Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.239
Gösterim
Adı:
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
407
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802632
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
70'ler tutumluluk çağıydı. Yoksunluğun hüküm sürdüğü bu yıllarda çocukluğunu ve gençliğini yaşayanlar, anılarında çok şey biriktirdiler. Ayfer Tunç bu kitabında 70'li yıllarda gündelik hayatı anlatıyor. Çocuk oyunları, okullar, bayramlar, düğünler, sobalar, divanlar, faytonlar, anket defterleri, kırkbeşlik plaklar, santrifüjlü çamaşır makineleri, ilk siyah beyaz televizyonlar ve daha benzeri yüzlerce ayrıntı bu kitabın konusu. Üniversite olayları, elektrik kesintileri, terör, grevler, ağır sanayi hamlesi ve benzeri sosyal olaylarla hatırlanan 70'li yıllar; aynı zamanda Türkiye'de hayatın yavaş yavaş renklendiği, televizyonun düzenli yayına başladığı yıllardı. Hayata bir hareket sızıyor, şehirler giderek şehirleşiyordu. Demirbank iyi günler diliyor, televizyonda Uzay Yolu, Kaçak, Tatlı Cadı oynuyor, mandolin kurslarına gidiliyor, pikaplar çalınıyor, orlon hırkalar, jarse elbiseler giyiliyor, fotoğrafçıda aile fotoğrafları çektiriliyor, hatıra defterleri, anket defterleri dolduruluyor, hippiler ilgiyle izleniyor, telefon yazdırılıyor, santrifüjlü çamaşır makinesi büyük bir yenilik olarak hayata giriyordu. Ayfer Tunç'un Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bu kitabı Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, 70'li yıllarda nasıl yaşadığımızı, "içerden" yani ev içinden anlatıyor. Cenazeden düğüne, okuldan pikniğe, telefondan faytona, dönemin kozmetiklerinden giyim kuşam modasına, misafir ağırlama usullerinden, hediye alma adetlerine, mektup yazma adabından kara trenlere kadar birçok alanda okuru gezdiriyor. Dönemin meşhur kitaplarından fotoromanlarından, ünlü şarkıcılardan, gazinolardan, pikniklerden, gazoz kapağı biriktirmekten, çikletlerden, leblebi tozundan, filelerden, Eurovision şarkı yarışmasından söz ediyor. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı "bizde de vardı, biz de yaptık, biz de gördük, biz de yaşadık" diyeceği bu kitap, objelerin, geleneklerin ve yaşama biçimlerin hızla aşındığı günümüzden, geleceğe bırakılan bir belge.
" 80 LERDEKİ YOKLUĞUN AİLELER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE BU ETKİLERİN KORKUYA GÜDÜMLÜ ANNE TERLİĞİNE EVRİLİŞİ ÜZERİNE PARADİGMALAR "

Evet konumuz 70 ler ve 80 leri kapsıyor kısmen =)) O dönemlerde çocuk olanlar için oyunun adı idi YOKLUK .. ama yok olduğunu daha doğrusu YOKLUĞUN anlamını bilmezdiniz.. bu yokluk kavramı sadece çocuklar için geçerli değildi..Misal ana babalar için de bu geçerliydi.. Tv yi ele alalım örneğin..the özalın anayasayı bir kez delmekle birşey olmaz dediği günlerin öncesinde magic box yani inter star bugünki hali ile star yokken tv açılmazdı .. çünkü 12 kanal kapasiteli tv ye sahip olanlar için trt sadece tek kanaldı ve gündüz vakti pek yayın yapmazdı..YOKTU yani bizim için anlayacağınız..yurtdışından tanıdıklar gelirdi anlatırlardı orda 40 kanal var falan inanamazdık nasıl olur diye ?!?!! aklımız almıyordu çünkü ..bugün canımız istediği an soyup yediğimiz muz kivi falan zenginlik göstergesi ..kivinin fotoğrafını bile görmemişiz o derece YOK hayatımızda =) e tabi bu böyle olunca değer yargıları ve ahlak kuralları da çok farklıydı ..beslenme çantama atıp annemden habersiz okula götürdüğüm muz için hem öğretmenden hem annemden bir araba zopa yediğimi dün gibi hatırlıyorum..çünkü alan vardı alamayan vardı .. alamayanın canı çekmesin diye göz göre göre yedirmezdi öğretmen onu size.. anne baba okula çağrılır , sorumsuzluk ve terbiyesizlik yüze vurulur , herşeyden habersiz ebeveyn barut küpüne dönüp öğretmenin anlattıklarını sineye çekip leblebi gibi yutarken pimi çekik el bombasına döner , evdeki minik Van Damme ' lar için survivor çanları çalardı..Kan Sporu'nu evde hem izledik hem yaşadık anlayacağınız .. Yerli malı haftası kutlanır çocuklara Türk malı kullanımı öğütlenirdi..Portakalın ekürisi o günlerde leblebi tabi.. bu vasat ikiliden oluşmuş kombinasyonlarla döşenmiş günler dahi çılgın Manhattan partileri kıvamında geçerdi bizler için ilkokulda .. bir masada leblebi portakal ..diğerinde leblebi portakal..
sende ne var?
annem ceviz koymuş!!
tüm gözler o masada =) evden gelen 4 ceviz neredeyse 40 eşit parcaya bölünür paylaştırılır.. Cin Ali o günlerde çok populer ..sonradan semirmiş bıdık ali serisi ile pabucu dama atılmadan önceki günleri .. hoş gerçi 2000 lerde turkcell hazırkart reklamları ile geri döndü yenilenmiş imajı ve manitası ile.. her dönemin adamı oldu o! oyuncak derseniz çok kısıtlı..LEGOYMUŞ UZAKTAN KUMANDALI ARAÇLARMIŞ GI JOE -ACTION MAN FİGÜRLERİ FALAN HİÇBİRİ YOK!!! ordan burdan bulunan rulmanlarla tornet falan yapılır yokuşlarda rendelenmiş kaşara döndüğümüz günler yaşanırdı .. kollar bacaklar yara bere içinde ama gözlerin içi gülüyor.. sigara kağıdı şişe kapağı ve misket gözbebeği.. toplanır kolleksiyon yapılır falan fistan.. çokta nostalji ile kafanızı şişirmek istemiyorum .. kısaca YOKLUK tan var edilen bir dünyamız vardı.. tüm bunları buna vurgu yapmak için yazdım ..amacım 80 lerde çocuk olmak topiğine madde sıralamak değil.. anlat anlat bitiremeyiz ne o maddeleri ne o günleri..Ondan kelli , asıl inceleme burda başlıyor =) yokluk ve insanlardaki değer yargılarına etkileri ve arada kalan çocuklar asıl ele alacagımız husus =)

