Kadına gelince: Kadın, bütün bilgelerin oldum olası bildikleri gibi, anlayıştan yana alabildiğine fakirdir; fakat sorumsuzluktan yana zengin; kendini beğenmişlikten, düşüncesizlikten yana zengin. Kadında çocuktan çok şeyler vardır, ama çocuktaki mâsumluktan hiçbir şey.
Eğer bilmek, her konuda belirlemek manasına gelseydi, insanlar programlanmış birer robottan farksız olur,insanlığa kitap indirmenin ve peygamber göndermenin de bir manası olmazdı.
Bir yetim çocuğun başını okşa. O zaman, onun gözlerinde Allah’ı görürsün. Bir fakire yardım et. Onun gözlerinde Allah’ı görürsün. Bir kediye yiyecek ve su ver. Onun gözlerinde Allah’ı görürsün.
Böyle şeyler düşünmeye başlayınca aklıma hep büyük ninem gelir. 1885 yılında Marsilya'da doğmuştu, babası küçük bir sabun ticareti ve sedef kakmacılığıyla ailesini zar zor geçindirebiliyordu. Büyük ninem opera severdi ve iyi bir sopranoydu: Küçükken, evimizin onun piyano başında cıvıldayan sesiyle dolduğunu anımsıyorum. 1984 yılında, yüz yaşının eşiğinde öldü ve Salgari'nin bazı kitap kahramanları gibi sonsuz hayatlar yaşadı: At arabaları ve telgraf döneminde doğdu ve uzay çağında, aya gidip gelinen, bilgisayarların kullanıldığı günlerde öldü. Uzun yaşam yolu boyunca her türlü yeniliğe onurla ayak uydurdu ama bilgisayar karşısında durdu kaldı. "Neye yarıyor bu makineler?" diye sordu günün birinde, "Hiç anlayamıyorum."