Dopamin, beyindeki sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan ve beynin ödül sistemini yöneten temel bir kimyasal taşıyıcıdır (nörotransmitter). Halk arasında yanlış bir şekilde sadece "mutluluk hormonu" olarak bilinse de, asıl görevi motivasyon yaratmak, ödül beklentisini tetiklemek ve bizi hedeflerimize ulaşmaya teşvik etmektir. Ödül ihtimalleri öğrenildikten sonra, dopamin ödülden çok ödül beklentisiyle ilgili oluyor. Başka bir ifadeyle haz, ödül beklentisiyle gelmektedir ve ödülün kendisi neredeyse sonradan oluşan bir düşüncedir. İştahınızın doyacağından eminseniz, mutluluk doyma hissinden çok iştahla ilişkili olur. Dopamin, ödülün verdiği mutlulukla değil, makul bir gerçekleşme ihtimali olan ödülü kovalarken oluşan mutlulukla ilgilidir.
Sayfa 68 - Pegasus Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Philipp Mainländer
Şimdiye kadar genel olarak insanın eylemlerinden bahsettik ve şunları bulduk: İnsanın istenci özgür değildir; Eylemlerinin tamamı zorunluluktan kaynaklanır; Mutluluk güdüsü temelinde ve zihni vasıtasıyla, kendisi için genel bir refah (esenlik) fikri oluşturabilir; Bu refah fikri, belirli koşullar altında, onu karakterine aykırı hareket etmeye sevk edebilir. Bu sonuçlar, tabiri caizse, etiğin giriş holünde durmaktadır. Şimdi ise tapınağın bizzat içine giriyoruz; yani belirli toplumsal koşullar ve formlar içinde hareket eden insanın eylemlerini ele almak ve onun mutluluğunu incelemek zorundayız. Karşılaştığımız ilk koşul doğa durumudur. Etikte bu durumu basitçe, Devletin yadsınması (negasyonu) veya insanın Devletten önce gelen yaşam formu olarak tanımlamak durumundayız. Şimdi insanı Devletten bağımsız, onun zorlayıcı gücünden azade, yani tıpkı diğer her bireysel istenç gibi yalnızca doğanın bir parçası olarak ele alırsak; o, doğanınkinden başka hiçbir zorlayıcı güce tabi değildir. O; kimyasal kuvvet, bitki veya hayvan olsun, diğer her bireysel şey gibi hayatı çok özel bir şekilde isteyen ve varlıkta kalmak için amansızca çabalayan, kendi içine kapalı bir bireyselliktir. Ancak bu çabasında, aynı çabaya sahip olan diğer tüm bireyler tarafından kısıtlanır. Böylece, içinden en güçlü veya en kurnaz bireyin zaferle çıktığı var olma mücadelesi doğar. Her insan, varlıkta kalabilmek için bu mücadeleye girişir. Onun tüm çabası bundan ibarettir ve ne yücelerden, ne derinliklerden, ne de kendi içinden gelen hiçbir ses, işe koşabileceği araçlar konusunda onu kısıtlamaz. Devlette cinayet, yağma, hırsızlık, yalancılık, aldatma, tecavüz vb. olarak adlandırdığımız tüm eylemler onun egoizmine mubahtır; çünkü doğa durumunda karşısında bizzat kendisi gibi varlıkta kalmak isteyen
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Philipp Mainländer
İnsanın egoizmi kendisini sadece bir kendini koruma güdüsü olarak değil, aynı zamanda bir mutluluk güdüsü olarak da gösterir; yani insan, karakterine uygun olarak sadece hayatta kalmayı istemez, hayatın her anında arzularının, eğilimlerinin, özlemlerinin tam anlamıyla tatmin edilmesini de ister ki en yüksek mutluluğunu da buraya yerleştirir. Arzu - anında tatmin - yeni arzu - anında tatmin; doğal egoizmin istediği şekliyle bir hayat zincirinin halkaları bunlardır. Özlemden keyfe doğru durmaksızın yuvarlanıp giden böyle bir hayata hiçbir yerde rastlanmaz ve bu pratik olarak imkansızdır. Hiçbir idea tamamen bağımsız ve özerk değildir; ister bir kimyasal kuvvet isterse bir insan olsun, şüphesiz amansız bir şekilde etkisini gösterir ve kendi bireyselliğini dayatmak ister; fakat dünyanın geri kalanı da aynı amansızlıkla o ideaya etki eder ve onu kısıtlar. Bu etkilerin büyük bir kısmını ortadan kaldırıp sadece insanın insan üzerinde kurduğu etkilerle baş başa kalsak bile, o en çetin mücadelenin tablosunu çoktan elde etmiş oluruz; bu mücadelenin sonucu ise yüz arzudan sadece birinin tatmin edilmesidir ve bu tatmin edilen arzu da neredeyse her zaman tatmini en az istenen arzudur. Çünkü her insan kendi özel özleminin tam anlamıyla tatmin edilmesini ister ve bu tatmin edilme durumuna karşı çıkıldığı için onun uğrunda mücadele etmek zorundadır; bu nedenle, bireyin milyonlar üzerinde sınırsız bir otoriteye sahip olduğu durumlarda bile, yerine getirilmiş arzuların pürüzsüz bir ardıllığından oluşan hiçbir hayat akışına asla rastlanmaz. Zira tam da bu konumda, hatta bireyin bizzat kendisinde, istencin her seferinde çarpıp tatmin edilmeden kendi üzerine geri dönmek zorunda kaldığı sarsılmaz kısıtlamalar yatar.
Felsefe
“Rüya, hem mutluluk hem de mutsuzluk duygularımızı, bir bakıma kimyasal yönden tertemiz bir biçimde canlandıran tek aracıdır.”
Alıntı
İlaç Endüstrisi ve Kimyasal İllüzyon
"Ruhun acısını sadece beyindeki kimyasalların dengesizliğine indirgemek, insanı mekanik bir robota indirgemektir. Serotonin eksikliği argümanı, arkasındaki devasa ilaç endüstrisinin pazarlama stratejilerinden bağımsız düşünülemez. İlaçlar semptomu baskılayab
Psikoloji
Beynimizin bir yerlerinde sınırsız üretilen, sihirli bir kimyasal yok. Sahip olduğumuz dopamin miktarı belli ve bunu dengeli kullanmak zorundayız. Yani sürekli mutluluk ve haz peşinde koşmak, dopaminin çalışma mantığına aykırıdır. Yaşayacağımız her mutluluk için dopamin gerekli olacağından bu depoları çok hassas biçimde kullanmalıyız. Zira bu süreçte çoğumuzun farkında olmadığı asıl gerçek, dopamin artışını takip eden çöküştür.
Sayfa 32·Kitabı okuyor