- " Bir maniniz yoksa annemler size gelmek istiyor Zöhre Teyzeciğim!" -

Yukarda belirttiğim gibi olanaklar böylesine kısıtlı iken , güneş batana kadar it ayağından paça yemişçesine oynayıp gezen , orda burda iğdeye ,vişneye ,olmamış ham elmaya dalan , günde 500bin kalori yakan çocuk bünyesi akşam olunca hüzünlere gark olurdu..Anneye ev gezmesi için yalvarılır (pek tabii ÇOCUKLU BİR EV) , "ÇOK" uslu bir çocuk olunacağına dair sözler verilir (?!?!?!) , baba da onaylarsa elçi olarak komuşuya çıkılıp yukardaki cümle kurulurdu.. komşu, "tabii buyursunlar" derse muazzam bir sevinç ile eve geri dönülür ,hazırlıklar başlardı..tabii komşunun evde olmadığı ya da kibarca kışalandığınız namüsait durumlar muazzam bir hüzün ile eve geri dönülür arkada barış manço gülpembe veyahut dönence çalardı soundtrack olarak.. bu gezmeler apartman aşırı ise muhakkak pastaneden tulumba tatlısı veya başka bir tatlı alınır götürülür ,komşuya gidiliyorsa evde pişen aşure, helva , pasta börek bir kaba konur üstü bir peçete ile örtülür , aman efendim ne zahmet ettiniz sözlerine karşılık ev sahibi veya sahibesine verilirdi..hoş gittik beş geldik muhabbetleri ile başlayan henüz biz çocuklar için kontrolden çıkmamış misafirlik bundan sonra başlardı..gidilen evin kızının kolonya servisine müteakip çaylar börekler pastalar servis edilir karınlar doyurulur depo fullenirdi..bu arada ilk tehlike dolu soru sorulurdu biz çocuklara "BİRAZ DAHA ALMAZ MISIN EVLADIM ?" bu aslında tuzaklı bir soruydu .. Soran ikram etmek ister ve hiçbir art niyetle bunu sormazdı size..ama ikinci bir tabak istemek o YOKLUK günlerinden gelip geçmiş anne baba için inanılmaz ayıp olarak algılanır , bu suçun cezası asla karşılıksız kalmazdı.. Anne yine tuzaklı ve uyarı dolu yalnız siz ikinizin anladığı bir ses frekansıyla " YE OĞLUM BURASI YABANCI YER DEĞİL! derse de almamak hatta ve hatta önünüze bir tabak daha geldiyse bile el sürmemek elzemdi..SÜRENLERE NELER OLUYOR ANLATICAM AZ SONRA =)) e karınlar doydu ,enerji barı perfect !(street fighter nesline selam olsun! ) hemen çocuklar bir odaya ayrılır neşeye koşulurdu..Başında bir büyük olmayan bu çocuklar muhakkak bir şey kırar döker =( Punisher aromalı anne ve telaşlı ev sahibesi koşup hasar kaydı çıkarmak için soluğu odada alırdı..( Burdan sonrası cidden bir dram .. kalbim şu satırları yazarken dahi korkuyla doluyor o günleri hatırlayıp..)

