Dünyanın, gördüğüm dünyadan daha fazlası olmadığını biliyorum. Yaşadığım kasaba ve şehirleri yaşayamadıklarımın birer sureti sayıyorum, gidilmiş yerler gidilmemiş yerlerin imgeleri tarafından istila edilmiştir.
Sayfa 136
Bir gün sonra, yeniden Güçlü merkezi devletlerin hemen hepsi büyüme çağında müthiş bir enerji salmışlar. Başkentte büyük bir bayındırlık patlaması görülmüş. Kısa bir müddet başkentten taşraya zayıflayan dalgalar halinde bir üslup, bir yaşam tarzı, bir mimari yayılmış. Sonra memleketin iliği kurumuş. Başkent o ilk hamlenin hızıyla bir süre gitmiş. Sonra o da çökmüş. Osmanlı: Osmanlı'nın parlak çağı 50 sene, bilemedin 70 sene: 1480-1550. Bu devirde üç başkentte etkileyici işler yapılır. Taşranın istisnasız her kentinde, fetihten az sonra yapılmış bir-iki vasat cami vardır (İstanbul'dakilerin zayıf birer kopyası, 1300-1450 döneminin cesur yaratıcılığına oranla kişiliksiz yapılar). Sonra HİÇ. 1590'lardan sonra Osmanlı devleti bir cesettir. Taşra taş devrine döner, nüfus azalır, asayiş çöker, göçebelik artar. 1550-1850 döneminde taşrada kayda değer yapılara bak: İshakpaşa sarayı, Hoşab kalesi, şimdi artık var olmayan Ünye sarayı, Bolaman konağı, Datça konağı, vs. HEPSİ de merkezden az çok bağımsızlık ilan etmiş yerel derebeylerinin eseridir. Devletin değdiği yerde (16. yüzyıldan sonra) ot bitmemiştir. Tanzimat'la beraber canlanma başlar. Şehirleşme hızlanır. Yollar, saat kuleleri, okullar, hükümet konakları yapılır. Konut mimarisi canlanır. 19. yüzyıl sonlarında cami (ve kilise) yapımı hareketlenir. Devlet hâlâ aynı devlettir, ama ekonomik yaşantı üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başlamıştır. Taşrada ticaret burjuvazisi türer (Çoğu gayrimüslimdir, ama onlardan alınan haraçla yerel bürokrasi ve cemaat kurumları da kıpırdanmaya başlar). Kapitülasyonlar sayesinde Türkiye kalkınmaya başlamıştır. Avrupa: 16. yüzyıldan itibaren Fransa Avrupa'nın en merkeziyetçi devleti. Sonuç: 400 yıl boyunca dünyanın en şaşaalı kenti olan bir başkent; taşra ise (Türkiye kadar olmasa da)
Sayfa 180 - Liber Plus Yayınları / Korkuyla güzellik olmaz / 28 Ekim 2010
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hem gönlünden geçeni, hem de kendine yakışanı yapacaktı Tacettin. Kim ne derse desin, ne pahasına olursa olsun evlenecekti Patricia’yla. Ailesinin şiddetle karşı koyması, kasaba ahalisinin en insafsız dedikodularla kazan kaynatacak olması umurunda bile değildi.
Doğan Kitap·Kitabı okuyor
Martılar da uçarken İyi bilirler denizin dibini Peygamberler de Birer deniz avcısı değil miydi Kudüs'te Hazırlandı kaya Yerden yükselmeye bir parça Ata binen süvariye İlk dayanak ve ilk adak Şehit gidişine kasaba taşlarının katılışı İsa da gelmişti Arkasında bir fosfor çizgisi Musa da gelmişti Mermer levhalar dikilmişti İbrahim de gelmişti Çevresi ateş bir çemberdi Zeytindi sağı Kudüs'ün Solu volkandı Yusuf da gelmişti Sağ yanında Bünyamin'di Süleyman da gelmişti Gelişini kadim bir karınca bildirmişti Davud da gelmişti Yankılanmıştı Gür bir demir sesiyle Mescid-i Aksa'da Ayak sesi Eyyub da gelmişti Kudüs iyileşmişti
Şiir
İdris İshak ve Şit azığı İlyas gölgesi Bir Yusuf akşamı İlerde bengisu doldurulmak için Bünyamin'in yüküne saklanmış Gümüş su tası Yakub'un koyun postu İbrahim atlası Bekçiyse Musa'nın asası İşte böyle bir tören içinde açıldı gök sofrası Bu bir yas mıydı düğün müydü Büyük bir şehirden geçen Bir kasaba halkası Sona eriyor demekti bir dağ çağı Orda anlatıldı gece yarısı Bir iç çağrısı gibi sofradan Ve İsa' dan yükselen Havariyun'da yankı yapan Gelecek dönemin Mekke çağrısı Gelecek vakitlerin mescitleri kurulsun diye Onlar yıkıyorlardı mihrabında Putperest ateşler yakılmış Ön cephesi yerinden oynamış tapınağı Orda anlatıldı Cebrail'in yaprakları Orda katıldılar Bedir Savaşı'na Yeşil sancak tuttular Durdu sancak Orda da görüldü alkışlandı Hendek Savaşı'nda Kayaların kıvılcımlarında Yanıp söndüğü gibi
Şiir
Asılanı ıslatan bu yağmura Taşların yaklaştığı bir düğün dünyasında Gölgeni büyüttün sen boyuna Bir kav evine döndün Yanık bir azık oldun ezik çakmaklara Anne merdivenden indi yalvarışlarla Dostun ölümünü yeni öğrenen bir yüzdü artık baba Yüz çizgileri derindi zaten daha derin oldu Ayakkabı çıkarılmadan giyildi yeniden Unutuldu iyice fark edilmiş kuşluk ikindisi - Kuşluktu ama ikindi gibi - Alıp götürüyor o arkadaş kuşkusuz Birlikte boyadığımız iplikleri şimdi demek ki Gidiyor ama kim gibi Zekeriya gibi mi İsa gibi mi Baba düşünüyor Yeni bir Dicle kıyısından dönmüş olarak Sırtında kırların ilk ırmak izleri Bu yürüyüş bir düşünüş gibi Kafanın bir duvarından bir duvarına Kasaba kuzeyinin sülükle döğmeli sularına Karınca köylerine cin yurtlarına Hızırın içinden geçmeye çalışan bir şeytana Çocuk ve süt umulan peri yurdu bir pınara Pazartesinden pazara Cumartesinden cumaya Eve varıldığında İçinde bir Yunan heykeli büzülmüş gibi Ölümün kıyısında kıvrılmış örtüler Örtüler birdenbire artar çoğalır nerd"vse ürer bir evde Bir göz yeni örtülmüşse size
Şiir