#okudumbitti #tatkaçıran #spoiler
Serra ve Özgür evlendi.Serra'nin patronu ona ortaklık teklif etti Serra'nın parası az olduğu için hemen kabul edemedi ama babaannesi bunu öğrenince Düzce'de bulunan arsasını sattı ve parasını Serra'ya verdi ve Serra çalıştığı Alga Tur'a ortak oldu. Arkadaşları Burak evlendi eşinin adı Kesibe. Serra'nın arkadaşı Dilek ve eşi Ulaş bebeğini kaybetti ama çabuk toparlandılar ve müthiş haber daha Sırma ve eşi Deniz'in bebekleri olacak.İşte böyle hayat devam ediyor.
Bazı bana hitap etmeyen şeyler olsa da yine de beğendiğim bir kitap oldu tavsiye ederim.
Serra artık büyüdü. Buna çok fazla sevinemiyorum. Çünkü ben Çocuk Serra'yı daha çok sevdim. Izmir'deki o mutlu çocukluk yıllarını... Sırma ile gece sohbetlerini... Ayrıca da Oktay'ı. Serra bu kitapta artık evliliğin ilk yıllarını yaşıyor. Evlilikle ilgili üzüntülerini lise arkadaşları Dilek, Sıla, Toprak, Esin ve Melisle aşıyor. Birbirleriyle her şeyi paylaşıyorlar. Elimden asla bırakamadığım bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim.
Bi önceki iletisini yaptığım kitapta Serra kızımızı evlendirmiştik. Bu kitapta da evlilik nasıl gidiyor, nelerle baş atmak zorunda kaldığını falan anlatıyor. Sevdim kitabı seriyi herkese tavsiye ediyorum. İyi okumalar :)
Geriye dönüp baktığımda, neredeyse iki sene olmuş bu seriye başlayalı. Sayfaları çevirdikçe, epey bir zaman "Sen çocuk musun, niye okuyorsun bu tarz kitapları? Boşuna zaman kaybı... " desem de, içimdeki ses hep destekledi bu tutumumu. "Serra da Serra" deyip susturdu diğer beni. Böyle böyle tam 7 kitap devirdim, dile kolay.
En son üçüncü kitaba inceleme yazmıştım. Pekala da vaktim vardı o zamanlar. Ancak şimdi öyle mi? Şu satırları yazarken, gecenin bu saatinde ayakta tuttuğum gözlerime, bedenime; yarın doğacak olan güneşe karşı bile suçluluk duyuyorum. Neyse, gelelim konumuza.
Serra uzunca uğraşlar sonucu kendi yuvasını kurar. Oktay'ı geride bırakmak gibi sağlıklı bir karar alıp önüne bakmıştır. Ki bu önüne bakış esnasında bir de ne görsün, yıllar yılı kendisine aşık olan Özgür beyi! Dur bir dakika, ne oluyoruz, diyemeden bir bakmışız bizim kız yuvadan uçmuş. Hem de sarsıcı ayrılıktan yalnızca dört beş ay sonra. Ne diyim ben sana Serra. Onca inciğini cıncığını dokuma huyun nerelere gitti be kızım. Daha Özgür'e aşık olduğunu bile kavrayamadan hop nişanlandınız, hop evlendiniz derkeenn senin o pek kıymet verdiğin düşünme eylemi nerelere gitti. Onu da mı everdik yoksa? Bana kalırsa bundan önceki kitabın sonu, yani Serra'nın evliliği, alelacele yazılmış karalamalardan ibaretti. Yaklaşık 400 sayfa Oktay-Serra evlilik öncesi bunalımlarını okuduk. Geriye kalan 50 sayfasında Özgür Bey gündeme geldi. Son 50 sayfadaysa yok Roma gezisi, yok sergi, yok konser bilmem ne, bir baktık ki 7 yıllık ilişki çöp olmuş ve Serra Hanım yeni ilişkilere yelken açıyor. Evet kolay değil bir defteri kapatmak. Ancak aradan ne geçmişti şunun şurasında?
Benin düşünceme gelecek olursak, ben ne Oktay'a ne Özgür'e alışabildim. İkisi de gökten zembille inip Serra'nın hayatına oturturtulmuş gibi geldi.
Serimizin bu kitabını bir öncekine kıyasla daha rahat bir şekilde hızlıca okuyup bitirdiğimi söylemekle başlamak istiyorum. Bunun sebebi ise muhtemelen daha ince olması vee beni ciddi bayan evlilik konularının (en azından nişan, düğün, bunlara hazırlık gibi konuların) bu kitapta pek bulunmamasıydı. Uzun soluklu serimizin bu kitabında Serra'mızın evlilik hayatına alışma sürecini okuyoruz. Tabii bu süreçte en büyük destekçileri de sevgili arkadaşları. Arkadaş gruplarına ciddi anlamda bayılıyorum!! Favorilerim kesinlikle Toprak ve Dilek. Toprak'ın yaşam biçimine, yaptığı işlere büyük bir hayranlık besliyorum. Hayata bakış açısı da bana aşırı uyuyor. Dilek'in psikolojiye ilgi duymasını; bu alanda okumalar, araştırmalar yapıp bunları hayatında büyük bir başarıyla uygulamasını da çok takdir ediyorum. Herkesin yapması gereken bir şey bu bence. Delidolu hâllerine, parlak fikirlerine, tam zamanında taşı gediğine koyan sözlerine bayılıyorum. Kısacası seriyi severek okuyorum, kalan altı kitabını da zevkle okuyacağım. Bu tarz konular ilginizi çekiyorsa seriye bir göz atmanızı öneririm. Okuyacaklar için şimdiden keyifli okumalar!
