• Hayatı bir yerinden yakalamak istiyorsan önce kendini tanı, kendini tanıdıktan sonra insanları tanımak daha kolay gelebilir. Hayatına değer vereceğin insanlar girecek ama onları mutlu etmek için söz verme, çünkü yarın ne olacağını bilmiyorsun. Her ihtimali değerlendirmek bir ihtimalle kuşkuda kalmaktan iyidir. Sevilmeyi beklemeden sev, çünkü sevginin ne olduğunu sevilirken değil severken anlarsın. Paylaşmayı öğren, sevgiden başla ama sonsuz şekilde güvenerek değil. Güven insana huzur verdiği kadar huzursuz da edebilir. İnsanlarla gereksiz samimi olma her şeyin fazlası zarar. Arkadaş olmayı öğren çok fazla arkadaşın olabilir ama biri dostun olsun. Hayatına özel birini almak için acele etme çünkü kontrol edemediğin duygular zaman ilerledikçe yerini ayrılığa bırakabilir. Her insana seni seviyorum deme, kelime anlamını yitirmesin. Kitap oku, bilgili ol, kendini, hayatını geliştir. Bir kitap hakkında yorumun, fikrin olsun. Hayal kurmayı, hayatını yönetmeyi bil. Gereğinden fazla konuşma hatta mümkünse övgülerden uzak dur. Her zaman ilk adımı atma, bazen sana adım atılmasını bekle. Özür dilemesini öğren ya da Özür dilenecek şeyler yapmamayı. İnsanların yaptığı en büyük hatalardan biri geçici heveslere kapılıp dürtülerle hareket etmek. Düşüncelere kapıl ve mantığınla hareket et. Kararsız olma, her ihtimale karşı kendini değerlendirmeyi bil. Evine kitap al, masana küçük aydınlatıcı... Yazmayı öğren, okudukça yaz. Evinde kitaplık olsun, altında rahat bir koltuk.
    Sadece bir gün kendine ayır ve evine misafir alma. Günlerin yerini dilediğince değiştir. Kendine ayırdığın bir gün film izle, kitap oku, fotoğraf çek ve bir anı oluştur. Önemli olan bir şey daha var; aynaya korkmadan bakabilmek. Kendine özen göster, mutlu olabileceğin gibi giyin, saçların, makgajın her şeyin birilerinin seni beğenmesi için değil senin aynaya rahat ve özgüvenli bir şekilde bakabilmen için olsun. Konuşmadan önce kelimelerini düşün, düşün ki konuştuktan sonra düşünmek ağır gelmesin. Ağızdan çıkacak her kelime seni insanlara tanıtıp sana bir insanlık etiketi bırakacak. Ne kadar düzgün konuşursan o kadar değer verilirsin ve ne kadar kırıcı olursan o kadar kırılırsın. Bir cümle ile insana etiket veriliyor. Hayatını hafife alma ki yaşanmaya değer dakikalar olsun. Sende insan tanımayı öğren, bir cümle ile karşındaki insanı çözmeyi bil. Bir zamanlar insanlar beni de bu şekilde tanıdı demeyi unutma, çünkü her yeni gelen eskinin yerini alıyor. Ne kadar dikkatli olursan o kadar az hasarla hayatı öğrenir değer bir şekilde yaşarsın. Hayat insanın elinde, insan olmak yine insanın elinde. Belki sevgi yönetimi yerine hayat yönetimi olsaydı fikirlerimiz uyuşabilirdi. Farklı konularla muhtemelen varmak istediğimiz yer aynı ama ben dolandırmak yerine direkt adres verirdim. Kitap farklı, benim incelemem farklı. Aynı cümleleri paylaşmak istemedim. Aralara şiir bırakılmış hepsi güzel.
  • Hep başkalarının bozuk gözleriyle (kimi uzağı, kimi gözünün önünü göremeyen) seyrettik hayatımızı! Caddeye bakan tarafımızı parlattık da arka cephemizi baştan savdık. Misafir odalarımıza yığdık saray tipi koltuklarımızı ama bütün zamanımızı televizyon odasındaki çoktan ölmüş çekyatın üstünde zayi ettik.
    Hiç tanımadıklarımıza peygamber sabrı gösterdik ama en "sevdiklerimizin" en küçük kusurlarını bile bağışlamadık. Belki de, "sevdiğimizin" o küçük kusurunu örtecek ya da büyükmüş gibi gösterecek bir sutyeni yoktu ve bütün kusuru buydu. Ama biz hemen, sen bunu nasıl yaparsın, dedik... Sana yakıştıramadık... Senden ummazdık... Dostluğumuzun caddeye bakan yüzünü sık sık yıkamamız gerekiyordu. Dostlarımız bizden tavlayıcı sahtelikler bekliyordu. Evcil yalanlar besledik saksılarımızda... Ve en sık söylediğimiz yalan şuydu; Biliyorsun ben dobra bir insanım... Hiç dinlemem langanadak söylerim!..
