Atalarımızın Gölgesinde (İnsanın Doğa İçindeki Yeri Üzerine)

·
Okunma
·
Beğeni
·
788
Gösterim
Adı:
Atalarımızın Gölgesinde
Alt başlık:
İnsanın Doğa İçindeki Yeri Üzerine
Baskı tarihi:
Mart 2015
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050204179
Orijinal adı:
Shadows of Forgotten Ancestors
Çeviri:
Ayça Türkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say
İnsanlığı varlıklı bir evin kapısına bırakılmış kimsesiz bebeğe benzetsek yeridir. Yeni ebeveyni ona geçmişine dair bir öykü anlatır. Çocuk büyüdükçe bu öyküyü inandırıcı bulmayıp gerçekte kim olduğunu, hangi soydan geldiğini araştırır. Öğrenir ki insan ve dünya günümüzden 6000 yıl önce yaratılmamıştır! Dünya 5 milyar yıl önce oluşmuş, yaşam 4 milyar yıl önce ortaya çıkmış ve evrilerek 2 milyon yıl önce insan türü biçimini almıştır... Çocuk en sonunda insan türünün kendisini doğadan ayrı, ondan üstün bir varlık olarak görmesinin yanlış olduğunu anlar.

Bu yanlıştan kurtulup en yakın akrabalarımız olan canlı türlerinin yaşam tarzını incelemek, türümüzün başına bela olmuş, savaş, katliam, sömürü, etnik merkezcilik, yabancı düşmanlığı, cinsiyet ayrımcılığı gibi sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır.Carl Sagan ve Ann Druyan Atalarımızın Gölgesinde ile okuru bir bilim şenliğine davet ediyor. Bu şenlikte mitoloji ve felsefeden de söz edileceğini söylememize tabii ki gerek yok...
(Tanıtım Bülteninden)
Kitap boyut bakımından kalın lakin baya bir akıcıdır.Primatoloji üzerinde daha çok durulmuş durumda,tam olarak insan evrimi üzerinde detaylı bir konu bulunmamaktadır.Frans De Waal'den alıntılar fazladır.O yazarın eserlerini de okuyabilirsiniz.
biz de bir zamanlar kendimizi Evren'in merkezinde görüyorduk ve Evren'in bizim için yaratılmış olduğundan da emindik. Biz rahatlatan bu eski söylem, Dünya'ya bu güvenli bakış açısı, son beş yüz yıldır parçalanıyor. Dünya'nın nasıl oluştuğunu daha iyi anladıkça, Tanrı'yı veya tanrıları yaratma ihtiyacımız azalıyor; herhangi bir ilahi müdahale zaman ve nedensellik bağlamında artık git gide uzaklaşıyor
Tüm bu gözlemler bize bir hikâye anlatır. Yıldızlar devasa gaz ve toz bulutlarından doğar. Yoğun bir madde, yakınlarında bulunan gazları ve tozları kendine çekerek, büyümeye ve genişlemeye başlar. Genişledikçe de daha işlevsel bir biçimde kendine madde çeker ve yıldız olma yolunda ilerler. İçindeki sıcaklık derecesi ve basınç yeterli düzeye geldiğinde, şimdiye kadar evrende en çok bulunan madde olan hidrojen atomları birleşir ve termonükleer reaksiyonlar başlatılır. Bu geniş bir ölçekte meydana geldiğinde yıldız parlar ve karanlık dağılır. Madde ışığa dönüşür.
Pangaea'nin parçalanması devam etti. 100 milyon yıl önce Güney Amerika ve Afrika, birbirinden her yıl yaklaşık iki buçuk santimetre uzaklaşmaya başladı. Bugün bile bakıldığında bu iki kıta birbirini tamamlayan iki yapboz parçası gibidir. O zamanlar Kuzey ve Güney Amerika ayrı kıtalardı, onları bağlayan Panama kıstağı henüz ortada yoktu. Hindistan Madagaskar'ın kuzeyinde kalan büyük bir adaydı. Grönland ve İngiltere Avrupa'ya bağlıydı. Endonezya, Malezya ve Japonya Asya ana kıtasının parçalarıydı. Alaska'dan Sibirya'ya yürüyebilirdiniz. Şimdi yerinde yeller esen bir sürü iç deniz de mevcuttu. Ama yine de yörüngesinden Dünya'ya doğru bir bakış attığınızda onu tanıyabilirdiniz. Kara ve denizin yerleşimi garip bir şekilde değişmişti, görüntüsü sanki kötü bir haritacının elinden çıkmış gibiydi. Bu dinozorlarin Dünyasıydı.

