Bir gün sonra, yeniden
Güçlü merkezi devletlerin hemen hepsi büyüme çağında müthiş bir enerji salmışlar. Başkentte büyük bir bayındırlık patlaması görülmüş. Kısa bir müddet başkentten taşraya zayıflayan dalgalar halinde bir üslup, bir yaşam tarzı, bir mimari yayılmış. Sonra memleketin iliği kurumuş. Başkent o ilk hamlenin hızıyla bir süre gitmiş. Sonra o da çökmüş.
Osmanlı: Osmanlı'nın parlak çağı 50 sene, bilemedin 70 sene: 1480-1550. Bu devirde üç başkentte etkileyici işler yapılır. Taşranın istisnasız her kentinde, fetihten az sonra yapılmış bir-iki vasat cami vardır (İstanbul'dakilerin zayıf birer kopyası, 1300-1450 döneminin cesur yaratıcılığına oranla kişiliksiz yapılar). Sonra HİÇ.
1590'lardan sonra Osmanlı devleti bir cesettir. Taşra taş devrine döner, nüfus azalır, asayiş çöker, göçebelik artar. 1550-1850 döneminde taşrada kayda değer yapılara bak: İshakpaşa sarayı, Hoşab kalesi, şimdi artık var olmayan Ünye sarayı, Bolaman konağı, Datça konağı, vs. HEPSİ de merkezden az çok bağımsızlık ilan etmiş yerel derebeylerinin eseridir. Devletin değdiği yerde (16. yüzyıldan sonra) ot bitmemiştir.
Tanzimat'la beraber canlanma başlar. Şehirleşme hızlanır. Yollar, saat kuleleri, okullar, hükümet konakları yapılır. Konut mimarisi canlanır. 19. yüzyıl sonlarında cami (ve kilise) yapımı hareketlenir. Devlet hâlâ aynı devlettir, ama ekonomik yaşantı üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başlamıştır. Taşrada ticaret burjuvazisi türer (Çoğu gayrimüslimdir, ama onlardan alınan haraçla yerel bürokrasi ve cemaat kurumları da kıpırdanmaya başlar). Kapitülasyonlar sayesinde Türkiye kalkınmaya başlamıştır.
Avrupa: 16. yüzyıldan itibaren Fransa Avrupa'nın en merkeziyetçi devleti. Sonuç: 400 yıl boyunca dünyanın en şaşaalı kenti olan bir başkent; taşra ise (Türkiye kadar olmasa da)
Sayfa 180 - Liber Plus Yayınları / Korkuyla güzellik olmaz / 28 Ekim 2010