Londra’da yaşayan, piyano akortçusu Karl Braun… hem göçmen hemde sıradan bir göçmen değil. Gerçek ismi Dr. Otto Reitmüller, Nazi döneminde insanlık suçları işlemiş.
Roman’da karakterin iç dünyasına giriyoruz.
aslında hikâyesi aslında üç katmanlı:
Gündelik Maskesi, Londra’da sıradan bir hayat kurmuş gibi görünür; sessiz, kibar, piyano akortçuluğu gibi “zararsız” bir meslek seçiyor. Bu, geçmişini saklamak için bilinçli seçtiği bir maske. İç Çatışması, Ne kadar sıradan görünmeye çalışsa da gazetelerde çıkan Nazi haberleri, yakalanan eski subayların hikâyeleri, Braun’un aklını sürekli meşgul ediyor. komşusunun fazla merakı, bir müşterinin fazla dikkatli bakışı bile onu tetikliyor. Geçmişin Gölgesi ve vicdanı, yazarın ustalığı burada Braun’u şeytanlaştırmıyor. Onun da korkuları, özlemleri, yalnızlığı olduğunu gösteriyor. Ama işte bu sıradanlık, daha da korkutucu. Çünkü “kötülük” devasa canavarlardan değil, böyle sıradan yüzlerden çıkıyor. Braun’un geçmiş deneylerini hatırlarken kurduğu soğukkanlı cümleler, insanın vicdanıyla arasına koyduğu buz gibi mesafeyi hissettiriyor.
yakalanma korkusu, gündelik hayatta sıradan görünme çabası, geçmişinin gölgesi. Her sayfa biraz daha gerilim, biraz daha vicdan muhasebesi.
Bir yanda “yakalanacak mı?” sorusuyla ilerleyen polisiye-gerilim. Öte yanda insanın kötülüğü nasıl normalleştirdiğine dair sorgulama yapıyorsunuz. severek okudum