Adı:
Bîra Qederê
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752733688
Kitabın türü:
Çeviri:
Kürtçe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Kader Kuyusu
Bîra Qederê
"Bîra Qederê" bi mirinê dest pê dikê. Roman ji şanzde fotografan pêk tê, piştî mirinê êdî fotograf dipeyivin. Fotografên Celadet, malbata Bedirxaniyan. Stenbola destpêka sedsalê, seraya Osmanî, Pira Galata, herdu şerên cîhanê, rojên surgûnê li welatê xerîbiyê, Xoybûn, Hawara Kurdî ku ji Şamê bilind dibe, çênd dimen in ji vê romanê. Jiyaneke ji her ali ve; bi xebat, êvin, têkilî, war û her tiştê xwê ve trajîk.
Şunu çok iyi anladım ki, Kürt edebiyatı denince akla ilk gelen şey sürgündür. Ne bedeller ödediklerini okuyunca; bu güzel insanların eserlerinin muhakkak okunması gerektiğinin bilinci, daha bir harlanıyor içimde. Bu tür kitaplara 'kim bilir ne derdi var' diye başlarım. Tasası sonradan gelir.
Bazen 'Laiklik' ilkesinin, "Hukuk" ve "Devlet" otoritelerinin, hayatımızda sadece arkadaşımın bir cümlesinden ibaret olduğunu düşünmekte haksız olmadığımı görüyorum; "Burası Laik bir Hukuk Devleti" demekten ötesi yok. Neyse bu konu çok su götürür. Ama şunu sormak lazım kendimize, laik bir hukuk devleti iddiası, beraberinde fikir ve düşünce, hatta yaşam özgürlüğü sunmuyorsa, halkının acılarına kulak kesilmiyor, üstüne kendileri bu halka bir dert kaynağı oluyorsa; bir düzgüden başka nedir ki... Yararsız, faydasız, etkinsiz bir düşünce biçimidir.

Ben bir fotoğrafçı değilim. Aynı zamanda entelektüel biri de değilim. Fakat fotoğraf veya tablo yorumlamaları, hep dikkatimi cezbetmiştir. Keza anlama dayalı, her fotoğraf karesi beni de düşündürtür. Bazen resmedilen bir acı oluyor. Bazen bu bir sevinç oluyor. Bazen bir hiçliktir. Hiçlikten kopan bir çığlık oluyor bazen...

Şimdide kitabın muhtevasına dair bir şeyler yazmaya çalışacağım. Ama ilk olarak Yaşar Kemal'in bu roman ve Uzun hakkındaki, kitabın arka kapağında yer almış yorumunu buraya yazmakta fayda var; "Uzun'un romanını okuduğumda çok şaşırdım, bir dilin ilk romanı böylesine ustalıkla, böylesine zengin bir dille, üstelik de gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış diye..."

Bir dilin ilk romanı olan bu kitap 16 tane fotoğraf başlığı altında toplanan, 16 bölümden oluşmaktadır. Kitapta fotoğraflar üzerinden ele alınan konu, Bedirhanpaşazadeler'in o çalkantılı dönemlerde başlarından geçen musibetler ve zorluklar. Bedirhan ailesinin tarihi ve geçmiş yılları. Sürgün yılları. Acı yılları. Ölüm yılları.
"Yıllar önce sabah namazında sessizce gidenler,
şimdi akşamüzeri mahşeri bir kalabalıkla geri dönüyorlardı." S.84

Celadet Bedirhan, bu münevverlerin başında gelir. Mir Bedirhan’ın torunu ve Emir Ali Bedirhan’ın oğlu olan Celadet Bedirhan, Kürt isyanları bastırılınca kendini Kürt dilini ve edebiyatını diriltmeye adamış şahsiyetlilerin başında gelir. Siyasal yenilgilere uğrayınca Kürtçenin asimilasyona kurban gitmemesi için, 15 Mayıs 1932’de, ilk dergisi olan Hawar dergisini kurar. "Hawar" dergisi ve dolayısıyla Hawar ekolü, hiç kuşku yok ki Kürtlerin bu minvaldeki en büyük edebi atılımıdır. Sonrasında "Ronahi" adında ikinci bir dergi daha çıkarılıyor. Ve yaşamının son yıllarına doğru, Roja Nû'yu kardeşi Kamuran Bey tarafından çıkarılacak. Dergilerden ilki, ve Kürtlerin ilk edebi atılımı olan "Hawar" dergisini, Mir Celadet Bedirhan şu sözleriyle ifade ediyor;
"Hawar bilginin sesidir, bilgi ise kendini tanımaktır. Kendini tanımak da özgürlüğün, mutluluğun yolunu açar. Kendini tanıyan, kendini tanıtabilir de. Hawarımız her şeyden önce dilimizin varlığını tanıtacaktır..." S.242