Zöhre Teyze , "Aman sizde birşey yok ya daha ne olsun cana geleceğine mala gelsin", diyerek bir yandan kendi çocuğunu sizin annenize çaktırmadan çimdikler sizin kafanızı okşar , buna karşılık anneniz de çaktırmadan sizi kevgire çevirmek suretiyle evsahibinin oğluna sevgi gösterip , "Hep bizim oğlanın işleri bunlar" diyerek dert yanardı.. evsahibi kırılan dökülen parcaları temizlemek için içerden faraş süpürge falan almaya gittiyse kısık ama ölümcül bir ses tonuyla "SENİNLE EVDE GÖRÜŞECEĞİZ ŞİMDİ KUDUR BAKALIM !" der zehri yuttururdu size..bu şu demekti: bunlar KARA KAPLI DEFTERE YAZILDI!! ve o defteri açan eller o akşam muhakkak o hesabı dürerdi..şimdi -dili geçmiş zamandan çıkarak olacakları anlatayım..

Bir köşede 8 yaşlarında 2 çocuk .. diğer köşede çift kişilik tahminen 60 70 kiloluk ikiye ayrılmış bir oturma grubu parçası..odada buz gibi bir korku havası.. soğuk terler dökülüyor.. şu dakika sizin için iki seçenek var.. eğer ki misafirliğin son demlerindeyseniz salona gidip uslu uslu oturup ölüm olmasa bile evde maruz kalacağınız kısmi felci kabullenecek ya da eğlenceye devam edeceksiniz.. TABİİ Kİ HER DURUMDA EĞLENCEYE DEVAM!! İÇ SOĞUK SULARI GÖR POPOM YOLLARI!!! =)) Bundan sonra yapacagınız şey iyice azıtıp kudurup yoldan çıktıktan sonra misafirlik biteyazdığı anlarda uykuya dalmak.. Kitaptaki en eski hile bu .. İnandırıcılık çok önemli zira işlediğiniz kabahatlere karşın birde uyuyor numarası yaptığınız anlaşılırsa kısmı felç bitkisel hayata dönebilir!! Ölüm sizi almış da geri getirmemiş gibi hareketsiz yatmalı , anneden gelecek ilk çimdiğe kati suretle reaksiyon gösterilmemeli ki bu çok zor =)) Pek tabii odaya girildi o çimdik yendi ve uyanıldı.. apartman merdivenlerinde isteksiz adımlar .. Eve giriş.. Anne eğer işi biliyorsa avını asla korkutup kaçırmaz ..Siz de yaptıklarınız yanınıza kar kaldı zannederek sevinçle yatağınıza yatmaya yeltenirsiniz .. Bu arada anne üstünü değiştirmiş mühimmat ve cephane tedariğini yapmıştır .. O yaşlardaki çocuklarda daha bir gelişmiş olan korkuyla katalist (bir şeyin ya da şahsın bir başka nesne olgu veya şahısla etkileşime girmesi durumu bkz : kimyasal reaksiyon ŞAHSIN YUSUF HALİ!! anla işte eheueheueh =) ) yetisi devreye girdi.. sizin arkanız annenize dönük görmediniz onu ama bir nesne uçarak geliyor size doğru..Burda bir nesneyi size tanıtmam gerek ..Nedir o ? GÜDÜMLÜ ANNE TERLİĞİ! Gülmeyiniz ..Bu öyle bir nesnedir ki hedefini muhakkak bulur .. kapının önündeyseniz içeri kaçarsınız ,33 banttan seker yine de sayıyı alır .. (Semih Saygıner gelse açıklayamaz bu kutsal nesnenin varoluşunu ..) hem sayıyı hem de canınızdan bir parcayı daha doğrusu.. hedefi bulamaması durumunda anne terliği getirmenizi söylediyse muhakkak getirmek FARZDIR(bakınız sünnet demiyorum!!)..çünkü daha fazla kızacak olursa dozaj artırımı devreye girer .. O durumlara girmek bile istemiyor o anları aklıma dahi getirmiyorum.. Bu arada arkada bu çalıyor : https://www.youtube.com/watch?v=Y15ZT1_VUfM 0:07' de giren kanuna çok dikkat ediniz =) siz de işi biliyorsanız paşa paşa gider beyaz bayrak ile koşulsuz şartsız teslim olur Sevr'i imzalarsınız..Kurtuluş Savaşına yeltenenin sonu cidden mortal kombat "finish him" lerine döner.. Fatality lere koşarsınız..
İşte kitabı görür görmez aklıma gelenler bunlar oldu =)) Başlık 80 lerde doğanlar için kırmızı alarm verdiriyordu yukarda yazdıklarımdan dolayı BENİ OKU diye .. Hemen sahaflardan edinip 2 3 gün gibi kısa bir sürede hatmettim.. Zaten okuması o derece zevkli ki kitap okuduğunuzu dahi anlamıyorsunuz.. tespitler ekol ötesi .. Şu anlattığım anektodların hepsi ve çoooook daha fazlası kitapta mevcut .. Mutlaka alıp okuyun .. Kesinlikle kaçırmayın!!

