• 573 syf.
    ·49 günde·Beğendi·10/10
    HAYAT AŞK SOSUNA BULANMIŞ KOKUŞMUŞ BİR ETTİR!

    Şarkının sonu...
    Dünyanın sonu...
    Gecenin sonu...
    Aşkın sonu...
    Hayatın sonu...

    Sona ulaşmak için başlayan insan hep kaybeder , hayatın kuralı budur :
    Başlayan her şey bitmeye mahkumdur!
    Geçer yani, her şey geçer!..

    Bir gün hayat bitecek...
    Dünya bizi terk edecek...
    O yüzden kimi insan:
    Kısa keser...
    Vazgeçer...

    Dışlanan, itilen, yalnızlaştırılan kahramandır Ferdinand , yarattığı Ferdinand’a benzer belki de Ferdinand Celine .

    Toplumsal yaralara değinirken bireyin çıkmazlarını, bunalımlarını da anlatarak sorgulayıcı var oluşçular gibi görünse de ;yazar, hödüklüğü, aptallığı, sapıklığı, çirkinliği, ihaneti, boş vermişliği anlatan yeraltına aittir.
    Kahramanların içe dönük, isyankar, genellemelere aykırı, ayrıntıcı ve sorunlu insanlar olması Günday’la benzeşir.
    Ayıpsız...
    Yasaksız...
    Tüm açıklığı ve çirkinliğiyle...
    Konuşma diliyle...
    Kesip biçerek...
    Takıntı yaratarak...
    Yaralar açarak...
    Argoyla...
    Küfürle... Anlatmaz, kusar adeta.
    İç monolog tekniğiyle kahramanların en gizli ve en çıplak yanlarını da okura aktarır .

    Siyaha, karanlığa, geceye ait insanlar var etrafımızda.
    Yolculukta olan...
    Yalnız...
    Yorgun...
    Umutsuz...
    Yitik...
    Her zaman her şeye geç kalan
    Ve hep pişman
    Metanetsiz!..
    Hassas!..
    Basiretsiz!..

    Dünya ihanetlerle dolu,
    Kepazelik diz boyu,
    Sefillik içinde yaşayan insan:
    Sevgi yoksunu...
    İnsanlık bezgini...
    Hepimizin sicili bozuk...
    Kolaysa:
    KATLAN BU HAYATA

    HADİ MUTLU OL!
    MUTLU ET!

    Ben bu kitabı neden okudum ?
    Hem de 49 günde?

    Şu yüzden :

    Gecenin Sonuna Yolculuk”u geceleri okudum. Ağustos ayıydı. Terledim. Daha çok da geceleri. Çünkü romanın kahramanı Bardamu, Paris’ten Birinci Dünya Savaşı’na, oradan da Afrika’ya gitti. Sıcağın göbek deliğine. Bardamu doktor oldu ama aşık olamadı. Amerika’da yaşadı ama Ford’da işçi olarak kaldı. Sevişti ama yalan söyledi. Yaşadı ama hayat devam etti.
    Oysa benimki durdu. Çünkü kitap bitti.
    On beş yaşındaydım. Bir daha okudum. Sonra bir daha. Küvette, okulda, banklarda. Düzden, tersten, ortadan, her yerden. Hep aynı yanıt: “Gecenin Sonuna Yolculuk’u okuyorum.” Bir süre sonra kimse, o aralar ne okuduğumu sormadı. Ta ki yeniden taşınana kadar. Sonra yine aynı yanıt: “Céline okuyorum.”
     
    Yanlış anlaşılmasın, Céline’le hiçbir zaman gerektiği kadar ilgilenmedim. Diğer eserleri umurumda bile değildi. Ben sadece gecenin sonuna gidiyordum. Beş yüz sayfa civarındaki romanı okumam dört yıl sürdü. Bense hiçbir yere varamadım.
     On sekiz yaşındaydım ve hayat, kendimi öldürmemi emrediyordu. Oysa ben dört yıldır üçüncü avucum yaptığım romanı yakmakla meşguldüm. “Gecenin Sonuna Yolculuk”u ezberlemiştim. Okumama gerek yoktu. İstediğim sayfa hafızamda beni bekliyordu. Sonra unutmaya başladım. Unuttum ve biraz daha unuttum. Geriye ben kaldım. “Gecenin Sonuna Yolculuk” bana karıştı ya da tersi.
     
     
    Bugün ne Céline’in köpeklerinin adlarını, ne de eserlerinin sayısını hatırlıyorum. Bildiğim tek şey, o romandaki karakterler sayesinde kendimi hiçbir zaman (ya da daima) yalnız hissetmediğim (ya da hissettiğim), o roman yüzünden yıllarca başka kitap okuyamayıp cahil kaldığım ve varislerinin beni mahkemeye vermesi ihtimaline oynayarak Céline ailesinden herhangi biriyle tanışma umuduyla o romandan cümleler çalıp Kinyas ve Kayra’ya yamadığım.
     
