşarım

    Kendimi kollayacak gövdede baş yok
    Bağrıma basacak evlat yok,eş yok

    Yaşıtlarım birer birer ölüyor
    Yeşil yaprak kara toprak oluyor
    Azrail de baş ucumda soluyor

    Üstüme dikmeye ağaç yok,taş yok
    Arkamdan vermeye yemek yok,aş yok...

    Osman Yüksel Serdengeçti
  • bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...IIBaşını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...IIIBir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...