Kitaptaki konu kısa ve bilindik. Yazarımız kadınlar için yeniden yorumlamış.
Orijinal anlatılan Yunan mitolojisindeki efsaneye göre, kadınlardan nefret eden yada kadınsız bırakılan heykeltıraş Pygmalion bir gün bir kadın heykeli yapmaya karar verir ve fildişinden o zamana kadar yapılmış en güzel kadın heykelini yapar. Heykeli bittikten sonra kendi yarattığı bu güzelliğe aşık olur. Tanrılara karşısına ona benzeyen bir kadın çıkarmaları için yalvarır. Bu aşk, aşk tanrıçasının dikkatini çeker ve venüs bayramında heykelini dudaklarından öpen sapık erkeğimiz onun canlı bir kadına dönüştüğünü görür. Efsanenin orjinali aşağı yukarı bu şekildedir.
Kitabımızda ise, orijinalinde heykeltıraşın adı varken burada da sadece kadının yani heykelin adı vardır.
Galateia'nın hiç isim vermediği ve sadece "kocam" diye hitap ettiği Pygmalion, onu kilit altında tutmakta ve sadece sapkın ihtiyaçlarını karşılamak için Galateia nın yanına gelmektedir.
Kitap orijinal efsaneden daha gündemimizde ve daha gerçekçi. Kitapta kadına boyun eğdirilme ve erkeğin zevki gibi temalar ele alınıyor.
Bu kısacık hikayede yazarımız, insan olmanın ne anlama geldiğini sorguluyor. Galateia konuşabilir, duyguları vardır ve hatta doğurabilir, yani yeni bir yaşam meydana getirebilir ancak kendisini aynı zamanda babası, annesi ve kardeşi olarak gören kocasına tabi olarak "doğmuştur".
Galateia'nın kocası birçok erkekte olduğu üzere oldukça sorunlu bir tiptir. Aslında kadınların hem karakterlerinden hem de fiziksel "kusurlarından" nefret eder. Bu sebeple belki de kendince en "mükemmel" kadını yaratmıştır fakat vücudunda doğum yapmaktan kaynaklı çatlaklar ve çizikleri için sapkın koca "kusurlarını" açık açık "çok çirkinler" diye yaftalar. Yazarımız bu hastalıklı koca tipinde, erkeğin kadının saflığına ve