Açılmamız lazım. Yaklaşmamız lazım. Yer açmamız lazım. Kırılmaya, üzülmeye, anlatmaya ve olan biteni görmeye yanaşmamız lazım. Geniş, kocaman bir bahçe açmamız, orta yerine oturmamız, kırık parçalarımızı elimizi kolumuzu kesmeden ceplerimizden çıkarmamız, önümüze koyup hepsine dikkatle bakmamız lazım. Elbet kırılacak, dökülecek, bir süre ne yapacağımızı hiç bilmeden o kırıkların ortasında oturacağız. İnsanız. Yalnızız sanıyoruz ama değiliz, hepimiz aynıyız. Parçalarımız bir bir düşecek, biz makyajımızın akacağını düşünmeden biraz ağlayıp, biraz susacağız. Birbirimizin karşısında bağdaş kuracak, belki hiç konuşmayacak, belki biraz anlatıp yorulacağız. Hepsi olabilir, hepimiz aynı yoldan yürüyoruz, hepimiz insanız. Kelimelerimiz düzensiz, cümlelerimiz düşük, bazısı yarım kalacak. Gücümüzü topladığımızda kırıkları toplamaya da, cümleleri kurmaya da yeniden başlayacağız. Çünkü biliyor musun, iki insanı birbirine en çok kırıkları yakınlaştırır. Herkesten sakladıkları, çirkin görünecek diye korktukları, hiçbir notayı doğru düzgün çalamayan en titrek telleri yakınlaştırır. Çünkü insan olmak, hem o titrek teli görünmesin diye arkalara itmek, hem de en çok o duyulsun istemektir. Çünkü insan olmak hem çok güçlü görünmeye çalışmak, hem bir yerlere yığılıp saatlerce orada yatıp kalmak istemektir. Çünkü insan olmak, kendi kırıklarını hiç üşenmeden, beş kere, on kere yeniden toplayıp, her bir kırık parçanın nerede olduğunu hatırlamak, onu yerine yerleştirmek, hazır olduğunda da bağdaş kurduğu yerden kalkıp yürümeye devam etmektir. Bacakları biraz uyuşmuştur ama sonra alışır. Kafası biraz karışıktır, ama sonra düşünür. Kalbi biraz buruşuktur, ama sonra düzelir. **Kendine haksızlık etme. Ve sakın kendini yalnız
Sayfa 120·Kitabı okudu
1400’lerin son on yılına gelindiğinde Batı Avrupa’nın hükümdarları evlerinde düzeni sağlamıştı. Artık bir iki oda daha ekleyebilirlerdi. Şimdi (kısaca) anlatacağımız öykü, Avrupalıların savaş becerileri ve dünya tarihinde oynamaya başlayacakları rol hakkında çok şey açıklıyor. 1494’te Fransa kralı VIII. Charles (XI. Louis’nin oğlu) İtalya’nın güneyindeki Napoli Krallığı’na el koymaya karar verdi. Napoli üzerinde geçerliliği kuşkulu bir hak iddia etti ve burayı Müslüman Türklere karşı açacağı savaşta üs olarak kullanmak için istediğini ileri sürdü. Aslında istediği toprak ve şandı. Fakat Fransa için Napoli’yi ele geçirmek, bunu başarabilse bile, akılsızca bir hareket olacaktı, çünkü bu iki krallık birbirine çok uzaktı. Charles’ın ordusu İtalya boyunca pek sorun yaşamadan ilerleyip Napoli’ye ulaştı ve krallığı yenilgiye uğrattı. Ama diğer ülkeler ona karşı tavır aldı, tam o dönemde Charles’m askerleri hastalıktan kırılmaya başladı. Bu yüzden kral ve ordusu, beraberlerinde ganimet ve frengi taşıyarak ülkelerine geri döndüler. Onları bir dağ geçidinde kıstırmayı tasarlayan birleşik düşman ordusunun elinden kıl payı kurtuldular. Charles’ın başarısızlığı diğer krallara ülke dışı çılgınlıklara kalkışmadan önce uzun uzun düşünmeyi öğretmiş olmalıydı. Ama tabii ki öğretmedi. Yalnızca Napoli’nin değil, diğer bütün İtalya kentlerinin çekiciliğine kapıldılar. İtalya onlar gibi bir çocuk ulus değildi, iştah kabartıcı biçimde zengin ve güçsüz kent devletlerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştu (Eski Yunan gibi). Dolayısıyla Charles’dan sonra Avrupa ülkeleri Napoli, Floransa, Venedik ve Milano için birbirleriyle savaşmaya devam etti. İtalya üzerine savaş 1529 yılında İspanya’mn Napoli’yi ve Milano’yu almasıyla son buldu. Fakat bu İtalya savaşlarını bütün Avrupa’yı içine alan bir
Sayfa 144·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kırılmaya devam
Dünya değişiyor, aah dünya değişiyor, biz kalıyoruz,
Sayfa 175·Kitabı okudu
"Sağlıklı olacağız, yeter ki kendimizi kalabalıktan kurtaralım." Diye başlayan sözlere şöyle devam ediyor Seneca: "Bir şeyi destekler, sonra aynı şeye karşı çıkarız, çoğunluğa göre alınan her kararın sonucu budur." Bana da öyle geliyor ki bireysel kişiliğimiz biz insan doğası gereğince pek bir kırılmaya müsait. Yani toplum içerisinde bulunma durumu bir bakıma öze yönelik savaş meydanında bulunak ile aynı. Savaş uzadıkça ise ya kaybedersin ya da yorulur geri çekilirsin lakin her iki durumda da kendinden bir şeyler de meydanda bırakmış olursun. Yalnızlığın ızdırabı ile olmadığın kişiliğe bürünme arasında ki ince çizgi de tam da burada başlar.
Sayfa 4 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Aelin tekrar tekrar kapağı yumrukladı. Tekrar tekrar, o ateş ve karanlık şarkısı içinde yanıyor; dışına, dünyaya taşıyordu. Sen boyun eğmezsin. Yakınlardan hışırtılar ve çıtırtılar geldi. Sonra kapaktan içeri duman girmeye başladı. Fakat Aelin vurmaya devam etti. Duman onu nefessiz bırakana, o tatlı kokusu onu bayıltana dek darbeler indirmeye devam etti. Sunakta zincirlenmiş halde uyandığında demir tabuta ne yaptığını gördü. Kapağın üzeri yamulmuştu. Kapakta kocaman bir bombe oluşmuş, metal incelmişti. Tamamen kırılmaya çok yaklaşmış gibi.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Alıntı
Sanki kalbi hiç durmadan kırılmaya devam ediyordu. Her geçen gün daha çok parçalanıyordu.