Ne olaki bu Mortal Kombat fatality leri diyenler için link :

https://www.youtube.com/watch?v=2YxPFw7lfY0

O GÜNLERİ ANMADAN OLMAZ .. COMMODORE CULAR SİZLERE DE SELAM OLSUN =))

https://www.youtube.com/watch?v=3JQkW6BgUYU
"Tutamıyorum zamanı.."

''Bizim zamanımızda'' deyimini kullanmak bana hep itici geliyor. Malum yaş , yaşlılık , kırışıklık vs. tüm bunlarla yüzleşmek demek... Bizim zamanımızda ; ne zamandı ki bizim zaman, şimdiki zamana ait değil miyiz? Şu anki zaman bizim zamanımız değil mi? Sanırım biz çocukken, eskiden idi asıl bize ait olan zamanlar...Tevazu bu coğrafyada her zaman geçer akçe midir? Evet her daim geçerlidir. Şimdi de, eskiden de tevazu hep vardı. Milletçe tevazu sahibiydik ve halen de sahibiz. Tevazunun yanında utanma vardı, ayıp vardı, samimiyet çok daha belirgindi. Mahallede cenazesi olan evde günlerce yemek pişmez, komşular sırayla yemek taşırdı. Hatta vefat edenin kırkı çıkana kadar o evde televizyon açılmaz, müzik sesi duyulmaz ve merhum evini ziyaret eder düşüncesi ile bir odanın ışığı sürekli açık bırakılırdı. Düğünlerde de keza aynı idi davranışlar, komşular düğün yemeği hazırlar, birlikte çehiz yıkanır, sergilenir ve gelin evine yerleştirilirdi. Tüm bunlar imece usulü yapılırken halen nedenini bulamadığım icraatların sahibi anneme neden öyle söylerdin diye sorduğumda kızım ayıptı diyerek kendisinin bile tam açıklayamadığı değişik fantaziler de yok değildi aslında. Mesela, ailece bir komşuya ziyarete gittiysek, ikramın ikincisi teklif edildiğinde teşekkür edip geri çevirmek ( evde karnımızı annem doyurdu aç değiliz algısı yaratmak ki bu yaşa geldim yine ziyaretlerimde çok canım çekse de ikramın ikincisini reddederim , aç kalmışlığım çoktur, ayıp etmemek adına :-)))) ), büyükler ile aynı odada oturmak için ise reşit olma yaşı aranırdı. . Hele eve misafir geldiğinde, koridorda ayağa verilen terlikler, ayakkabıların kapı önünde ziyaretçiler giderken giymelerinde zorlanmamaları için gidiş istikametine doğru dizilmesi, koltukta sırt arkalarına yastık konması ve en önemlisi ise gözlerden anne talimatının anlaşılması. Dile gelmezdi talimatlar, annem göz işaretiyle çay mı tazelenecek, ikramlar mı yenilenecek, kahve mi yapılacak tüm emirlerini hissettirirdi. İstemeden vermek öğretilirdi, misafir istemez leb demeden leblebi anlaşılırdı ve talebin söylenmesi pek bir ayıptı. Yine de düşünüyorum da çok güzeldi o yıllar, bizim zamanlar. Şimdiki gibi elekronik postalar, çöp kutuları, geri dönüşümler yoktu. Atılmazdı sevgiler, öfkeler, neşeler, hüzünler.. Aleni idi tüm duygular...
İşte bu eserde de cenazeden düğüne, okuldan mesleğe , iletişimden dostluğa, 0 yıllarda nasıl yaşadığımız anlatılıyor. Bizim zamanımızın yılları , biraz mağrur, biraz mahzun ama çokça da mütevazı.... Çokça da özlemli...https://www.youtube.com/watch?v=Ia-XwV7xe-U
Keyifli okumalar...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.328 Oy)19.086 beğeni43.463 okunma3.028 alıntı183.274 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.735 Oy)13.441 beğeni34.596 okunma3.421 alıntı146.358 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.567 Oy)8.847 beğeni28.768 okunma844 alıntı139.909 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.912 Oy)8.865 beğeni26.379 okunma2.666 alıntı115.012 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.302 Oy)9.266 beğeni25.686 okunma1.835 alıntı118.984 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.585 Oy)9.092 beğeni25.397 okunma1.545 alıntı126.926 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.711 Oy)11.458 beğeni28.539 okunma1.575 alıntı149.611 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (5.247 Oy)5.894 beğeni15.607 okunma1.757 alıntı67.108 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.672 Oy)5.778 beğeni19.713 okunma847 alıntı101.423 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.030 Oy)6.381 beğeni16.853 okunma2.927 alıntı86.219 gösterim
Daha çok öyküleriyle tanıdığımız son zamanlarda yazdığı güzel romanlarla da adından söz ettiren yazarın 2001 yılında yayınladığı bu kitap, 1960-1970 yıllarında doğan bir çok kişiyi derinden etkileyecektir.

