Elçin, Azerbaycan edebiyatının yazarlarından olan İlyas Efendiyev'in oğludur. Yazar olarak babasını geçebilen nadir kalem ustalarındandır bana göre. Babası kurgusal eserlerin ustasıysa, Elçin hem kurgu, hem duygu yoğunluğunu ustalıkla harmanlayabilen ustalardandır. Onun eserleri insanı o dönemin içine alır, karakterlerin duygu dünyasını okura iliklerine kadar hissettirir.
Ak deve, son zamanlarda okuduğum ve okurken en fazla duygu yoğunluğu yaşadığım eserdir diyebilirim. Profesör Dr. Ali Duymaz Azerbaycan dilinin zarafetini koruyarak tercüme etmiştir, bu da romana ayrı bir lezzet katmış.
1940-1950 yıllarında Baküde bir mahallede geçen olayları Aliekber (Ələkbər) adlı çocuğun gözüyle okuyoruz. Aliekber ve arkadaşları küçük mahallede mutlu hayat yaşarken birden acımasız savaşın mağdurlarına dönüşüyorlar. Mahalledeki genç, orta yaşlı tüm erkekler savaşa gidiyor ve nerdeyse hepsinden üçken mektup - kara haber gelir. Geride kalan sakinler yaşam mücadelesi vermektedir. Mahalleye bomba düşmez, silah sesi duyulmaz. Ama savaş, görünmeyen bir ağırlık gibi herkesin hayatına çöker. Özellikle çocukların dünyasında, geri dönülmez bir kırılma yaratır.
Aliekber, bir çocukta var olabilen en güzel, en saf ve en özel duyguları taşır. O, henüz dünyanın sertliğini tam anlamıyla tanımayan; küçük şeylerle mutlu olabilen, arkadaşlığı, paylaşmayı ve sevgiyi en yalın hâliyle yaşayan bir çocuktur. Mahalledeki oyunlar, basit sevinçler ve gündelik hayat onun dünyasını doldururken, savaşın gölgesi bu saf dünyanın üzerine çökmeye başlar. Önceleri anlam veremediği ayrılıklar, geri dönmeyen babalar, eksilen sesler ve suskunlaşan mahalle… Tüm bunlar, onun iç dünyasında derin bir dönüşüm başlatır. Kahkahalar azalır, bekleyişler uzar.
Altı oğlunu savaşa göndermiş Hanım teyze, genç eşini yolcu etmiş