Türkiye'nin en büyük problemlerinden biri insanların artık ahlaksızca başkasının hakkını yemeyi bile kendi nasibi olarak görmesidir. "Bu bana nasip olarak verildi," diyorlar. Kimse "Ben bu işin adamı değilim," diyemiyor.
1960'larda memlekette bir pırıltı vardı. Millet kıpırdanıyordu. Eğri doğru, birdenbire müthiş bir siyasal katılım yaşadık; önemli bir tenkit dalgasına şahit olduk. Herkes konuşuyor, gerektiği yerde tenkit ediyordu. Ne kadar canlı bir ortammış meğer. Toplumun tenkitçi olması lazım. Buna çok dikkat edeceksiniz ve kendiniz de bir ödev olarak göreceksiniz. Çok önemlidir. Küçük insanlarla yöneticiler, küçük menfaatler için aynileşmeye başlarsa orada yolsuzluk, irtikap, rüşvet, ahlaksızlık düzeni hakim olur.
Etrafa bakmak bir sanattır; hayattaki incelikler buradan doğar. Etrafına bakmayı bilen insanların şehirleri de ona göre olur. Bu insanlar ırmağın akışıyla, rüzgarın esişiyle oynamazlar; şehirlerini coğrafyayla, tabiatla uyumlu kılarlar.
"Durun ve etrafa bakın, elinizdeki işi bırakın, bir durun, etrafa bir bakın, nereden gelip nereye gittiğinizi bir düşünün." Tolstoy