Kitabı okurken yüzümde hüzünlü bir tebessüm hiç eksik olmadı. Çünkü anlatılan hikaye değil bizim çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımızdı.

Patlangaçtan leblebi tozuna, teneke Vita kutusundan bir arpa boyu kalmış kurşun kaleme birçoğumuzun yakından bildiği tutumluluk yılları sade ve etkileyici bir dille anlatılmış.

Arapça dahil bir çok dile çevrilmiş bu kitabı bence herkes okumalı ki, yokluk ve tutumluluk yıllarındaki Türkiye'yi biraz tanıyabilsin. Siyasete hiç girilmeden yaşamın içinden günlük olayların samimi anlatımı kitabı daha da etkileyici yapmış.
• Aldığı ödülden de anlaşıldığı gibi harika bir kitap ve harika bir yazar...
Biraz buruk biraz neşeli :)
Annem anlatırdı bana işte biz çocukken böyle miydik, evde durmazdık, okulda silgilerimiz kaybolmasın diye boynumuza asardık, kalem küçük kalsa bile kullanılırdı. En çok televizyona şaşırmıştım. Tokat'ın köylerinde öyle her evde televizyon bulunmuyormuş. 10 haneden birinde bulunurmuş, akşamları izlemek için o eve gidilirmiş. Erik ağacına veya daha erişmemiş elma ağaçlarına dalıyorlarmış. Bu arada bu "dalma olayını" herkes bilmez. Ben çocukken de abimlerle iğde ağacına daldığımı hatırlıyorum. Tabi ispiyoncular her yerde olduğu için ağaca dalan var diye böğürürlerdi.
-_-
Kitapta da anlattığı gibi yokluk zamanlarıymış ama şanslılarmış bir taraftan da saf sevgi ve dostluk zamanlarıymış.
Ben okudum, beğendim. 7'den 70'e herkesin okuyabileceği bir kitap, tavsiye ederim. :)
90'larda doğan bir çocuk olduğum için kitapta geçen bir çok nostaljiyi hatırlamaktan keyif aldım.Yazar 70'li yılları,o dönemde yaşanan güzellikleri,hayatları bize sunmuş.Açıkçası o dönemleri özlemedim desem yalan olur.Komşuluk,çocukluk,öğrencilik hayatı hepsi ne sıcak bir ortammış o zamanlar.Teknolojinin daha fazla farkedilmediği o yıllar o güzel insanlar karşılıklı sohbet edebiliyor,misafirperverliği karşılıklı gerçekleştirebiliyorlarmış.Aşklar oldukça masum ve temizmiş.Hele en çok burnumda tüten ilköğretim yıllarım ve çocukluğum.Çocukluğumda oynadığım o güzel oyunlar,cuma gününü iple çekip sıraya girip İstiklal Marşını okumaktan zevk aldığım o seneleri,kalem sivirlemek bahanesiyle edilen sohbetleri,öğretmenim ders anlatırken konuştuğum için tek ayak üstünde durmak zorunda kalmayı ne çok özledim anlatamam.Bu kitabı çocukluğuna tekrar dönmek isteyen ve benim gibi nostaljiden hoşlanan herkes okuyabilir.Şiddetle tavsiye edilir.
Sanırım 2002 yılıydı okuduğum zaman. Üzerinden onca yıl geçmesine rağmen tadı damağımda kalmış, şahane bir kitaptır. Anlattığı dönemin hoşluğu kadar Ayfer Tunç'un harikulade kaleminin de etkisi vardı bu unutulmazlıkta.

'1970'li yıllardaki hayatımız' diyordu ancak mesela ben çocukluğunu 80 ve 90'larda yaşamış birisi olarak hem büyük bir tat almıştım kitaptan hem de bizim döneme ait pek çok şeyi de bulmuştum. Ayrıca bu sitede neden bu kadar düşük puan almış, anlamak mümkün değil.