Gençlikte pek farkına varılmıyor ama insanlar arası iletişim gerçekten çok zor. Nispeten "kolay" hayatları görmek de daha iyi gelmiyor açıkçası. Serra'nın kusursuz evliliği, en küçük sorunda geri adım atabilen -inanılmaz ince düşünceli- kocası ve liseden beri yılların hatta yolların asla ayıramadığı arkadaşları, "ne kadar kolay bir hayatı var" dedirtiyor. Keşke gerçek hayatta da iletişimsel sorunlar bu kadar basit çözülebilse, mütemadiyen doğru zamanda doğru kararlar verilebilse, hatta hata yapanlar hatalarından ders çıkarıp gönül alma protokolünü uygulamaya koyabilse... Neyse, ütopyalar güzeldir. =)
Serra ve arkadaşları artık evli ve aile olma yolunda ilk adımlarını atıyorlar. Farklı sorunlarla, bu sorunlarla nasıl yüzleşebileceğimizi, elimden geleni yaptım diyebilmenin mutluluğunu daha doğrusu sevmenin sevilmenin saygı duymanın sorumluluk sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu anladık bir kez daha.
Bu kez de evlilik problemlerinin neler olabileceğini, nasıl davranmak gerektiğini çok iyi bir üslupla anlatmış sevgili yazarımız.
Eğlendirerek hayat dersleri vermeye devam eden serimizde bakalım diğer kitaplarda neler olacak?
Üniversite yıllarıma ve öncesine geri dönelim az biraz nostalji yapıp Serramla yeniden buluşalım dedim. İlk hayallerimi Serrayla kurmuş ve hayalimin peşinden gitmiş hayalini kurduğum üniversiteme kavuşmuştum. Ve bu seride beni en çok etkileyen kısım Adım Adım Hayata kitabında ki Doğanay hocanın sohbetleriydi. Doğanay hoca yaşamın bütün güzelliklerini en başta kim olduğumuzu fark etmemizi sağlayan sorularla yaşamimi şekillendirmişti. Ve ilk günlük tutmalarımi Serraya özenerek tutmuş ve doğadaki güzelliklerin getirdiği mutluluğu huzuru yine Serrayla fark etmiştim...
Şimdiyse Doğanay hocadan öğrendiklerimi öğrencilerime keyifle anlatıyorum
Hayat niye bu kadar sancılı?
İlkokul yıllarımız...
Lise yıllarımız...
Üniversite yıllarımız...
İş hayatımız...
Ve evlilik...
Bu yılların hepsini inişli çıkışlı yaşıyoruz.
Düşe kalka yaşanırmış hayat öğretiyor yıllar...
Ve zaman bizden yıllarımızı, anılarımızı, gençliğimizi, güzelliğimizi alıyor.
Zaman istediğini alıyor...
Işte Hayat böyle devam ediyor.
Serinin 7. Kitabı ama can dostum dediği Ayşegül’ü hala yok!
Serinin diğer kitapları gibi akıcıydı ancak biraz heyecansızdı. Herşeye rağmen mükemmel bi seri ..
1961 Yılında Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat Bölümünden mezun olan İpek Ongun, yazı yaşamına 1980 de yayınlanan "Mektup Arkadaşları"yla başladı. Onu "Kamp Arkadaşları" ve "Afacanlar Çetesi" adlı çocuk kitapları izledi.
Bunları izleyen Yaş On Yedi ve Bir Genç Kızın Gizli Defteri başlıklı yapıtlarıysa gençlik için yazılmış romanlardır.
Gençlik romanlarından sonra, gençlere yaşama kültürü ve kişisel gelişim gibi konularda yardımcı olmasını amaçladığı bir üçlü yazdı. Adları, Bir Pırıltıdır Yaşamak, Bu Hayat Sizin ve Lütfen Beni Anla olan bu kitapların ilki 1991 yılında TÜYAP'ta "Altın Kitaplar Ödülü"nü aldı. Ayrıca gençler için yaptığı bu çalışmalar nedeniyle kendisine Rotary Kulübü tarafından "1995-96 Meslek Hizmetleri Ödülü" verildi.
1998 yılında da Oriflame Firmasının 250.000 kişilik bir halk jürisine yaptırdığı anket sonucu "Yılın En Başarılı Kadın Yazarı" seçildi.
Bu çalışmalardan sonra tekrar romana dönen Ongun, Bir Genç Kızın Gizli Defteri'nin devamı olan Arkadaşlar Arasında, Kendi Ayakları Üstünde, Adım Adım Hayata, İşte Hayat, Şimdi Düğün Zamanı ve Hayat Devam Ediyor'u yazdı.
Sabah Gazetesindeki yazılarını "Yarım Elma Gönül Alma" ve "Sabah Pırıltıları" adlı iki kitapta topladı. 2005 yılında "Şu Çılgın Dünyada Duyarlı Davranışlar" adlı kitabı yayınladı.
Evli ve iki kız annesi olan İpek Ongun, yazı yaşamını çok sevdiği Mersin'de sürdürmektedir.