Kayaberk İpek

10/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2024 77. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2024 18:45
İyi öykü kitabı okumanın bambaşka bir keyfi var. Kaçan Ayna da buna çok ama çok iyi bir örnek. İtalyan fütürist Giovanni Papini'nin birbirinden şahane on kısa öyküsünden oluşan bu seçki, Jorge Luis Borges gibi bir edebiyat devinin süzgecinden geçerek karşımıza çıkıyor. Bu iki ismin yan yana gelmesi bile kitabı okumak için başlı başına yeterli bir sebep. Papini'nin hikayeleri, yüzeyde fantastik bir üslupla süslenmiş olsa da satır aralarına inince aslında son derece kasvetli ve karanlık temaları barındırıyor bünyesinde. Papini, öykülerinde ölüm, yalnızlık, intihar, geleceğe duyulan korku, kendinden tiksinme ve varoluş karşısında insanın beyhude çırpınışı gibi ağır, felsefi ve zorlayıcı konular etrafında dolaşıyor. Öykülerini, varoluşun kırılganlığı ve insanın kendi içindeki savaşı üzerinde kurgulayan Papini, okurunu rahatsız edici bir yolculuğa çıkarıyor. Lafı çok fazla uzatıp süslü cümleler kurmak istemiyorum. Uzun zamandır böylesine hayatın ve varoluşun anlamını yeniden sorgulamaya iten bir kitap okumamıştım. Bence Papini’ye başlangıç için de harika bir seçim. Ayrıca bu öyküleri ve daha fazlasını Düşsel Konçerto adlı iki ciltlik öykü toplamında da okuyacağım için çok mutluyum. Müthiş... Sitayişle tavsiye. "Yoksa hiçbir zaman bitmeyecek bir düşün parçası mıyım? Sonsuza dek uyuyacak, sonsuza dek düş görecek birinin düşü müyüm? Öyleyse bu ürkütücü düşünceyi uzaklaştırın benden!" "Her gün, her saat öldürüyorum kendimi, ama sık sık, en beklemediğim bir zamanda, direnişin şeytanca içgüdüsü, isteğin çılgın dürtüsü her zaman su yüzüne çıkıp, geriye, canlıların arasına, her şeyin arasına itiyor beni." "Kimsin sen? Bu soruyu yanıtlamaya çalışmış mıydım hiç? Kendi kendime kim olduğumu itiraf etmek hiç aklıma gelmiş
Edebiyat
Kaçan AynaGiovanni Papini · Dost Kitabevi Yayınları · 20081,638 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan Doğasının Buz Tarafı: Soğuk Deri
8/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2024 64. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2024 00:00
Albert Sánchez Piñol’ün “Soğuk Deri”si, en basit tabirle, Stephen King’in zihninden çıkmış gibi görünen Lovecraftvari su canavarlarıyla çevrili bir Robinson Crusoe hikâyesi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Antarktika Dairesi’nin kenarında, tüm deniz yollarından uzak bir ıssız adaya doğru bir buharlı gemi ilerlemektedir. Gemide, dünyanın sonunda bir yıl boyunca yalnız başına yaşamak üzere hava gözlemcisi olarak görevlendirilmiş genç bir meteoroloji uzmanı bulunmaktadır. Ancak kıyıya çıktığında, yerini alması gereken adamdan hiçbir iz bulamaz; sadece, adada tanık olduğu dehşeti dile getirmeyi reddeden dengesiz -deniz feneri bekçisi olduğunu düşündüğü- bir adam ile karşılaşır. Adanın geri kalanı ise orman, terk edilmiş bir kulübe, kayalar, ürkütücü bir sessizlik ve çevreleyen sonsuz denizden ibarettir. Ve ardından gece çökmeye başlar… “Soğuk Deri” aslında üzerine farklı biçimlerde okumalar yapılabilecek ilginç ve alışılmışın dışında alegorik bir roman. Hikâye boyunca, öteki/yabancı korkusunu, sömürgeciliği, hayatta kalma içgüdüsünü, yalnızlığı, aşkı ve deliliği keşfediyoruz. Roman, sadece bir hayatta