Denemenin lezzetine varmak, sıkı bir nostalji yapmak için bire birdir...
Büyüklerimizden duyduğumuz bizim zamanımızda ile başlayan cümleleri dinlemeyi çok severim.
Bu kitapta da 70-80lerin Türkiyesini yaşayış biçimini , geçen senelerle birlikte nasıl tüketen bir toplum haline geldiğimizi,dostlukların ,misafirliklerin günümüzde kurulan ilişkilerle aradaki farkı anlatıyor. 90 lı yıllarda doğmama rağmen büyüklerimden duyduğum bir çok anıyla kitapta anlatılanlara yabancılık çekmedim.
Anlatılan bir çok şeyde kendi anılarım gözlerimde canlandı ve tebessüm etmemi sağladı.
Bu çağın insanı olmadığımı o zamanda ki insanların sıcaklığı samimiyetinin günümüzde bulamadığımı bir kez daha hatırlattı
Ayfer Tunç'un kitabı beni çocukluğuma götürdü.Kitapta 1970 yıllardaki çocukların oynadığı oyunlardan, okullardaki eğitime, radyo ve televizyondan filmlere, müzik zevkimize, giyim kuşağımızı, okuma alışkanlıklarımıza, arkadaşlıklara, evlilik seçimlerine ve hazırlıklarına, doğum ve ölüme, bayramlarımıza, yemek kültürümüze, alışveriş ile hediye verme alışkanlığımıza, iletişim yöntemlerimize bir çok konu çok güzel anlatılmıştır.Geçmişi özlemle anmak isteyenlere tavsiye ederim.
Nasıl unuturum bu kitabı. Oysa ilk kitabım "hayatın tüh noktası" nı yazarken ne çok istifade etmiştim ondan. Benim kuşağım aynı zamanda benim hayatım vardı bu kitapta.
70 kuşağının alternatifi yok mutlaka okumalı bu kitabı da günümüz gençleri anne babalarının yaşadığı dönem hakkında ki tüm meraklarını giderebilirler bu kitapla.2003 yılında Bakania ödülü de alan bu kitap can yayınlarından çıkmış ve bir başucu kitabı. İçerisi bolca siyah beyaz fotoğraflarla desteklenmiş yakın tarih milletimiz insanının en ince ayrıntısına kadar yaşamından kesitler büyük bir şölen havası içinde önünüze serilecek.
unutulmaya yüz tutmuş veya çoğu itibari ile unutulmuş gelenek ve görenekler birer birer hafızanızda canlanacak, zaman tünelinde bir yolculuk tadında bir kaç saat geçireceksiniz.
Kılık kıyafet, arkadaşlar ve aşklar, reklamlar, kız istemeler düğünler bayramlar cenazeler yaslar kırklar ve daha neler neler. Ya siyaset, spor, magazin ve özellikle fotoromanlar, cep romanları hayallerimizin artistleri, aktrislerinin duvarları süsleyen posterleri. Pul, para, peçete vb. koleksiyonlar, mahalle maçları, piknikler, çay bahçeleri gazinolar lunaparklar fuarlar.Ve daha neler neler. Hem hacim hem içerik yönüyle büyük bir kitap. Zamanda yolculuğa hazır olun...Önümüzdeki günlerde size bu kitaptan bir çok alıntı paylaşacağım bana hak vereceksiniz...
88 doğumluyum ve çocukluğum 90'lı yıllarda geçti. Bu kitap ise 70'leri anlatıyor. Fakat kitapta anlatılan çoğu şeyi kendi çocukluğumdan hatırlıyorum. İnanılmaz eğlenceli ve duygulu bir kitap. Sadece yazarın taraflı üslubunu sevmedim. O nedenle puanım 9. Fakat içerik 10 kesinlikle. Yakın tarihi yaşamak isteyen herkese tavsiye ederim.
Beni çocukluğuma götüren kitap. Biz de aynen kitabın isminde olduğu gibi, komşulara gider, bir maniniz yoksa bu akşam annemler size gelecekler derdik :)
o dönemin çocukları, kitapta anlatılan hemen hemen herşeyi birebir yaşadıklarını göreceklerdir...
Ayfer TUNÇ eskinin o kadar da eski olmadığını ve bu nostaljinin aslında günümüzde de yasatilabileceginin mümkün olduğunu çok güzel anlatmış kitabında ..
Çok birşey söylemeye gerek yok eski yesilcam filmlerini hangimiz hayranlıkla izlemedik ki (hala öyle olduğu aşikar)o günlerin aslında bugünden bir farkı yok insanlığımızı kaybetmememiz gerekiyor. Sevmek, payaşmak, mücadele etmek insanı insan yapan yegane unsurlar.
Bu kitapla Yeşilçam filmlerinin aslında sadece bir film olmadığını, aslında o dönemi yasayan insanların film gibi bir hayat yaşadıklarına tanık olacaksınız.
Bir maniniz yoksa bu kitabı okuyun ...
Radyo alçakgönüllüydü, vakurdu, inatçıydı ama yeni değildi. Televizyon ise hayatımıza ağır bir vaka olarak girdi; radyoyu, kardeşi doğunca ihmal edilen büyük çocuğa benzetti. Şımarıktı, kaprisliydi ve çok çekiciydi. Televizyonla birlikte özellikle küçük şehirlerde hayatın ağır ritmi değişti, alışkanlıklar terk edildi. Yazın evlerin bahçeleri boş kaldı. Çay bahçelerinde oturup dondurma yiyenler azaldı. Kış gecelerine tat veren akşam oturmalarından vazgeçildi, komşular bir araya geldiklerinde ortaya çıkan iskambil kâğıtları çekmecelerde unutuldu, sinemalar kapandı, kızlar nakışlarını gündüz işler, babalar gazetelerini “dairede” okur oldular. Ağır, ama kendine göre lezzeti olan bir yaşama biçimini, siyah-beyaz bir ekranda değişen görüntüler belirler oldu.