    Zaten hepimiz dobrayız değil mi!.. Hep langanadak söyleriz gerçeği, karşımızdaki kim olursa olsun!
    ...
    Ve işte bu yazıyı da hiçbiriniz üstünüze alınmadınız... "Öyle yapan çok" ama siz öyle yapmıyorsunuz değil mi?
    Çünkü kendinizi dolandırmayı meslek edindiniz! Mesleğin erbaplarından biri de bu satırların yazarıdır elbette.
    Yılmaz Erdoğan
    Sayfa 32 - Sel Yayınları
  • Örneğin siz hiç Taksim'in orta yerindeki Atatürk Kültür Merkezi binasının arka cephesini gördünüz mü ya da İstiklal Caddesi'ndeki binaların birçoğununkini?
    Sanki arka sokaklar kediler içindir. Hep yasadışı, hep boyasız,hep terkedilmiş. Çünkü daha çok insan geçer anacaddelerden... Bu yüzden kalabalığa yedirir gürültüye getiririz herbirşeyimizi... Bir şeyin gerçekten "öyle olması" önemli değildir zaten, "öyle sanılsın" yeter. İş ki dekorumuz sahici olsun.
    İşte bu yüzden sohbetlerimizdeki kahve tadı eksildi. Çetleşiyoruz artık. Teknolojik bir yeniliği gerici bir şekilde kullanmakta bizden iyisi azdır nasılsa.
    Yılmaz Erdoğan
    Sayfa 31 - Sel Yayınları
  • Evlerin caddeye bakan taraflarını boyayıp arka cepheyi boşveriyoruz. Çünkü hayat caddedir ve asıl caddeden geçenlerin gördüğü önemlidir. Biri yanılıp arka plana takılmışsa zaten hayatımızın dışına çıkmıştır. Halihazırda iki boyuta ancak yetiyor dimağımız ve boyamız. Çünkü biz hayatımızı başkasının gözüyle seyrediyoruz. Dudağımız inceyse uyduruk rujla kalınlaştırıyoruz, göğüslerimiz ufaksa palavracı sütyenler takıyoruz... O sütyenlerin televizyonda açık açık reklamı yapılıyor... Alınıyor, satılıyor, takılıyor... Yani yalanın yalan olduğu açık açık ilan ediliyor. Bunu alırsanız herkesi kandırabilirsiniz deniyor. Ama gece olup da iş sevişme iklimine döndüğünde acı veya küçük gerçek kabak gibi meydana çıkıyor. Kimse kimseye göğsünü gere gere göğüslerini göstermiyor. İşte bu yüzden kendimizi dolandırmayı meslek edindik.
    Yılmaz Erdoğan
    Sayfa 30 - Sel Yayınları
  • Ağaç yaşken eğiliyordu ve babalarımız bizi yaş odunla dövüyordu... İşte bu yüzden kendimizi dolandırmayı meslek edindik.
    Yılmaz Erdoğan
    Sayfa 30 - Sel Yayınları
  • Hep büyük kentlerin birinde ve en çok da en az acıdığımız İstanbul'da caddeüstü bir evimiz olmasını diliyoruz... Kulağımızın dibinden taksiler geçsin istiyoruz. Gürültü bize anlaşılmaz, tuhaf bir güven duygusu veriyor. En çok sessizlikten korkuyoruz... Bir insanla yan yana ve uzun uzun susabilmemiz için dost olma şartı arıyoruz. Yoksa rahatsızlık veriyor bize bütün susuşlarımız.
    Ve ana caddeye ne kadar yakınsak o kadar prim yapıyoruz. O oranda fazla kira ödüyoruz pencerelerini bile doğru düzgün açamadığımız, balkonlarında sadece turşu bidonlarımızın oturduğu evlere... Ve zaten hayatımızı "zamanında şurada bir ev vardı, alamadık" üzerine kurduğumuz ve hiçbir tarihi fırsatı zamanında değerlendiremediğimiz, o zaman dağ başı olan yerlerin sonra "mükemmel" caddeler haline geleceğini öngöremediğimiz için ve kaçırdığımız fırsatlar berberimizle yaptığımız geyik muhabbetlerine meze olduğu için ve hepimizi zamanında Gençlerbirliği'nden ya da Fener Genç'ten istedikleri ama biz gitmediğimiz için kendimizi dolandırmayı meslek edindik.
    Yılmaz Erdoğan
    Sayfa 29 - Sel Yayınları
  • "Yalan söyleyebilen tek canlı türü insandır. Zaten bu sayede canlı kalabilmektedir."
    T. S. Anghut
    Yılmaz Erdoğan
    Sayfa 29 - Sel Yayınları