William Golding’in Akrep Kral’ı, insanın iç dünyasında dolaşan o sessiz canavarın romanı. Her sayfa, bir vicdanın çöküşü, bir ruhun kendi gölgesine teslim oluşu gibi.
Golding’in dünyasında masumiyet diye bir şey yok. Güç, doğa, içgüdü ve suçluluk hepsi aynı zincirin halkaları. Akrep Kral, bu zincirin en gergin anını anlatıyor. Kral olmak isteyen bir adamın değil, insanın içindeki vahşinin hikayesi bu.
Ve Golding bunu öyle ustalıkla yapıyor ki, karakterlerin her biri bir aynaya dönüşüyor: biri korkularımızı, biri hırsımızı, biri de kaybolan insanlığımızı yansıtıyor.
Ben kitabı okurken kendimi zaman zaman rahatsız hissettim ama tam da bu yüzden beğendim. Çünkü Golding rahatsız ederken öğretir. O, insanın içindeki çirkinliği saklamaz tam tersine, büyüteçle gösterir. “Bak,” der, “işte senin içindeki akrep bu.”
Golding’in dili yoğun, taş gibi. Her cümle alt metinle yüklü. Sanki tarih, mitoloji ve psikoloji aynı anda konuşuyor. Onun karakterleri yalnızca insan değil; aynı zamanda insanlığın binlerce yıldır süren iç savaşı.
Benim için Akrep Kral, bir romandan çok bir uyarı;
Güce tapan her kalp, sonunda kendi zehrinde boğulur.
Kitabı bitirdiğimde, içimde hem bir soğukluk hem de bir hayranlık vardı. Çünkü Golding bana şunu gösterdi: Gerçek kötülük, dışarıda değil. Sessizce içimizde bekliyor.
Ve bazen o akrep, tahta çıkan kralın değil tahta çıkmak isteyen her insanın kalbinde yaşıyor.