Bekir Yıldız uzun zamandır okuyacak olduğum yazarlar arasındaydı ama bir türlü denk getiremedim. Okunacak o kadar yazar ve kitap var ki bazılarına hep geç kalacağız. Bekir Yıldız'da öyle bir isim oldu benim için. Osman Şahin bir denemesinde Bekir Yıldız için hikâyelerinde Güneydoğu insanını çok iyi işlediğini belirtmiş ve Toplumcu Gerçekçi yönüne çok güzel bir vurgu yapmıştı. O denemeden sonra Bekir Yıldız'ı biraz daha öne almak istedim ve bugün ilk olarak Demir Bebek kitabıyla başladım.
Okuduğum ilk kitaptan Bekir Yıldız'ın birilerinin sırtında yükselen medeniyetin temelini ele aldığını görüyorum ve diğer kitaplarında da bunun yer alacağı da gayet belli. Nedir o temel? Her yükü taşıyan ama yerin dibinde olan, her lüks binanın oluşumunu sağlayan ama kendisi hiç gözükmeyen, her fabrikanın, her makinanın başında olan ama oluşturduğu güzelliklere dışarıdan bakan temeldekiler işçiler, köylüler, kısaca ezilenler. "Çağdaş Medeniyet" ezilenlerin sayesinde ayakta durmaktadır. Ezilen insanların emeklerinin piramididir medeniyet ve ters yüz olmadığı sürece böyle kalmaya devam edecektir. Bu durum bana Brecht'in Tahtatevalli şiirini hatırlatıyor daima
"Bir tahterevalli tahtası, sistemin bütünü
İki uçlu bir sallanma, birbirine bağlı,
Yani alttakiler altta olduğu için,
Ve ancak onlar altta kaldıkları sürece
Üsttekiler hep üstte.
Alttakiler yerinden kalkıp yükselse.
Üsttekiler üstte olamaz artık,
Demek ki üsttekiler
Alttakilerin hep altta kalmasını ister.
Ayrıca altta, üstten daha çok
İnsan gerek. Denge değişir yoksa. Tahterevalli dedik ya."
Bekir Yıldız'ın yoğun bir şekilde ele aldığı diğer konu göçmenlerin yaşadığı sorunlar. Kitaba ismini veren ve ilk öykü olan Demir Bebek Almanya'ya çalışmaya giden dört kişilik köylü ailesini ele alıyor. Merkezde ailenin kız çocuğu Narin var