Nevin’in Arayışın da Saadeti anlattı ve Gitti(Ah densiz adamlar)
“Babacığım,” diyordu, “ şimdiye kadarki isimlerim ‘ Konsolos un kızı’ , ‘Gazetecinin karısı’ oldu. Böyle olması da iyi oldu. Bugüne kadar hep bir şeyler peşinde koştum. Şimdi hatırladıkça bunları, utanıyorum, diyeceğim ama bir çok kelimelere kafamızda verdiğimiz anlamlar, hiç olmazsa o kelimeler kadar yanlış, yalan, kof… Sirklerde bazı ehli hayvanların adeta utanma kelimesinin anlamına yakın bir halde sinişlerini görmüştüm. Utanılacak şeylerden utanmaz olduğumuz nispette Hayvanlarla uyuşur, tabii bir ahlak telakkiimiz olsaydı, bari. işi buraya kadar getirmenin sebebini yanlış anlamamanızı rica ederim. Niyetim ahlaka çatmak filan değil. Sadece kelimelerin elle tutulur ‘concret’ olmayanlarının kıymetlerinden niçin günden güne kaybettiklerini öğrenmemden. Menfaatsiz, riyasız bir toplum aleminde iyi ve doğru bir açıklama ile elle tutulamayan ‘abstrait’ kelimeler ancak bir anlam alabilirler. Yoksa ya işimize geldiği nispette, yahut da başımıza geldiği nispette yapacağımız açıklamaların bir önemi olmaz. İşte bugüne kadar peşinde koştuğum ‘saadet’ kelimesi de bunlardan biri hem de bana izahi en mübrem (kaçınılmaz, zorunlu) geleni idi. Hikayeler, romanlar , şiirler, saadeti aramam, hatta aramadan bulmam lazım geldiğini adeta talim ediyorlardı. Arada bu kelimenin zevkten, dünya nimetlerinden, insan tabiatının bir özgörürlüğünden ibaret olduğunu söyleyen kitaplar da vardı. Bir üçüncü izah da böyle bir kelimenin bir çok kelimeler gibi uydurma bir kelime olduğunu, yaşamanın onunla, hiçbir ilgisi bulunmadığını, onsuz da başı sonu olmayan bir dünya içinde riyasız ve kıymetsiz, hiç olmazsa aldatılmış olmadan yaşanabileceğini söyleyenler de vardı. Bu üçüncü kısım kitapları daha çok beğendim. Beğendim ama birinci kısımdakilerini, denemek daha bir kolayıma geldi. Belki de
Sayfa 81·Kitabı okudu
Müzik devamı gelmemiş bir olasılık gibidir; insanlık başka yollara, konuşma ve yazı diline sapmıştır. Ama çözümlenmemiş olana bu dönüş o kadar baş döndürücüydü ki, bu cennetten çıktığımda, zeki sayılabilecek insanlarla kurduğum temas bana inanılmaz derecede sıradan geliyordu..
Sayfa 244·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Daha basit anlatayım: Boşlukta kalan bir şey yoktur. Ha­yat denen Hereke halısının birbirine ilmeklenmemiş düğü­mü yoktur, onun bununla alakası yok diyebileceğin bir şey yok, şu şunun başlangıcı değil, zaten şu da şunun devamı değil diyebileceğin hiçbir şey yoktur. Alnını kırıştıra kırıştı­ra bakar, görmezsin.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Alıntı
Türk Devrimleri Neden Eşsiz Devrimlerdir?
