10 – Machado de Assis – Asabiyeci
İnsan ruhunu sınıflandırma arzusu, en sarsıcı biçimlerini çoğu zaman bilimin değil, bilimsiliğin gölgesinde üretir. Asabiyeci, tam da bu gölgede büyüyen bir hikâye. Machado de Assis, akıl ile iktidar, teşhis ile tahakküm, “iyileştirme” ile “uslandırma” arasındaki tehlikeli sınırı öyle incelikle kuruyor ki, roman bittiğinde insan en çok kendisine dönüp soruyor: Bizi hasta yapan şey gerçekten kendimiz mi, yoksa bizi tanımlamak için sıraya giren bakış mı?
Romanda Dr. Simão Bacamarte adlı bir “ruh hekimi”, kasaba halkını akıl hastalığının yeni ölçütleriyle değerlendirmeye başlar. İlk bakışta bilimsel gibi görünen bu girişim, çok geçmeden bir obsesyona dönüşür. Bacamarte’nın temel hatası, aklı sabitlemeye çalışmasıdır; insan davranışını yorumlamaya değil, hükmetmeye yönelmesidir. Otoritenin kendisini “aklın bekçisi” ilan ettiği her tarihsel dönemde olduğu gibi, burada da kontrol arzusunun kendisi patolojiye dönüşür.
Assis’in mizahi ve ironik tonu, romanın temasını daha da keskinleştiriyor: Aklı tanımlama iddiası, çoğu zaman aklın en büyük kaybı olur. Çünkü sınıflandırmak, bir noktadan sonra anlamaktan çok, ayırmaya; iyileştirmekten çok, itaat ettirmeye yarar. Bacamarte, insanları önce kategorilere ayırır, ardından bu kategorizasyonun esiri olur. Elinde tuttuğu “akılsal düzen” projesi büyüdükçe, kasaba küçülür, kişi küçülür, ruh küçülür.
Bu metni okurken, insan ister istemez kendi çağının teşhis kültürünü düşünüyor. Sosyal medyada hızla yayılan psikoloji jargonları, herkesin herkese tanı koyduğu ilişkiler, bir davranışın hemen bir bozukluk olarak etiketlendiği gündelik telaş… Asabiyeci, tam da bu yüzden güncel: Çünkü bir davranışı küçük bir kutuya yerleştirme isteği, insanı anlamaktan çok, ondan kaçmanın kolay yoludur. Bacamarte’nın tutkusu