kalma hikâyesi olmanın ötesine geçerek, insan doğasının karanlık ve karmaşık yönlerini hem bireysel hem de toplumsal olarak da inceliyor. Yabancı olan her şeyden duyulan korku, ön yargılar ve farklı olanı dışlama isteği, kitabın ana temaları arasında yer alıyor. Bu temalar, günümüz dünyasında hala geçerliliğini koruyan evrensel sorunlara ışık tutuyor. Ele alınan temel sorunlara mükemmel bir şekilde hizmet eden her anı gerilim ve korku dolu bir olay örgüsü okuyucuyu her an tetikte tutuyor. Jaguar Kitap‘tan Yıldız Ersoy Canpolat’ın leziz çevirisiyle… Sitayişle tavsiye. Fena halde Sigur Rós havası vardı ayrıca. “Yaşam ve gelecek, düşmana çevrilen bakışa bağlı olduğunda,
Edebiyat
Soğuk DeriAlbert Sanchez Pinol · Jaguar Kitap · 20181,775 okunma
Astrofiziğe Giriş
7/10
·168 syf.··
2024 55. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2024 15:34
Bir zamanlar hepimiz gece gökyüzüne bakıp şunları merak etmişizdir: Tüm bunlar ne anlama geliyor? Her şey nasıl işliyor? Ve benim evrendeki yerim ne? İşte Neil deGrasse Tyson, kitaba bu sorularla açılış yapıyor. National Geographic’te yayınlanan Cosmos belgesel dizisinden tanıdığımız -izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm- Amerikalı astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’ın, astrofizik konusuna ilgi duyanlar için bir başlangıç niteliğinde olan kitabı, esasen farklı zamanlarda yazdığı dergi yazılarından oluşan bir seçkidir. Kitap, okuyucuyu astrofizik dünyasının temel prensiplerinden başlayarak, elektronların gizemine, karanlık maddenin sırlarına ve bilinen ile bilinmeyen arasındaki ilişkilere kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Tyson, bilimsel konuları herkesin rahatça anlayabileceği bir üslupla ele almış. Evrenin en gizemli sırlarını, sanki bir sohbet havasında, esprili ve bilgilendirici bir tonda anlatırken, aynı zamanda okuyucuda merak uyandırıyor. Ancak, kitabın astrofizik konularına yeni başlayanlar için çokça bilimsel terimler içerdiğini belirtmeliyim; bu nedenle, hiç bilgisi olmayan okuyucuların bazı noktalarda zorlanmaları muhtemel. "Üç Cisim Problemi"ni okurken, astrofizik konulu bazı sayfalara bomboş baktığımı fark ettikten sonra bu kitabı okumaya karar vermiştim. Şahsen beğendim ve diğer kitaplarına da -özellikle Kozmik Sorular olmak üzere- göz atmayı planlıyorum. Bunun dışında, evreni merak edenlerin bu konuyla ilgili okuyabileceği ve benim de radarımda olan birkaç kitap daha var: · 50 Soruda Evren, Çağlar Sunay (Bilim ve Gelecek Kitaplığı) · Evren 101, Carolyn Collins Petersen (Say Yayınları) ·
Bilim
Acelesi Olanlar İçin AstrofizikNeil deGrasse Tyson · Nova Kitap · 2023429 okunma
9/10
·192 syf.··
2024 56. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2024 15:34
Bu ülkede iki hafta önce bir öğretmen, öğrencisi tarafından okul sınırları içerisinde katledildi. Bir an önceyse yine okul sınırları içerisinde koridorda nöbet tutan bir öğretmene veliler tarafından yumruklu saldırı gerçekleştirildi. Bunlar sadece son günlerde duyabildiklerimiz. Haberimiz olmayan daha neler oluyor kim bilir? Bugünse eğitimciler ‘can güvenliği için’ ülke genelinde iş bıraktı. Öğretmenlerin iş bırakması doğru mudur diyorlar. Öğretmen iş bırakmaz. Öğretmek sadece sınıf içerisinde yapılan fizikî bir iş değildir. Bu da bir değer eğitimidir, değerlere