Yine bu söz Kürtler'in bin yıllık durumunu çok iyi özetliyor; "avluda yetişen pancar, ev sahibine acı gelir." S. 290


Dönüp bakıyorum da, herkes kendi sahiciliğinden, başkalarının yapaylığından öylesine emin ki. Sanırsın ki, kaderlerimizi kendi elleriyle yazmışlar. Mesela bir birey olarak ben, savaş vb. yıkımlı ve kıyımlı, insanların canlarına halel getiren durumlardan hazetmeyebilirim. Kendi adıma kararları verebilecek olgunluğa sahibim. Benim adıma kararları, benden başka birinin vermesini niye isteyeyim ki? Asla kendi aklımın yeterli olduğunu düşünen biri olmamışımdır. Kişi kendine yettiğini, her şeyi bildiğini düşündüğü an gaflettedir zaten. Ziyandadır. Ama bu benim adıma, hele ki hayatıma, hatta benim beraberimde birçok hayata mal olacak savaşları, bir takım kimselerin yürüttüğü politika ve siyaset uğruna, yaşamımı onlara teslim etmemi gerektirmez. Hayat benim hayatım, ister size mihnet eder -tabi siz de müsade ederseniz-(!) ellerinizin altında çalışırım.
Öldür dersiniz öldürür, ye derseniz yiyip, otur derseniz otururum. Yani sizin ellerinizde, rızalı bir köle olurum. İstersem de, kendi bağ ve bahçemde solucanlarla muhabbet kurarım. Bu benim seçebileceğim bir yaşam tarzı olmak zorunda. Sizin değil.

Son olarak bir alıntıyla, incelemenin sonunu getireyim;
"Roman, dillerin coşkun zenginliği, toplumların tadı ve kokularıydı. Romana ulaşmış, roman ve roman dili yaratmış diller, artık kefeni yırtmış dillerdi." S.296
Bu dizeleri okuduktan hemen sonra, başımı kitaptan usulca kaldırdım. Elimi masanın üzerinde bulunan tabakaya uzattım, içinde altınımsı renk de ve güzel kokular saçan bir Bitlis tütünü sardım. Tamam tamam gerisi bana kalsın, canınızın ne kadar çektiğini bunları yazarken dahi hissedebiliyorum... :)

Esas itibariyle, ünlü Kürt Mir'lerinin, başta Celadet Bedirhan olmak üzere, bir dilin imha-yok edilmesi durumu karşısında, yoksulluk, sürgün ve acılarla dolu, "Bedirxan" ailesinin yaşam öyküsünü merak eden ve öğrenmek isteyenler için güzel bir tarih kitabı niteliğinde.

Etkinliği düzenleyen ve bu kitabı bana hediye eden, Esra 'ya sonsuz teşekkür ve sevgilerimi gönderiyorum. Sevebileceği, belki de zaten sevdiği bu parçayı da onun için buraya bırakıyorum;
https://youtu.be/97VwhGLw7pQ

İncelemeyi okuyan herkese teşekkür ediyorum. Bu Kürtçe parçayı da sizler için buraya bırakıyorum;
https://youtu.be/yyXmkmbhM9Q
Kader Kuyusu, kuyuyla başlayıp kuyuyla biten bir roman.
Bazı sözler var ki, içinde kocaman bir hayat gizlidir. İnsan bu sözleri düşündüğü zaman, uzun bir ömrü bir ayna da görür sanki. Kuyu, işte tam da öyle kelimelerden biri bu roman için...
Cizîra Botan Beyi Mir Bedirhan'ın torunu, Emin Ali Bedirhan'ın oğlu Celadet Ali Bedirhan'ın hayatını anlatana biyografik bir eser. Biyografik eserlerden pek haz etmem ama bu kitap farklı bir anlatım tarzına sahip.
Genelde moda mod kişinin hayatı anlatılır ama bu kitapta ana karakter sayfalar arasından fırlayarak anlatılan anlarda neler hissettiğini, ne gibi duygular içinde olduğunu okuyucuya aktararak kitabı farklı bir yere taşımış. Roman çekilmiş 16 adet fotoğraflar üzerinden anlatılıyor...