Anadolu Türk Devrimini Eşsiz Yapan Sebepler ve Yarım Kalan Devrimi Tamamlama Gerekçeleri Yüz yıl önce Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Türk devriminin eşsiz bir devrim olduğunu yüz yıl sonra ki çağ değiştiren kozmik devrim süreci farkındalık üreten uyanış etik ahlak anlayışı iradesi ortaya çıkarttı. Devrimler tarihi birikim ve süreç isteyen talan yalan ve yıkıma karşı uzun süren sabır ve azim isteyen hazırlık ile ortaya çıkar. Kapital soygunu döngüsü tamamlanan kötülük çağında ordular, askeri darbeler ve bölücü siyaset korudu. Askeri ve sivil darbeler devrim diye satıldı.(1960-2026) Soyguna karşı haklı mücadele edenlere soyguncu kodamanları korumak adına o insanların kendi gücü kendi aleyhine kullanıldı. Cehaleti çoğaltan her insana bir dinci bulundu, parası olan özel eğitim ve öğretim ile ayrımcılık üretti olmayana eğitim ve öğretim okulda ders veremeyen öğretmen bu yolla dışlandı. Soygun sisteminin ürettiği sayısızca hastaya bir doktor ve bir hemşire yeter dendi. Piyasa hekimliği bağımlılık üreten ilaç sanayinin ilaç şirk kurumları pazarlamacısı oldular. Vatanın doğal güzellikleri devlet tarafından ulus yararına çalıştırılması gerekir iken turizm adı altında holdinglere pazarlandı. Sağlık bakanlığı dünya sağlık örgütü ile bu soygun düzeni içinde ulusun gücü olmaktan çıktı. Hastanesi olan holdingler çoğaldı. Kapital soyguna işbirlikçi yetiştiren holding üniversiteleri çoğaldı. Vakıf dernek adı altında misyoner niyetlere eğitim öğretim sağlık turizm vb sektörlerde Türk ulusunun sahip olduğu kaynaklar sistemli bir şekilde aktarıldı. Yetki toplumdan sözde demokrasi adına sandıkta alındı soyguncu kodamanların yararına kullanıldı. Haçlı barbar soyguncu soykırımcı yayılmacı batı çalıntı gücüne ve yeryüzünde tüm işbirlikçilerine rağmen Türk devrim ahlakının
Hayata Dair
Bazı insanlar hayatınıza bir dönem için değil, bir ömür için girer. Onlarla her karşılaşma, sanki yarım kalmış bir cümlenin devamı gibidir.
Sayfa 80 - Erol Göka, Kemal Sayar'a dair·Kitabı okudu
Alıntı
Aşk bağlarından söz ediyorsunuz Eugenie; bunları asla tanımasanız olmaz mı? Ah! Böyle bir duygu, sizin için dilediğim mutluluk adına, asla yüreğinize yaklaşmamalı! Aşk nedir? Bana kalırsa, güzel bir nesnenin niteliklerinin bizim üzerimizdeki etkisinden başka bir şey olarak görülemez; bu etkiler bizim başımızı döndürür; bizi yakıp kavurur; eğer bu nesneye sahip olursak memnun oluruz; sahip olmamız mümkün değilse ümitsizliğe kapılırız. Peki, bu duygunun temeli nedir?... Arzu. Bu duygunun devamı nedir?... Delilik. Dolayısıyla, güdümüze sadık kalalım ve etkilerinden kendimizi koruyalım. Güdü, nesneye sahip olmaktır; o halde, sahip olmaya çalışalım, ama bilgelikle; ona sahip olur olmaz ondan yararlanalım; yararlanamıyorsak kendimizi teselli edelim: Benzer binlerce başka nesne, çoğu zaman da daha iyisi, onun kaybı karşısında bizi teselli edebilir; tüm erkekler, tüm kadınlar birbirine benzer: Sağlıklı bir düşünmenin etkilerine direnebilecek aşk kesinlikle yoktur. Oh! Duyuların sonucunu bizim içimize gömerek, bizi asla bir şey göremeyecek hale sokan, ancak çılgınca tapılan bu nesneyle var olmamıza yol açan bu sarhoşluk ne büyük bir aldatmacadır! Yaşamak bu mudur? Bu, bize deliliğin etkilerine pek benzeyen metafizik hazlardan başka mutluluk bırakmayarak kanımızı emen ve kemiren yakıcı bir ateş içinde kalmayı istemek değil midir? Bu tapılası nesneyi eğer her zaman sevmek zorundaysak, onu asla terk etmeyeceğimiz kesinse, bu da bir zırvalık olur, ama en azından bağışlanabilir. Bu olabilir mi? Bu ezeli bağların asla yalanlanmadığına çok örnek bulabilir miyiz? Birkaç aylık hazzın ardından nesne bir süre sonra gerçek yerine yerleştiğinde, onun sunaklarında yaktığımız günlük bizim yüzümüzü kızartır ve artık çoğu zaman bizi baştan çıkarabileceğini bile düşünemez hale geliriz.
Sayfa 107
Felsefe