1917 Bolşevik İhtilalinden sonra iç savaşa sürüklenen Rusya’nın tarihi çok canlı bir şekilde anlatılıyor. Sovyet Hükümeti kurulmuş ancak iç karışıklıklar olanca büyüklüğüyle devam etmektedir. Kızıllar ile onlara karşı çıkan askerler ve askerlerin örgütlediği Bolşeviklerden korkan Kazaklar arasında amansız bir iç savaş yaşanmaktadır. Don Kazaklarının asiler olarak savaştığı bir ortamda, Gregor Melehov, Kızıllarla komutan seviyesinde savaşmaktadır.
Bu üçüncü cildin ana konusu, Don Kazaklarının liderleri derecesine yükselen Gregor Melehov’un Kızıllarla savaşıdır. Roman kahramanı olan Gregor’un yanı sıra Kızılların tarafından da baş karakterleri okuyoruz.
İç savaşı mükemmel bir şekilde aktaran Şolohov’un bu serisi mutlaka okunmalı..
Durgun DonMihail Şolohov · Sosyal Yayınlar · 1965933 okunma
Mihail Şolohovun başyapıt eserinin 3. Cildinde emek ve sermayenin devrimi olarak nitelenen en kanlı iç çatışmalarının yaşandığı 1917 Rus devriminin neden Başarıya ulaşamadığını çok güzel anlatıyor bizlere. İşçi emekçi bilincinin önemi üzerinde duruluyor.
Mihail Şolohov dan Durgun Don 3. Incelememle herkese merhabalar.
Rus Edebiyatının Nobel Edebiyat Ödüllü yazarı,bu 4 ciltlik eserinde ,1.Dünya savaşı ve iç savaşı konu edindigi Kazaklar ile Kızıllar arası bitmek bilmeyen ve her iki tarafında fazlasıyla kayıp verdigi savaşı konu edinir.
Ana kahramanımız Gregor Melehov cephe de savaşmaya devam etmektedir.Aklını kurcalayan(hangi taraf haklı!) sorulara cevap bulabilmiş ve Kazaklardan taraf olup askerlikte generallige kadar yükselmiştir.Savaşın ne zorlu oldugunu yine en derinlerinde hisseden Gregor köyünü, o eski yaşantısını çok özlemiştir.Lakin savaş devam etmekte ve hiçte bitecege benzememektedir.
Bu defa Kızıllar baskın çıkmış ve karşılarına çıkan Kazakları kılıctan geçirmeye,zenginlerin malına_mülküne el koymaya başlamıslardır.Pek çok Kazak erkegi köyden kaçmaya karar versede geride bırakamayacaklari aileleri yüzünden kalmışlardır.
Bu savaş insanların gözünü öyle bir karartmıs ki kardeş kardeşe düşman kesilmiştir.Aslen kazak olan ama Kızıllar tarafında bulunan Mişa ile Gregor'un birbirine düşmanlıgı da buna örnektir.Oysa bir zamanlar birlikte oyun oynayıp,birlikte en güzel yıllarını geçirmişlerdir.Simdi iki azılı düsman.
Durgun Don,ilk kitapta oldukca akıcı ilerlemisti henüz savaş konularına pek girmemiş, kazak halkının geleneklerinden nasibimizi almıs ve Gregor ile Aksinya arası aşkın şahitligini yapmıstık.Ikinci ve üçunçu kitapta savaş daha agirliklı işlendigi için sayfalar biraz yavaş aktı ama yazarın savaşı konu edinmis bu eseri bu derece detaylı anlatmasi hayranlik uyandiracak seviyede.O yüzden hız kesmeden dörduncü kitapla devam edecegim okumalarıma insallah.Kitapla ve sevgiyle kalıniz
Serinin üçüncü kitabını da heyecanla okudum.
Birinci dünya savaşı esnasında Bolşevik devrim dalgasıyla çalkalanan Rusya ve Rusya’ya bağlı halklardan olan Kazakların bu devrim/ karşıdevrim sürecinde gösterdiği reaksiyonları muazzam bir ustalıkla anlatan Şolohov’un dörtlemesinde baş karakterimiz Gregor Melehov’un bu kez iç hesaplaşmalarına, çıkmazlara giren aşk hayatına daha çok tanıklık ediyoruz.
Kendini yarı bolşevik olarak addeden Gregor kızılların kıyımına yağmasına karşıyken yoksulu savunan, eşitliği haykıran aynı kızılların ideolojisine sempati beslemekte.
Şolohov köylünün, Kazak halkının, zenginlerin siyasi manevralar içindeki haleti ruhiyesini muazzam bir
Şekilde işlemiş ve kitaba yedirmiştir.
Sonunda 3.kitabıda bitirdim. Sonunda diyorum çünkü günlerce elimde süründü maalesef. Çok kolay okunan akıcı bir dili olmasına ve ilk iki kitabı çok severek okumama rağmen 3.kitap pek akıcı gelmedi bana. Yine ilk kitapta başlayan savaş devam ediyor. Biraz durulur diye tahmin ettiğimiz olaylar tam gaz devam ediyor. Yine savaşın gerçek yüzünü tüm çıplaklığı ile görüyorsunuz. Sanki okurken karakterlerin yanında gibisiniz. Artık tamamen tüm karakteri tanımış sanki yakın arkadaşmış gibi hissediyorum hepsiyle. Olayın Sonu nereye bağlanacak ? Gregor ve aksinya ya ne olacak ? Çok merak ediyorum...
