Zihin, imgelerle düşünür. Ancak bir başkasıyla iletişim kurabilmek için bu imgeleri önce düşüncelere, ardından da kelimelere dönüştürmek zorundadır. İmgeden düşünceye, düşünceden dile uzanan bu yolculuk, kaçınılmaz kayıplar ve küçük ihanetlerle doludur. Çünkü her dönüşümde bir şeyler eksilir. İmgenin zengin ve katmanlı dokusu, yumuşak geçişleri, olağanüstü esnekliği ve şekil alabilme kudreti, ona özgü nostaljik ve duygusal renkler; kısacası imgeyi imge yapan ne varsa, onu dilin dar kalıplarına sığdırmaya çalıştığımız anda yavaş yavaş silinip gider. Böylece insanın içinde canlı ve bütün hâlde duran şey, kelimelere döküldüğünde bir ölçüde yoksullaşır.
Kulağıma öyle bir kelime fısıldamalısın ki, o kelime önce beni, sonra bütün yeryüzünü aydınlatsın. Aydınlatsın ki, havai fişekler yerini güneşe bıraksın.
... her kelime eşit değildi. Bazı kelimelerin gücü vardı. Biri, kelimeleri sesli dile getirmeye karar verdiğinde, hayatının tüm gidişatını değiştirme güçleri vardı.