Bu yüksek iade-i ziyaretin üstünden henüz bir hafta geçmişti. Cahit'e komşuları Ahmet Bey'in hanımı vasıtasıyla ilk dünür geldi. Cahit, Malatya eşrafından bir ailenin tek oğullarına isteniyordu. Hadiye, Macide Hanım'ın "Beyefendiyle bir görüşseniz" demesi üzerine gülümsedi. "Efendim o muhterem ailenin kızımı beğenmelerine, talip olmalarına son derece memnun oldum. Fakat Cahit henüz on üç yaşını sürmekte. Gerçekten henüz çocuk, hâlâ bebek oynamakta. Yaşıtlarıyla birdirbir oynuyor, koşmaca oynuyor. İlk olarak burada çarşaf giydi. Kusura bakmayınız Macide Hanım, evlenme işini henüz ne kızım, ne de biz karı koca düşünüyoruz."
Sayfa 407·Kitabı okudu
Anı-Hatırat
Ya 1980?
1980'e olumsuz koşullarda girdik. Süleyman Demirel gene Başbakan. Emin Bilgiç gene Kültür Bakanlığı Müsteşarı. Gene bale oyunlarını, tiyatro oyunlarını yasaklamakla uğraşıyorlar. Gene baskılar, sürgünler, kıyımlar. Sanki Sisyphe'in karabasanını yaşıyor gibiyiz. Tarihin bu çekilmez tekerrürüne Marx'ın sözleriyle bakmaya çalışıyorum: "Evet, tekerrür... Ama birincisinde trajedi olan, ikincisinde sulu bir güldürü olur..." Keşke sulu bir güldürü olsa. Şimdilerde kanlı bir güldürü izliyoruz. 1980'in büyük perdesi şimdilik bembeyaz. Film mi koptu, gerçekten boş mu, yoksa yılbaşı karı kanlı bir görüntüyü mü kapatıyor? Hep birlikte anlayacağız.
Sayfa 210·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Ben sana tipi ha geldi, ha geliyor demedim mi? Bakma Emmi'nin bu perişan haline emmin de at gördü, meydan gördü... Emme kendi hanesinde değil... Kuvvay-ı Milliyede, harpte. Süvariydi emmin... İyi ata biner, iyi silah kullanırdı. Bir al atı vardı beylik... Yavrusu gibi bakardı. Büyük Taarruzda o atınan bindirdi Yunan'a... İzmir'e dek o atınan kovaladı Yunan'ı... Terhiste nasıl öptüm yavrumu, nasıl kucakladım al'ımı... Bak gözümün önüne geldi cümle olanlar... Sonra döndük köye. Ağam ölmüş, dam uçmuş. Bir gözü ağrılıklı ana, bir karı, bir yedi sekizinde çocukla kaldım ortalarda... Aha, şu ahır sekisinde kışladık bir yıl... Derdin ne, ağrın ne, diye soran olmadı. Çok çekti Hıdır Emmin kadersiz kısrak. Bir dünya yüzü görmedi. İstedim bir atım olsun. Olmadı. Kırk yıldır ucu ucuna denk getiremedim. Oğul, uşak çoğaldı. Bir karnımızınan başa çıkamadık. At almak nerde? Zabın öküzlere kul köle olduk. Eşşek koştuk dövene... Şu öküze bak şu öküze! Şu deriye, şu kemiğe can gelecek de Hıdır bahar hergine çıkacak... Ee, Allahtan umut kesilmez. Baharı bulsun da gerisi kolay. Bıldır çektiğimizi bu yıl da çekeriz, olur biter. Tanrı ahiretimizi kara yazmasın... ... ETİMOLOJİK NOTLAR: * EMMİ: "Emmi" kelimesi, Türkçe halk dilinde "amca" anlamında kullanılan bir sözcüktür. En güçlü görüş, kelimenin Arapça ʿamm kökünden (Farsça veya doğrudan Arapça yolla) Türkçeye geçtiği yönündedir. Anadolu ağızlarındaki vokal değişimleri (ammi > emmi > emi), kelimenin Türkçe fonetik yapısına uyum sağlama sürecini göstermektedir. Kelime, standart yazı dilinde "amca" biçiminde yerini almış, ancak halk ağzında ve bazı yörelerde "emmi" olarak yaşamaya devam etmiştir. * BEYLİK: "Beylik", Türkçenin en eski katmanlarından gelen "bey/beg" köküne Türkçe yapım eki "-lik" getirilerek oluşturulmuş tamamen Türkçe
Sayfa 87 - Ötüken Yayınevi·Kitabı okudu
Edebiyat
Ölümsüz bir aşk istiyorsan Ölümsüz'e âşık ol kâri. Ölmeyen'e âşık ol. Zira beden ölür toprak olur, can bedenden ırak olur, dünya dahi helak olur. Lakin aşk varsa gönlünde insanın ölüm ona vuslat, ölüm ona yar... Yunus'un da dediği gibi; Âşıklar ölmez... Lakin yetmiyor gücümüz ölmeyen ölüleri görmeye...