Şolohov serinin üçüncü kitabında da okuru yine şaşırtmayı başarıyor. İkinci kitabı okuduğum da, olayların artık biraz durulacağını daha fazla can yakan ve sızlatan durumlarla karşı karşıya gelmeyeceğimi düşünmüştüm. Ancak ne kadar yanılmışım!
Durgun Don'un üçüncü cildinde artık iç savaşa-daha doğrusu kardeşin kardeşe karşı olan savaşında- daha yakından ve sert bir şekilde tanık oluyoruz. Çok acımasız, korkutucu ve bu kadar da olamaz dediğim o kadar çok şey oldu ki... Büyük şaşkınlık ve hüzünle okuduğum yerler de durup, olanları sindirme zamanı tanıdım kendime. Kontrolsüz gücün insana neler yaptırdığı, sürekli savaş halinde ve hangisinin doğru ve lehine olduğuna karar veremeden oradan oraya sürüklenen ve perişan olan halk. Bir kez daha gördüm ki savaş sadece cephe de göğüs göğüse verilen bir mücadele değil bilhassa geride kalanlarında verdiği büyük bir mücadele.
Bir türlü orta yolun bulunamaması, iletişim kurulamaması okurken beni en çok çıldırtan durumdu. Bedelini en ağır şekilde ödeyenlerin savaşı sürekli körüklemesi; yazarın artık düşünebilecek bir kafa olmadığını göstererek savaşın sadece fiziksel zararlarına değinmiyor. Her yönüyle bütün gerçekliği yalın ve çarpıcı bi şekilde işleyip okura sunuyor.
Tabi bütün bu olanların arasında olan aşk. Aslında benim kitapta sevmediğim, en sinir olduğum ve Gregor'u tutup silkelemek istediğim tek yerdi. Bana doğru gelmeyen bu aşk bir kez daha aklıma şu soruyu getirdi: " Sevgi gerçekten neydi? Emek miydi yoksa körü körüne bağlanıp her şeyi affetmek miydi?".
Sonlara doğru savaş sahneleriyle okuma hızım yavaşlasa da, serinin bu kitabını da çok severek okudum.
Serinin 1.kitabında Birinci Dünya Savaşı sonrasında yıkılan Çarlık rejimi ve ülkenin ikiye ayrılması, 2 kitapta cephelerin oluşması ve savaşın başlaması. Bu üçüncü kitapta ise bir yandan savaş devam ederken bir yandan da cephe gerisinde yaşananları aktarmış okuyucuya yazar. Cephe gerisinde babasız kalan çocuklar, evlatlarını kaybeden anne ve babalar, boynu bükük bekleyen nişanlılar, eşler, tacize uğrayan kızlar, eziyet gören, sürgüne zorlanan halk varken cephede olaylar daha karışıktır kardeş kardeşi katletmektedir resmen, askerler bulunduğu tarafı sorgulamaktadır artık, boşuna bir mücadele verdiğini düşünenler, cepheyi terketmek isteyenler, savaşa başlarken benimsedikleri düşünceden çok farklı bir manzarayla karşılaşanlar.. Her şeyi bırakıp gitmek isteyenler...
Kızıllar ile Kazakların amansız mücadelesi.. Durgun Don tam bir başyapıt, efsane. İnce Memed nasıl Çukurova efsanelerindense Durgun Don Rusya 'nın efsanesi.. Aşk, aile bağları, dostluk, sadakat gibi duyguların ön planda olduğu kitap herkesin okuması gereken bir seri bence.
Seri ilerledikçe daha da çok seviyorum! 3.ciltte Ekim yani Bolşevik Devrimi’ni Don Kazakları’nın gözünden okuyoruz. Devrimciler ve karşı-devrimciler arasındaki çatışmayı ve aynı köyden insanların, eski dostların birbirini öldürme noktasına gelmesini Şolohov yine çok etkileyici anlatmış. Kitap çok hızlı başlıyor, sonlara doğru savaş sahneleri biraz okumayı yavaşlatsa da seri genel olarak çok akıcı ve sürükleyici. Kesinlikle tavsiye ederim.
Merhaba;
Serinin 3. Kitabını da bitirmiş olmak, sona yaklaştığını hissettirdiği için biraz üzücü. Çünkü geride sadece bir tane kitap kaldı.
Akıcılık açısından ele almak gerekirse 1. Ve 2. Kitaba gore biraz daha yavaş ilerlediğini söykeyebilirim. Fakat asla zor okunan ilerlemeyen bir kitap diyemem.
3. Kitap da iç savaş tüm hızıyla devam ederken, artık yaprak dökümü başlıyor tanıdığımız karakterler arasında.
Ve aslında 2. Kitapla okumaya başladığınız iç savaş siddetini biraz daha artırmış olarak devam ediyor.