Daha sonra kıtalar birbirinden iyice ayrıldı. Afrika ve Güney Amerika birbirinden uzaklaşmaya devam etti ve Atlas Okyanusu ortaya çıktı. Avustralya Antarktika'dan ayrldı. Hindistan Asya'yla çarpıştı ve Himalayalar iyice yükseldi işte bu da primatların Dünya’sıdır.
Doğal seçilim insanlara uygulandığında asla Tanrı Sözü'yle bağdaşmıyordu. Bunun da ötesinde insanın dünya üzerindeki üstünlüğü, insanın sözlü ifade gücü, insana verilen yaşama nedeni, insanın özgür iradesi ve sorumlulukları, insanın düşüşü ve kurtuluşu, Tanrı'nın Oğlu'nun dirilişi, Kutsal Ruh'un sonsuzluğu, kısacası tüm bu ilahi imgeler, Tanrı'nın görünümünde yaratılmış ve Tanrı'nın Oğlu tarafından günahlarından arındırılmış insanın vahşi kökenlere sahip olduğu gibi alçaltıcı bir fikirle bağdaşmıyordu. Evrim fikri Yüce Tanrı'nın en kendine has özelliklerini akıllardan silip atmayı hedefliyordu
Descartes'in bastığı zemin tehlikeliydi; önünde, yaşlı Galileo'nun ibretlik örneği vardı. İlahi engizisyon tarafından Galileo işkenceyle tehdit edilmişti. Bunun sebebi ise İncil’de net bir şekilde Dünya'nın durağan olup, onun çevresini saran göğün dönüyor olduğunun ifade edilmesine karşın Dünya'nın dönüyor olduğunu savunmasıydı. Roma Katolik Kilisesi baskıyla kurallara uyulmasını zorunlu hale getirmişti. Kilise, tehditlerle, işkenceyle ve onlar gibi düşünmeyen insanları öldürerek baskı kuruyordu. Descartes'in yaşadığı yüzyılın başında Kilise Giordano Bruno'yu kendi kendine düşünüp, düşüncelerini yüksek sesle söyleyip, sözlerini de geri almadığı için yakmıştı. Bu noktada hayvanların otomat olduğu önerisi hem daha riskli hem de teolojik açıdan Dünya'nın dönüp dönmediğinden çok daha hassas bir konuydu. İşin ucu Hıristiyanlığın kalbindeki dogmalara dokunuyordu: Özgür irade ve ruhun varlığı. Diğer konularda olduğu gibi, Descartes burada da bıçak sırtında durmaya çalışıyordu.
"'Burası, kaçan kölelerin sığındığı, toprakların ufak bir bölümünü ekip biçerek zorlukla geçimlerini sağladıkları kötü nam salmış bir yerdi. Kölelerin yeri keşfedildi ve bir grup asker bulundukları yere gönderildi. Tamamı yakalandı. Yalnız bir yaşlı kadın tekrar köle olmaktansa dağın yamacından atlayarak kendini parçalara ayırmayı seçti. Bunu yapan Romalı bir kadın olsaydı, yaptığı şey özgürlüğe duyulan asil aşk olarak adlandırılırdı, oysa şimdi buna zavallı bir zenci kadın kölenin vahşi dik başlılığı olarak bakılıyordu.'"
Ann Druyan
Sayfa 68 - Say Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Atalarımızın Gölgesinde
Alt başlık:
İnsanın Doğa İçindeki Yeri Üzerine
Baskı tarihi:
Mart 2015
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050204179
Orijinal adı:
Shadows of Forgotten Ancestors
Çeviri:
Ayça Türkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say
İnsanlığı varlıklı bir evin kapısına bırakılmış kimsesiz bebeğe benzetsek yeridir. Yeni ebeveyni ona geçmişine dair bir öykü anlatır. Çocuk büyüdükçe bu öyküyü inandırıcı bulmayıp gerçekte kim olduğunu, hangi soydan geldiğini araştırır. Öğrenir ki insan ve dünya günümüzden 6000 yıl önce yaratılmamıştır! Dünya 5 milyar yıl önce oluşmuş, yaşam 4 milyar yıl önce ortaya çıkmış ve evrilerek 2 milyon yıl önce insan türü biçimini almıştır... Çocuk en sonunda insan türünün kendisini doğadan ayrı, ondan üstün bir varlık olarak görmesinin yanlış olduğunu anlar.

Bu yanlıştan kurtulup en yakın akrabalarımız olan canlı türlerinin yaşam tarzını incelemek, türümüzün başına bela olmuş, savaş, katliam, sömürü, etnik merkezcilik, yabancı düşmanlığı, cinsiyet ayrımcılığı gibi sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır.Carl Sagan ve Ann Druyan Atalarımızın Gölgesinde ile okuru bir bilim şenliğine davet ediyor. Bu şenlikte mitoloji ve felsefeden de söz edileceğini söylememize tabii ki gerek yok...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Ayhan Özdemir
  • Özlem Aytaç
  • Ferat Gümüş
  • Seretse
  • ilknur
  • Korhan Arslan
  • Black Hole
  • Erol Muzaffer
  • Ferdi Yılmaz
  • Corpus Collasum

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (4)
9
%55.6 (5)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0