Açılmamız lazım.
Yaklaşmamız lazım.
Yer açmamız lazım.
Kırılmaya, üzülmeye, anlatmaya ve olan biteni görmeye yanaşmamız lazım. Geniş, kocaman bir bahçe açmamız, orta yerine oturmamız, kırık parçalarımızı elimizi kolumuzu kesmeden ceplerimizden çıkarmamız, önümüze koyup hepsine dikkatle bakmamız lazım.
Elbet kırılacak, dökülecek, bir süre ne yapacağımızı hiç bilmeden o kırıkların ortasında oturacağız. İnsanız. Yalnızız sanıyoruz ama değiliz, hepimiz aynıyız. Parçalarımız bir bir düşecek, biz makyajımızın akacağını düşünmeden biraz ağlayıp, biraz susacağız. Birbirimizin karşısında bağdaş kuracak, belki hiç konuşmayacak, belki biraz anlatıp yorulacağız. Hepsi olabilir, hepimiz aynı yoldan yürüyoruz, hepimiz insanız.
Kelimelerimiz düzensiz, cümlelerimiz düşük, bazısı yarım kalacak.
Gücümüzü topladığımızda kırıkları toplamaya da, cümleleri kurmaya da yeniden başlayacağız.
Çünkü biliyor musun, iki insanı birbirine en çok kırıkları yakınlaştırır. Herkesten sakladıkları, çirkin görünecek diye korktukları, hiçbir notayı doğru düzgün çalamayan en titrek telleri yakınlaştırır. Çünkü insan olmak, hem o titrek teli görünmesin diye arkalara itmek, hem de en çok o duyulsun istemektir.
Çünkü insan olmak hem çok güçlü görünmeye çalışmak, hem bir yerlere yığılıp saatlerce orada yatıp kalmak istemektir. Çünkü insan olmak, kendi kırıklarını hiç üşenmeden, beş kere, on kere yeniden toplayıp, her bir kırık parçanın nerede olduğunu hatırlamak, onu yerine yerleştirmek, hazır olduğunda da bağdaş kurduğu yerden kalkıp yürümeye devam etmektir.
Bacakları biraz uyuşmuştur ama sonra alışır.
Kafası biraz karışıktır, ama sonra düşünür.
Kalbi biraz buruşuktur, ama sonra düzelir.
**Kendine haksızlık etme. Ve sakın kendini yalnız