Sayfa 11·Kitabı okuyor
İnsan herşeyi okumalı mi ?
Birader sen de amma zayıf kalbli adamsın. İnsan her şeyi okumalı. Fakat hiç birinin müfrit taraftarı ve mutaas. sıbı olmamalı. Kararlılık, ihtiyat ve itidali elden bırakma-malı. Fikirleri tarta tarta okumalı. Gerçekten bu gibi ki. tapların okunması insanı, özellikle gençleri tabii biraz sar-sar. Ben bunları okurum da sarsılmam demek, boş lakır. tıdır. Çünkü insanın hamama girip de terlememesi, denize düşüp de ıslanmaması mümkün değildir. Gözünüze bir zerre, dişinizin arasına ufacık bir şey girse sizi son derece rahatsız eder. Çıkaracağım diye uğ-raşır durursunuz, çıkarmayınca da rahat ademezsiniz. El. bette taptaze dimağınıza bir takım vahşi fikirler girince gereği gibi huzurunuzu bozar. Derde bakınız ki onlar pen-se ile değil, kelpeten ile de çok çıkar. Aykırı felsefî fikir-lerle oynamak herkesin kârı değildir. Öyle şeylerle uğra-şan bir adam labratuvarında çalışan bir kimyacı gibi ol-malıdır. Kimyacı bir takım kimyasal maddeler hakkında ilmi araştırmalar yaptığı esnada onların içindeki zehirli maddelerin zararlı tesirlerinden kendini korumak için na-sıl bir çok tedbirler alırsa, felsefe ile uğraşanlar da tıpkı o kimyacı gibi ihtiyata uyması gerekir. Zira o fikirlerin için-de öyle helâk edici, öyle zehirli fikirler vardır ki insanı bir anda yere serip öldürür. Kürtçe çeviri Bira, tu mirovekî pir lawaz î. Divê mirov her tiştî bixwîne. Lê divê mirov nebe alîgirê tundrew an fanatîk ê tiştekî. Divê mirov biryardarî, hişyarî û nermbûnê bernede. Divê mirov ramanan bi baldarî bixwîne. Bi rastî, xwendina pirtûkên weha bi xwezayî mirovan, nemaze ciwanan, dihejîne. Gotina "Min ev xwendin û ez ê nehejînim," axaftinek vala ye. Ji ber ku ne mimkûn e ku mirov bikeve serşokê û xwêdan negire, an jî bikeve deryayê û şil nebe. Ger tozek bikeve çavê te, an tiştek piçûk di navbera
Ölümsüz bir aşk istiyorsan Ölümsüz'e aşık ol kâri. Ölmeyen'e aşık ol. Zira beden ölür toprak olur, can bedenden ırak olur, dünya dahi helâk olur. Lakin aşk varsa gönlünde insanın ölüm ona vuslat, ölüm ona yâr...
Reklam
Reklam