Adeleli görünüşünün altında kıvranıp duran bir his yığınıydı aslında. Dış dünyadan bilincine yapılan en küçük bir etki karşısında düşünceleri, algılayışı ve duyguları alev gibi yalazlanıyordu.
Onun becerisi de başkalarının hislerini anlayıp kavrayabilmekti, tetikte bekler gibi görünen dış görünüşünün altında, başkalarının hislerini anlayabilme çabası sürüyordu hep.
Ah, insanlar niçin her şeyi anlayamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onun gibi -fakat hiç eksiksiz ve tam- onun gibi duysalar her şey ne kadar yerli yerinde olacak. Hayır! İllaki zıddiyetler, öfkeler, yanlış anlaşmalar, kıskançlıklar, inatlar, şüpheler, hakim olmak arzuları...
İkisi de hissettiler ki, şu birkaç günlük ayrılık içinde münasebetlerinin tarihi büyük bir devir geçirmişti ve daha üç beş ay evvelki hatıralar bile senelerce uzak bir maziye ait gibi görünüyorlardı. Aşk meselelerinde zamana ait ölçülerin içimizde ne garip farklarla değiştiğini sezdiler.