Görüntüyle tanışıncaya kadar, dünyanın ülkemizden, hatta şehrimizden ibaret olduğunu sanıyorduk. Dünyada başka ülkeler, başka yaşama biçimleri olduğunu bilmesine biliyorduk, ama bu bir şey demek değildi. Bir tür körlük içindeydik. Dışımızdaki dünyayı gazetelerde ve dergilerde ara sıra gördüğümüz fotoğraflardan tanıyorduk. Kapalı bir ülkenin insanlarıydık. Kahraman askerlerimizin inançla beklediğinden emin olduğumuz sınırlarımızın içinde, kendi kendimize bir hayat yaşıyorduk. Görmenin ne demek olduğunu televizyonla birlikte fark ettik. Odalarımıza giren “değişen görüntüler” hayatımızdaki durgunluğu hızla dağıttı. Televizyon, radyo gibi alçakgönüllü ve sakin değildi. Şaşırtıcıydı. Gözlerimizi ondan alamıyorduk.

Oysa bize tanıma ve alışma zamanı vermişti. Önceleri haftada birkaç gün ve birkaç saat yayın yapıyordu. Çok az eve girmişti, günlük hayat bu birkaç saatlik yayından pek etkilenmiyordu. Çocukların dışında, televizyona maddi durumu elverişli, yenilikten hoşlanan babalarla, yeni evli “modern” çiftler ilgi gösteriyorlardı. Orta halli ailelerin çoğu, bu merakın da geçeceğine inanıyor, birkaç saatlik keyif için hatırı sayılır derecede pahalı olan bu yatırımı yapmaya pek yanaşmıyordu. Oysa televizyon çocuklar için müthiş bir şeydi. Biraz televizyon seyredebilmek için aile terbiyelerinden ödün vermekten çekinmediler. Bir eve çağrılmadan gitmenin ayıp olduğunun sıkıca öğretildiği yıllarda, çocuklar çağrılmadıkları halde televizyonlu evlere gitmeye, başına oturup her şeyi unutmaya başladılar.

Haftada birkaç gün yayın yapılan dönemde bir bağımlı kitlesi oluşmamış, ama adaylar belli olmuştu. Yayından bir saat önce açtıkları televizyonun karşısına kurulup, netlik ayarı yapmaya yarayan ve birtakım geometrik şekillerden oluşan bar görüntüsüne gözlerini dikenler, bir yandan da uzun bir dııııt sesinden ibaret olan sinyali dinleyenler tipik televizyon bağımlısı adaylarıydı. Televizyon düzenli yayına geçince hemen “müptela” oldular. Televizyonun her gün akşam yediden gece yarısına kadar yayın yapmaya başlaması sosyal hayatın sonunu getirdi. Yaşama biçimi hızla ve epeyce derin bir şekilde değişti. En büyük ve tek eğlence televizyon oldu. Öyle bir eğlenceydi ki, sinemalar seyircisizlikten kapandı, tiyatrolar iflas etti. Televizyonu gereksiz, hatta zararlı bulan babaların inadı, çocuklarının ısrarı karşısında kırıldı, televizyon hızla evlere girmeye başladı. Ailelerin kendi içlerindeki hayatları gibi, çevreleriyle ilişkileri de değişti. Ekran bir mıknatıs gibi herkesi kendine çekiyordu. Hali vakti yerinde olup komşularından, ahbaplarından önce televizyon almış olan aileler; bu yeniliğin öncüsü olma gururunu yaşadılarsa da, evlerinde ayaklarını uzatıp rahatça televizyon seyredemediler. Çünkü televizyonla birlikte akşam oturmalarının niteliği hızla değişti.