Sanırım artık savaş durumunda olmaktan yoruldular ve tahammülleri azalmaya başladikça, daha fazla acımasız olmaya başladılar.
Üzlülerek, acıyarak okuduğum, edebi ve bilgi açısından dopdolu bir kitaptı.
Hepinize keyifli okumalar diler, youtube kanalıma göz atmanızı rica ederim.
youtube.com/channel/UCfOYAd...
Haklının haksızın birbirine karıştığı, komşunun komşusunun düşmanı, katili, canisi olduğu, insanın içindeki canavarı ortaya çıkaran, besleyen, büyüten, savaştan beter bir iç savaşın romanı...
Mihail Aleksandroviç Şolohov, 1905'te Don Bölgesi'nde, Viyesenskaya'nın Krujilino köyünde Rusya’da doğar. Annesi bu köyden bir Kazaktır. Babası Orta Rusya'nın Riyazan Bölgesi'nden Don kıyılarına yerleşmiş biridir. Sholohov lisedeyken; I. Dünya Savaşı başlar, bunu 1917 Ekim Devrimi ve iç savaş takip eder. 16 yaşındayken, devrimcilerin yanında savaşa katılır. İç savaş sona erdiğinde, bir süre; hamallık, taşçılık, ilkokul öğretmenliği ve gazetecilik yapar. Yazmaya 17 yaşında başlar. İlk hikâyesi Doğum Lekesi’ni 19 yaşında yazar. 1922 yılında Moskova’ya gider ve gazetecilik yapar. Test adlı makalesi yayımlanır. Fakat geçimi için gazetecilik yeterli değildir. Bu dönemde taş işçisi, rıhtım işçisi ve muhasebeci olarak da çalışır. 1924’de Veşenskaya’ya geri döner ve kendini tamamen yazmaya verir. Aynı yıl Mariya Petrovna Gromoslavskaya ile evlenir. Bu evlilikten iki kız, iki de erkek çocukları olur.
İlk kitabı, 1. Dünya Savaşı ve İç Savaş yıllarındaki Kazakları anlatan Don Hikayeleri, 1926 yılında basılır. Aynı yıl Ve Durgun Akardı Don -Durgun Don diye de bilinir.- adlı romanını yazmaya başlar. Bu romanı yazması 14 yılını alır ve Stalin nişanı ile ödüllendirilir. Bu roman Sovyetler’de zamanın en çok okunan yapıtlarından biri olur ve 1965’de Nobel Edebiyat Ödülü alır. Bitirmesi 28 yılını aldığı Uyandırılmış Toprak adlı romanı ile de 1954 yılında Lenin Nişanı’na layık görülür. Bu roman Yarınların Tohumu (1932) ve Don’da Hasat (1960) olmak üzere 2 kısımdan oluşmaktadır. Bu romanda da kollektivizmin uygulandığı yıllardaki günlük hayatı yansıtır. 1957’de yazdığı kısa hikâyesi İnsanın Kaderi (Sudba çeloveka) film olarak da çekilir.Vatan için dövüştüler isimli eseri bitirilememiştir.
II. Dünya Savaşı boyunca Gerçekler (Pravda) Gazetesinde savaş hakkında yazılar yazmıştır. 1956-1960 yılları arasında toplu eserleri sekiz kitap olarak yayımlanır. Şolohov, Aleksandr Solzhenitsin tarafından Ve Durgun Akardı Don adlı romanında çalıntı yapmakla suçlanmıştır. Delil olarak da eserle yazarın diğer yapıtları arasındaki kalite farkını göstermiştir. Şolohov kendini romanın taslaklarını göstererek ispatlayabilirdi. Ancak tüm taslakların II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından yok edildiğini belirtti. 1984 yılında monograf Geir Kjetsa bilgisayar yardımıyla romanda yapılan incelemelerin sonucunda Ve Durgun Akardı Don adlı romanın Şolohov’un eseri gibi göründüğünü söyledi. Daha sonra da 1987’de de romanla ilgili yazara ait binlerce not, taslak bulundu.
Şolohov 21 Şubat 1984’de, Rostov ilinde hayata gözlerini yumar. Mezarı Don nehri kıyısındaki Veşki köyündedir..
Şolohov 1932’de SSCB Komünist Partisi'ne, 1939’da SSCB Bilimler Akademisi’ne üye oldu ve yine 1939 yılında da Seçkin Sovyet unvanı aldı. 1959’da Sovyet Başkanı Nikita Kuruşkev’e Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri gezisi sırasında eşlik etti. 1961’de SSCB Komünist Partisi Merkez Komitesi'ne seçildi. İki kere Sosyalist Kahramanlık Madalyası ile ödüllendirildi. Sovyet Yazarlar Birliği'nin yardımcı başkanlığını yaptı.
Eserleri
Ve Durgun Akardı Don - Durgun Don
Uyandırılmış Toprak
Don Kıyısında Hasat
Don Öyküleri
Vatan İçin Döğüştüler
Mavi Bozkır
İnsanın Kaderi