Kürt edebiyatı denilince akla gelen ilk isim Mehmed Uzun'dur. Yasaklı bir dilden böylesine zengin bir roman dili oluşturmak takdire şayan bir başarıdır.
Kitapta Kürt Mirinin torunlarından olan Celadet beyi anlatırken aslında o dönemin Kürtlerini ele alıyor. Ne gibi sıkıntılar yaşadıklarını nelere maruz kaldıklarını tek tek gozler önüne seriyor. Böylesine soylu bir sülalenin hayatlarının nasıl paramparça olduğunu sürgünler, yasaklarla geçen ömrünü ele alıyor.
Ne acıdır ki sülalenin her bir bireyi başka başka ülkelerde birbirlerine hasret olarak bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Bedirhan sülalesine tepeden baktığımizda aslında tüm Kürtlerin kaderini özetleyen bir yaşam sürdüğünü gözler önüne seriyor. Bu kitabı basit bir roman olarak ele alırsak kitaba da, yazarına da çok büyük haksızlık etmiş oluruz.
Edebi özelliğinin yani sira tarihe ışık tutan bir kitap. Celadet( Ceco) Kürt dili ve edebiyatına o kadar bağlıdır ki unutulmuş tek bir kelime için köy köy gezerdi. Ceconun sözcüklerle olan duygusal bağı beni çok etkiledi bu kitapta.Kürtçe yaralıydı, yaraları derindi.Bir hekim gibi yaralarına merhem sürmeye kalkıştığımda gördüm ki, onlarda bizim gibi inliyor, ağlıyor ve acı çekiyorlar....
Kitap o kadar yoğun bir kitaptı ki ne kadar anlatsam da eksik kalır o yüzden daha fazla uzatmıyacağım. Ceconun sevdiği Fransızcadan Kürtçeye bizzat kendisinin çevirdiği bir şiirle incelemesi bitireceğim....


"Rahat bir gidiş, gözyaşı olmadan
Gideceğim...
Hafif bir yaprak gibi
Rüzgarın ağaçtan kopardığı
Gideceğim gözyaşı olmadan, ahsız
Taziyesiz
Gözyaşları ne için
Gideceğim
Rüzgar ve yel, şu ve ışık gibi
Tanrı yüreğimi
Hayatın örsüne koymuş
Kahır ve güzelliklerin çekiciyle dövüyor.'"


Tarih Bedirhanlar için tekerrür etti. Kendi deyimleriyle felek onlara kin tuttu. Tipki dedesi ve babası gibi o da vatan özlemiyle yanıp tutuştu o da sürgünler de bir ömrü tüketip yabancı topraklar da gömüldü......