     
    Kışkırtmayı ve çelişkiyi güzel sanatlar seviyesine yükseltmiş olan Céline’in romanından aklımda kalan, insan beyninin var olan tek trajik et parçası olduğudur. Trajediyi hazmetmenin tek yolu da üstadın dediği gibi ondan sarhoş olmaktan geçer. “Hiçbir şey beni büyük felaketler kadar kendimden geçiremez,” diyen Céline, sözlükteki her kavramla alay eder. Kutsal ve saygıdeğer hiçbir şey ya da kimse kalmaz. Üstadı Yahudi düşmanı olmakla suçlayanlar, bana kalırsa bağışlayıcı davranmıştır. Çünkü gerçekte Céline, insanlık düşmanıdır. Karamsar, melankolik ya da romantik değildir. Sadece bir ihbarcıdır. Kendisi dahil herkesi ihbar eder. Kime ihbar ettiğinin de bir önemi yoktur çünkü roman edebiyattır. Gerektiğinde yalanlanır. Bu yüzden roman “Yolculuğumuz hayalidir,” cümlesiyle başlar.
     
     
    Céline, amaçsızca yolculuklar yapan roman kahramanı Bardamu’yü iki Dünya Savaşı arasında yaratır. Ancak romanın karanlığı ve dumanı, dönemine özgü savaş sonrası kötümserliğinden gelmez. Céline, arasında kaldığı gerçek iki savaşın, doğum ve ölüm olduğunu bilir. Hayattan midesi bulanacak kadar korkak ama onu yaşayacak kadar da cesur olan Bardamu, sayısız üç nokta, üretilmiş kelimeler ve sert cümleler içinde sayfadan sayfaya adım atarken, okur sadece izler.
     
    Kendisini onun yerine koyamaz çünkü kimse Bardamu kadar kendinden iğrenmez.
     
    Bardamu bir gösteridir. Bittiğinde, ne yuhalanabilen ne de alkışlanabilen bir gösteri. Merak eden, Céline’in kendine özgü Fransızcasına rağmen Yiğit Bener tarafından olağanüstü bir başarıyla, olabildiğince az kayıpla Türkçe’ye tercüme edilmiş halini okur. Çok merak eden Fransızca öğrenir. Daha çok merak eden aynaya bakıp hayatını düşünür. Gecenin sonuna aynadan gidilir. Dönmemek için de aynayı kırmak gerekir.
     
    Artık okumuyorum. On birinci ve son kez satın aldığım romanı da kaybettim. Büyütmeye gerek yok. Céline’in de dediği gibi “Daha fazla sözünü etmeyelim.”
     
    Üstat ölür. Trajedi kalır. Onu ihbar edene verilen ödül acıdır. “Gecenin Sonuna Yolculuk”un aldığıysa Renaudot adını taşır. Bu yazının üzerinde gözlerini kaydıranlar arasında okuduğu roman sayısı bini aşmış olan vardır. Benim okuduğum ve anladığım roman sayısıysa parmak hesabıyla ölçülebilir. Sol elimin orta parmağı bu hesap için yeterlidir. Boşlukla doldurulmuş Bardamu’nün değdiği her toprağa tükürmüş ve edebiyat bilgisi çok sınırlı olan ben, Céline için ölür ve öldürürüm.
     
    Hakan Günday'ın notu:
     
    Yukarıdaki paragrafların tamamı, sırasıyla Picus, Hayvan, Karakalem adlı dergilerde ve Vatan Kitap’ın geçmiş iki sayısında yayımlanmıştır. Ancak Céline hakkındaki düşüncelerimi ifade etmeme yetecek daha uygun kelimeler bulunmadığı için söz konusu kelimeler, yeniden ve aynı sıralamayla kullanılmışlardır. Çünkü Céline edebiyatı, hakkında altı kez aynı metni yazacak kadar saplantılı olduğum bir konudur. Sonuçta, son nefesimden birkaç dakika önce beni bulursanız, yukarıdaki cümleleri ezberden okuyabildiğime ve içeriğine inancımın asla değişmemiş olduğuna tanıklık edebilirsiniz. Yeter ki sol elimin orta parmağını kaldıracak güce sahip olayım. Gerisi kolay. Çünkü gerisi yok. Belki bir de Türkçe Sözlük var.
     ..........
    Bazen kendimizi yalnız, sefil, farklı, umarsız, çirkin... hissederiz ya !
    Aslında yalnız değiliz!
    Hepimiz aynıyız!..
  • Ölümü seven insanların arasında yetişmek; uyarılardan yoksun olmak; korku duymak; yaşamı tekdüze ve sıkıcı kılan koşullar; insanlar arasında doğrudan, insanca ilişkilerle belirlenen bir düzenin yerine mekanik bir düzenin bulunması.