sahip çıkarak öğrencilere ve topluma değer eğitimi yapıyorlar, öğretmen örnek davranışlarla 24 saat iş yapar. Neyse. Böylesi utanç tablosu bir günde öyle fiyakalı cümleler kuracak halim de hevesim de yok. Fakat yine de Brezilyalı pedagog Paulo Freire’nin Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler kitabından bahsetmek istiyorum. Öğretmeye Cesaret Edenlere Mektuplar alt başlığıyla yayımlanmış bu kitapta, Freire’nin eğitim alanında farklı konuları ele alarak yazmış olduğu on mektup bulunuyor. Öndeyiş, Giriş, İlksöz ve Sondeyiş kısımları da alanında yetkin farklı isimler tarafından yazılmış ama bunlar bile müthiş bir katkı yapmış kitaba. Kültür İşçileri Olarak Öğretmenler, çağdaş eğitim sistemlerinin sıklıkla eleştirilen yönlerine odaklanarak, öğrencilerin sadece bilgi depolama araçları olarak görülmesine, pasif bir şekilde bilgi aktarımına ve öğretmenlerin mücadeleci kimliklerini bastırmaya çalışarak onları edilgen bir konuma indirgemeye çalışan kapitalist bankacılık eğitim modeline dayalı öğretim yöntemlerine bir meydan okuma niteliği taşıyor. Eğitimcilerin toplumdaki rolünü yeniden düşünmelerini ve sosyal değişimin araçları olarak potansiyellerini benimsemelerini teşvik eden bir manifesto, bir uyarı veya bir çağrı… ne
Eğitim
Kültür İşçileri Olarak ÖğretmenlerPaulo Freire · Yordam Kitap Yayınları · 2019190 okunma
7/10
·269 syf.··
2024 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2024 00:43
Tam olarak bir “ne umdum ne buldum” kitabı. Gerek isminden gerekse de “etimi kemiren ilk kurda...” gibi etkileyici ithaf kısmından dolayı daha karanlık ve melankolik bir anlatı bekliyordum. Kitabı ilk elime aldığımda o malum şarkı çalmaya başlamıştı bile. Evet King Crimson, evet “Epitaph”. Hem şarkının hem de beklentimin tam tersi olarak ironi dolu muzip ve orijinal bir anlatı karşıladı beni. Ama yine eğlenerek okuduğum süre boyunca arka planda “Confusion… wil be my epitaph” sözleri yankılandı zihnimin içinde. Artık sonsuz bir istirahat halinde mezarında uzanmış olan Brás Cubas’ın, yattığı yerden kendi hayatını ve hayatına değmiş olan şeyleri otobiyografik şekilde anlatışını okuyoruz kitap boyunca. Dünyadan göçüp gitmiş olmanın verdiği rahatlık ve kayıtsızlıkla anlatıyor öz yaşam öyküsünü. Aşkından, fikirlerinden, başarısızlıklarından, yaşadığı toplumdan, siyasetten, mezar taşlarından ve felsefeden bahsediyor. 1881 yılında yazılmış olduğu düşünülürse dönem koşullarının üzerinde bir kitap. 160 kısa bölümden oluşan bu yapıtta ilgimi en çok çeken yazarın yer yer dördüncü duvarı yıkarak okura birebir seslendiği, bizimle iletişim haline geçtiği kısımlar oldu. Dediğim gibi dönemine göre oldukça modern ve deneysel bir metin. Aradan 143 yıl geçmesine rağmen hala olabildiğince diri ve canlı. Ayrıca Machado de Assis, Latin Amerika’nın en büyük yazarı olarak tanımlanıyor. Carlos Fuentes, Susan Sontag, Javier Marias, Harold Bloom gibi yazarlar dile getiriyor bunu. Bana göre de vaktinden önce doğan bir yazar kendisi. Okuyucuya müthiş şeyler katmasa da her edebiyatseverin keyifle okuyacağını düşünüyorum. Jaguar Kitap’ın seçkilerini beğeniyorum, her bastığı kitabı okurum dediğin nadir yayınevlerinden kendileri. Çeviri de su gibiydi. Kapağa yazmayı tercih etmemişler ama ben
Edebiyat
Mezarımdan YazıyorumMachado de Assis · Jaguar Kitap · 20211,051 okunma