Burdan etkinlik yapan Esra ve etkinlikten haberdar eden Mustafa Diyar teşekkürler. :)
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.626 Oy)18.167 beğeni41.182 okunma2.641 alıntı173.238 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.243 Oy)7.583 beğeni20.492 okunma3.666 alıntı122.468 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.185 Oy)8.490 beğeni27.218 okunma762 alıntı132.742 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.405 Oy)11.074 beğeni27.406 okunma1.485 alıntı144.164 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.526 Oy)8.476 beğeni25.012 okunma2.263 alıntı107.940 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.438 Oy)5.545 beğeni18.797 okunma768 alıntı96.152 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.097 Oy)7.665 beğeni21.538 okunma760 alıntı84.116 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.320 Oy)12.882 beğeni32.956 okunma3.105 alıntı138.480 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.745 Oy)6.058 beğeni15.935 okunma2.630 alıntı82.271 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.187 Oy)4.945 beğeni16.452 okunma3.171 alıntı105.560 gösterim
Bugüne kadar adını bile duymadığım bir yazardı Mehmet Uzun.Bir arkadaşımın elinde görüp, onun tavsiyesiyle hemen okumaya başladım.İyiki de okumusum.Kitapta bir yerde ''Yüzde gördüğünü, insanın ruhunda da görürsün'' diyor.Burdan kopya çekerek şunu söyleyeceğim, okuduğun kitabın ruhunu da yüzünde görebilirsin :) Bu kitabın ruhu, Mehmet Uzun'un betimlemeleri, anlatımı, ailesine olan özlemini günlerdir üzerimde taşıdım.
Kürt mirlerinden Celadet Bedirhan'in hayatı sürgünler ve Kürt diline sahip çıkma çabası Aynı zamanda kaybettikleri yakınları..... okunmaya değer
Gerçekten bir kuyudasınız ve kuyuyu sürekli çalkalayan, üzerinize taş atıp sizi uyutmayan bir şeyler var. Yazarın anlatım dili çok iyi, hiç ara vermeden ''Aşk gibi aydınlık, Ölüm gibi karanlık'' kitabına da başlayabilirsiniz. :)
Botan aşiretinin i lideri Mir Bedirhan'ın torunu ve önemli bir kürt aydını olan Celadet Bedirhan'ın hayatını anlatan Mehmet Uzun romanıdır. 19. yüzyılın sonlarından başlayarak 50'lere kadar süren, o dönemin osmanlı tarihini de konu alan roman, istanbul'da sürgünde yaşayan bedirhanîlerin tarihini çok iyi bir şekilde anlatmış. Mehmet Uzun romanlarında karakter olarak Kürt aydınlarına yer vererek okurlarına tarih bilinci oluşturmaya çalışmıştır.
Ben bir fotoğrafçı olarak,her bir fotoğrafına hayran kaldığım bir roman
Celadet in gurbete gidişi,mücadelesi,atalarından aldığı gücü halkı,dili için harcaması.Gelenekçilik aile bağları muazzam anlatılan Mehmed Uzun klasiklerinden
Para iyi bir köle, ancak kötü bir efendidir. O zamana kadar kölemiz olan para, o soğuk kış günlerinde başımıza efendi kesildi.
Mehmed Uzun
Sayfa 174 - İthaki yayınları
"Ax ev gotinen bêkêr, bêkeys û bêruh..."

"Ah şu verimsiz, isabetsiz ve ruhsuz sözler..."
Mehmed Uzun
Sayfa 89 - İthaki
"Büyüdüğünde sende anlayacaksın, özlemin acısı bir kordur, insanın yüreğini hep dağlar."
...hemû wefat dikin. Dora min jî hat, niha jî dora min e.
***
...hepsi ölüyor. Benim de sıram geldi, şimdi benim sıram.
"Rû, ruh û giyanê bedenê ye. Tiştê ku meriv li ser rû dibîne, haletê ruhiya bedenê ye."

"Yüz, bedenin ruhu ve canıdır. İnsanın yüzde gördükleri bedenin ruhsal hâlidir."
Mehmed Uzun
Sayfa 29 - İthaki

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bîra Qederê
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752733688
Kitabın türü:
Çeviri:
Kürtçe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Kader Kuyusu
Bîra Qederê
"Bîra Qederê" bi mirinê dest pê dikê. Roman ji şanzde fotografan pêk tê, piştî mirinê êdî fotograf dipeyivin. Fotografên Celadet, malbata Bedirxaniyan. Stenbola destpêka sedsalê, seraya Osmanî, Pira Galata, herdu şerên cîhanê, rojên surgûnê li welatê xerîbiyê, Xoybûn, Hawara Kurdî ku ji Şamê bilind dibe, çênd dimen in ji vê romanê. Jiyaneke ji her ali ve; bi xebat, êvin, têkilî, war û her tiştê xwê ve trajîk.

Kitabı okuyanlar 361 okur

  • Hasan Yıldırım
  • Felat Aya
  • Ahmet Kaya
  • Defolu Kelebek
  • Tahir Demir
  • Sevinç Aksucu
  • Ömer Çelen
  • Nujiyan Xan
  • Serhad
  • özgürr

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.2 (8)
9
%1.8 (2)
8
%0.9 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0