Tarihte milletlere asırlarca takip edecekleri
istikametleri göstermeyi başarmış büyük ålimler
vardır. Bu ålimlerin eskimeyen sÖz ve fikirlerini
bize kadar ulaştıran onların önemli eserleridir.
Biz onları ancak eserlerinden tanxyabilir, öğrene
biliriz.
ilerlemenin ve yükselmenin ilk şartı da geç
mişi iyi bilmektir. Çünkü herhangi bir konuda
çalışan insan, geçmiște o hususla ilgili yapılan ça-
lışmaları bilmez, o konudaki eserleri tanımazsa,
belki de çalışmaları sonunda eskilerin tekrarın-
dan öteye gidemez
Aşk Şehri/Divan-ı Kebir'den Seçmeler, her beyti ayrı güzel ve ayrı derûni, bildiğimiz bilmediğimiz manaları barındırıyor...
Mevlânâ'nın çeşitli zamanlarda, özellikle Şems'in kayboluşundan sonra söylediği aşk şiirlerinin bir araya toplanmasıyla meydana getirilen eser, onun iç dünyasını ve ruhsal durumunu yansıtır...
A. Cüneyd Köksal'ın günümüz Türkçesine uyarladığı çevirisiyle, Aşk Şehri'nde Mevlânâ'nın iç dünyasına yolculuk yapacak ve yedi yüzyılı aşkındır hayranlıkla okunan bu başyapıtta, âşık bir ruhun en samimi ve en coşkulu yankılarının modern zamanımıza seslenişini duyacaksınız.
Aşk ŞehriMevlana Celaleddin-i Rumi · Sufi Kitap · 2010157 okunma
Dün, şeyh eline bir fener almış, şehrin etrafında dönüp duruyor; "Şeytandan, devden usandım, bıktım. Ben insan istiyorum, insan!" diyordu.
Etrafta bulunanlar; "Biz de çok aradık, bulunmuyor!" dediler. Şeyh dedi kı: "0 bulunmuyor dediğiniz var ya, işte ben onu istiyorum!"
Aşk ile meftun, aşk ile fenafillah kalemin böğründen dökülmüş bu sözleri incelemek için ya Mevlana olmak gerek yada Ondan daha büyük sevmek. Bulursak kendimizi şayet Mevlana misali aşk deryasında bir gün, ederiz o vakit cüret, sarfetmek için birkaç hece.
Mevlana’nın meşhur Divan-ı Kebir beyitlerinin seçmelerinden oluşan bu kitabın Pdf üzerinden 3. cildine kadar okudum. 4. cildin tam hali olmadığı için malesef yarıda bırakıyorum bu güzel seti. İyiki okumuşum. Çok güzeldi.
Hz. Mevlana'nın şiir ve beyitlerinden, gazellerinden oluşan muhteşem bir eser. Mevlana'nın yüreğinde yanan ateşin yine onun ağzından şiire gazele dökülmüş hali. Bu eserde Mevlana'nın sözlerindeki hikmetleri, manevi derinliğini görebilirsiniz.
Divan-ı Kebir, duygu yüklü ve oldukça hacimli bir eser olup içinde yer alan şiirlerin büyük bir kısmı Şems-i Tebrizî’ye duyulan sevginin ve hasretin yansımasıdır.
Divân-ı Kebir... Bir aşk kitabı, aşkın kitabı... Hissin, yalvarışın, yakarışın, aşkın yazıya dökülmüş hali... En içten duyguların, en içten ağlamaların, vuslatsız arayışların hüznünü hecelerinde taşıyan, benzeri olmayan bir eser.
Mevlânâ'nın Mesnevi kadar bilinen, Mesnevi kadar okunan eseri Divân-ı Kebir'den titizlikle seçilmiş ve Farsçalarıyla beraber sunulmuş gazel ve rubailer, adeta bizleri aşkın sonsuzluğuna savuran bir rüzgâr.
Manevi alemin kuralları başkadır. Orada vermek almaktır. Eksilmek çoğalmaktır. Ölmek dirilmektir. Bu ters görünen mantık işin hakikatine varanların bildiği sırdır (Mevlana Celaleddin Rumi Hz)
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında 'Bilginlerin Sultânı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Feridüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Feridüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kufe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Musâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar.