0,0/10  (0 Oy) · 
1 okunma  · 
0 beğeni  · 
1.118 gösterim
"Bir tek sinema bileti için ödenen para karşılığında satın alınabilecek bu seçmeler, bugün Borchert'in ilk kez askeri tutukevini boyladığı yaşta olanlara sesleniyor. O sıralar yirmi yaşındaki asker Borchert'in mektupları devletin güvenliğini sarsıcı nitelikte görülmüş, bu yüzden yazarı ölüme mahkum edilmiş, ama altı hafta kadar bir hücrede bekletikdikten sonra hayatı yeniden bağışlanmıştır. Yirmi yaşında olmak, altı hafta bir hücrede pineklemek ve öleceğini, Hitler ve savaş üzerine düşündüklerini açığa vurduğu birkaç mektup yüzünden öleceğini bilmek! Bu kitabı ellerine alan yirmi yaştakiler, insana kendi fikirlerinin ne denli pahalıya patlayabileceğini, karşılığında ödenmesi gereken bedelin ne denli yüksek olabileceğini göreceklerdir."
  • Baskı Tarihi:
    1994
  • Sayfa Sayısı:
    128
  • ISBN:
    9754142319
  • Çeviri:
    Kamuran Şipal
  • Yayınevi:
    Afa Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 5 Alıntı

tabula rasa 
 06 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Mayıs'ta, Mayıs'ta Ötüyordu Guguk
...yolda yalnız gider­ken ve kararmaya durdu mu ortalık, sana doğru çığrışırlar, ama derken guguk da bir yandan çullanır üzerine. Şimendi­fer düdükleri, vapur böğürtüleri, kedi miyavlamaları, klarnet ciyaklamaları ve kadın hıçkırıkları - ama gugukun ötüşü bir yürek gibidir mayıs gecesinde, atan canlı bir yürek gibi, ve ge­cede guguk çığlıkları ansızın çullandı mı üzerine, çullandı mı mayıslı gecede, ne vapurlar, ne lokomotifler, ne kedi, ne de kadın sesleri imdadına koşamaz artık. Guguk aklını başından alır. Kaçmaya kalktın mı güler eğlenir seninle. Nereye? Gü­ler guguk, bu mayıs ayında nereye? Ve kalakalırsın, gugukla çılgına çevrilmiş, tüm dünya isteklerinle kalakalırsın, yalnız ve nereye'siz, işte öylesine yalnız ve sonra nefret edersin ma­yıstan, özlem yüklü sevginden, yaşam yorgunluğundan ötürü nefret edersin, tüm yalnızlığınla ondan nefret edersin, nefret edersin bu mayıs ayındaki guguktan, bu ... . .. Ve sonra koşarız guguklu yazgılarımızla, ah bu guguk­lu alınyazılarımızı, bu bizler için önceden belirlenmiş felaketi üzerimizden atamayız, koşarız çiyli geceler içinden. Haykır guguk, haykır yalnızığını mayıs baharının koynuna, haykır guguk, kardeşçil kuş, kovulmuş, kapı dışarı edilmiş. Biliyo­rum, bütün bağırıp çağırmaların seni mayıslı gecelerin eline teslim eden, seni bir el olarak ellerin arasına salan annen için, haykır guguk, haykır yüreğini yıldızlara doğru, haykır ey kardeş, yabancı, annesiz, haykır ... Haykır Yalnızlık Kuşu, utandır ozanları, sendeki o yaman sözcükler onlarda yoktur, onların dile getirdiği yalnızlık bir gevezeliktir sadece, ve onla­rın yapacağı en hayırlı iş susmaktır ancak. ... çünkü kavuşmayı istediğimiz en son şeyi, o en son şeyi vermez bize sözcükler.

Bu Salı, Wolfgang BorchertBu Salı, Wolfgang Borchert
tabula rasa 
02 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Biz bowling oyuncuları
Ama gülleler de biziz
Devrilen kukalar da
Ve gümbür gümbür öten
Oyun yeri, yüreklerimiz.

Bu Salı, Wolfgang BorchertBu Salı, Wolfgang Borchert
tabula rasa 
05 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Okkanın altındayız zaten demişti kapıda, hepimiz zaten altındayız okkanın. İçkimiz ve caz müziğimiz ve çelik miğferle­rimiz ve sevgililerimiz var, evlerimiz ve Çin Seddi'miz ve lam­balarımız var - bütün bunların var hepsi. Ama korkudan. Korkuya karşı. Ama hep altındayız okkanın. Korkudan resim çektirir, korkudan çocuk yaparız ve korkudan kucak kucağayız kızlarla, hep kucak kucağa kızlarla; korkudan gaza batırırız fitili ve korkudan yakarız. Ama okkanın altındayız yine. Bütün bunları korkudan yaparız ve korkuya karşı. Ve çelik miğferlerimiz var ya, onlar da yalnız korkudan. Ama bütün bunların para etmez hiçbiri. İpek bir gecelik ya da bir bülbül feryadında tam kendimizi unutmuşken birden yakamıza yapı­şır. Birden öksürdüğü duyulur bir yerlerde. Ve korku da ya­kamıza sarılmaya görsün, para etmez çelik miğferler. Ne ev­ler, ne sevgililer, ne içkiler para eder ne de çelik miğferler.

Bu Salı, Wolfgang BorchertBu Salı, Wolfgang Borchert
tabula rasa 
06 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bugün yine sadece söylü­yoruxz: Cetait la guerre - ne savaştı diyoruz. Artık bundan fazla bir şey söylemiyoruz bugün, çünkü savaşın bir tek saniyesi­ni, yalnızca bir tek saniyesini dile getirecek sözcükler yoktur elimizde, ve sadece diyoruz ki: Doğru, Allah için öyleydi. Çün­kü başka her şey savaş karşısında bir gevezeliktir sadece. çün­kü hiçbir sözcük, hiçbir şiir ve hiçbir vezin yoktur onun için ve ona dayanacak, onun zincifrekırmızısı kükreyişinden dağı­lıp dökülmeyecek hiçbir şiir ve hiçbir oyun ve hiçbir psikolo­jik roman yoktur. Ve demir aldığımızda, o ülkeye, savaş deni­len o karanlık ülkeye dümen kırdığımızda neşesinden gıcır gı­cır ötüyordu rıhtım duvarları, ne şarkı söylemiştik ya, biz er­kekler, oh işte öylesine gönüllüydük ve işte öylesine şarkılar söylemiştik biz sığır vagonlarında. Ve marş müzikli istasyon­larda savaş denilen o karanlık, karanlık ülkeye düğün bay­ramlarla uğurlanmışllk. Ve derken kavuşmuştuk savaşa. Der­ken savaş karşımıza çıkmıştı. Ve daha ne mene şey olduğunu kavrayamadan da sona ermişti. Arada işte yaşamımız duruyor. On bin yıllık bir yaşam. Ve savaş sona erdi artık ve bizler yitik gemilerin çürümüş tahtalarında gece vakitleri gizlice bir kusmuk gibi o iğrenç barış ülkesinin sahillerine kusuluyoruz. Ve kimse artık tanıyamaz bizi, biz yirmilik pinponları, işte öylesine gümbürtüler çökerti bizleri. Bizi hala varsa bir tanı­yan çıksın? Hani nerede bizi hala tanıyacak olanlar? Babalar yüzlerinin derinliklerinde saklıyorlar kendilerini ve anneler, yedi bin beş yüz seksen dört kez katledilen anneler, bizim ya­bancılaşmış kalplerimizin acıları önünde çaresizlikten boğıulu­yorlar. Ve nişanlılar korku terlerince tenlerimizden dışarı uğ­rayan felaket kokusunu geceleyin biz kollarındayken dehşet­le duyumsuyor ve umutsuz öpüşlerimizden yalnızsı metal ta­dını seziyorlar ve öldürülen kardeşlerinin kanlanndan kal­kan badem ezmesi tatlılığındaki buğuları saçlarımızdan taş kesilmiş soluyor ve bizim acı sevecenliklerimizi akılları almı­yor bir türlü. Çünkü biz bu sevecenliklerle dertlerimizi dizginlemeye çalışıyoruz, çünkü her gece boğazlıyoruz onları, ta ki biri çıkıp bizi kurtarsın. Biri kurtarsın. Ama kimseler tanımıyor bizleri.

Bu Salı, Wolfgang BorchertBu Salı, Wolfgang Borchert
tabula rasa 
02 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bütün pazar sabahlannın en temizinin şimdiye kadar asla görülmedik bu kar beyazında bir leke. Pek can­lı bir savaş tablosu, nüans yönünden zengin, suluboya resim­ler için çekici bir konu: Kan ve kar ve güneş. Soğuk kar ve içinde buram buram sıcak kan. Ve hepsinin üstünde güneş baba. Güneş babamız. Yeıyüzündeki çocuklar der ki: Güneş baba, güneş baba. Ve güneş bir ölüyü, bütün ölmüş kuklala­rın işitilmedik çığlığını haykıran bir ölüyü aydınlatıyor: Suskun, korkunç, suskun çığlığını. İçimizden kim ah, kalk ayağa saz benizli kardeşim, içimizden kim ah iplerinden koparılıp işte öylesine salakça çarpıtılarak sahnenin orasına burasına savrulmuş kuklalann suskun çığlıklanna katlanabilir? Kim ah, içimizden kim suskun çığlıklarına dayanabilir ölülerin? Yalnızca kar buna göğüs gerebilir, buzsu kar. Ve güneş. Gü­neş babamız.

Bu Salı, Wolfgang BorchertBu Salı, Wolfgang Borchert