Televizyondan önce aileler arasında nazik ziyaretler yapılırdı. Kadın-erkek bir arada oturulur, hal hatır sorulur, sohbet edilir, çaylar içilip meyveler yenir, hatta iskambil oynanır; herkes ortak bir âlemin parçası olurken; bu ziyaretler, televizyon seyretme seanslarına dönüştü. Yenilikte öncü olmanın bedeli vardı. Mahallede herkesten önce televizyon aldıkları için kurumla gezinen öncü ailelerin evleri, televizyon seyretmeye gelen komşularla, ahbaplarla, habersiz gelen akrabalarla dolup taşmaya başladı. Ortak âlemin parçası olma hali ortadan kalktı, herkes televizyonu rahatça görebileceği bir yere yerleşip televizyonun yarattığı âlemde kaybolmayı tercih etti.

Bu toplumun geleneksel terbiyesine göre misafiri kabul etmemek, ikramda kusur etmek, surat asmak, misafirin varlığından duyulan rahatsızlığı belli etmek, toplumsal hayattan tümüyle soyutlanmayı gerektirecek kadar büyük ayıplardan sayıldığı için, yenilikte öncü aileler her gece evlerine dolan misafirleri ağırlamaktan yorgun düştükleri gibi, gönüllerine göre televizyon da seyredemediler. Her eve televizyon girmeden önce, ailelerin görgü ve terbiye düzeylerine göre değişen sorunlar yaşandı. Aileler, komşular arasında küslükler görüldü, bozulan dostluklara rastlandı. Televizyon seyretmek için çağrılmadan gitmeyi onurlarına yediremeyen aileler, televizyonları olup da, kendilerini davet etmeyen komşularına, ahbaplarına küstüler. Oysa bilmiyorlardı ki televizyonlu ailelerin çoğu, davetsiz misafirleri ağırlamaktan, dostlarını, ahbaplarını davet etmeye fırsat bulamıyorlardı.

Televizyonu olmayan ailelerin içinde kavga eksik olmuyordu. Çocuklar televizyon alınsın diye tutturdular, anneler onları gizlice ve ustaca desteklediler. Bir gün üzerine bir ev kondururum da, başımızı sokacak bir evimiz olur diye düşünerek, arsa alıp borca girmiş babalar “Hayır!” dedikçe çocuklar surat astılar, anneler sırtlarını dönüp yattılar, evlerde kavga havası esmeye başladı. Çoğu baba bu ısrar karşısında yenik düştü, elinde kalem kâğıt hesaba kitaba oturdu; taksitli satışlar imdada yetişti de, bir televizyon alınabildi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
407
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802632
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
70'ler tutumluluk çağıydı. Yoksunluğun hüküm sürdüğü bu yıllarda çocukluğunu ve gençliğini yaşayanlar, anılarında çok şey biriktirdiler. Ayfer Tunç bu kitabında 70'li yıllarda gündelik hayatı anlatıyor. Çocuk oyunları, okullar, bayramlar, düğünler, sobalar, divanlar, faytonlar, anket defterleri, kırkbeşlik plaklar, santrifüjlü çamaşır makineleri, ilk siyah beyaz televizyonlar ve daha benzeri yüzlerce ayrıntı bu kitabın konusu. Üniversite olayları, elektrik kesintileri, terör, grevler, ağır sanayi hamlesi ve benzeri sosyal olaylarla hatırlanan 70'li yıllar; aynı zamanda Türkiye'de hayatın yavaş yavaş renklendiği, televizyonun düzenli yayına başladığı yıllardı. Hayata bir hareket sızıyor, şehirler giderek şehirleşiyordu. Demirbank iyi günler diliyor, televizyonda Uzay Yolu, Kaçak, Tatlı Cadı oynuyor, mandolin kurslarına gidiliyor, pikaplar çalınıyor, orlon hırkalar, jarse elbiseler giyiliyor, fotoğrafçıda aile fotoğrafları çektiriliyor, hatıra defterleri, anket defterleri dolduruluyor, hippiler ilgiyle izleniyor, telefon yazdırılıyor, santrifüjlü çamaşır makinesi büyük bir yenilik olarak hayata giriyordu. Ayfer Tunç'un Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan bu kitabı Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, 70'li yıllarda nasıl yaşadığımızı, "içerden" yani ev içinden anlatıyor. Cenazeden düğüne, okuldan pikniğe, telefondan faytona, dönemin kozmetiklerinden giyim kuşam modasına, misafir ağırlama usullerinden, hediye alma adetlerine, mektup yazma adabından kara trenlere kadar birçok alanda okuru gezdiriyor. Dönemin meşhur kitaplarından fotoromanlarından, ünlü şarkıcılardan, gazinolardan, pikniklerden, gazoz kapağı biriktirmekten, çikletlerden, leblebi tozundan, filelerden, Eurovision şarkı yarışmasından söz ediyor. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı "bizde de vardı, biz de yaptık, biz de gördük, biz de yaşadık" diyeceği bu kitap, objelerin, geleneklerin ve yaşama biçimlerin hızla aşındığı günümüzden, geleceğe bırakılan bir belge.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 4 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları