Aşırı ağır bir dil üslubu var. Türk edebiyatında eşi olmayan bir eser. Yazar gerçekliğin ilkelerini anlatıyor hatta onu 4 başlık altında topluyor. Gözlem ilkesi, toplumsal gerçeklik ilkesi, uygunluk gerçeklik ilkesi ve neden sonuç ilkesi olmak üzere. Tavsiye etmiyorum anlaşılmıyor çünkü. Ama içerisinde Emine Zola, balzac vb. yazarların eserlerini özetliyor bu yönden sadece sevdim.
Halid Ziya, bu kitabını 23 yaşında yazmış. Kitapta bahsi geçen hikâye, hikâye değil romandır. O dönemde hikâye/roman terimleri yerli yerine oturmamıştır. Eser, inceleme türünde yazılmıştır. Kitapta kendi roman yönteminden de bahsetmiştir ve bu bakımdan da önemlidir. Kitabın bir bölümünde Fransız edebiyatındaki bazı yazarların eserlerinden örnekler vererek tanıtmış. Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği romantik anlayışın devrini tamamladığını düşünür ve edebiyatımızda realist üslupta romanlar kaleme alınması gerektiğini savunur.
İyi ki Halid Ziya gibi yazarımız var ve iyi ki böyle bir aydınımız var. Kendisine yazarlığının yanında aydın da demek sanıyorum ki hiç abes kaçmaz. Bu kitabı henüz yirmili yaşlarda ortaya koyuyor. Henüz büyük eserlerini vermemiş olan Halid Ziya özelde Ahmet Midhat'ı genelde ise Romantizm'i romantik edebiyatı eleştirmektedir. Hatta bunun yanında masalcılar olarak nitelendirdiği tek amacı para kazanmak olan edebi hiçbir kıymeti olmayan eserleri ile birlikte şiddetli bir şekilde eleştiriyor. Kitaba gelecek olursam bana kalırsa muazzam bir kitap. Dilini başta ağır bulabilirsiniz ama gerçekten ben bir solukta okudum ve alışıyorsunuz. Çok değerli düşünceleri, çok değerli eserleri olan Halid Ziya bu eserinde de Hikaye adı altında romanı, realist romanı anlatmaktadır. Zira Realizm ve Realist yazarlara büyük yer verirken Romantizm ve Romantik yazarlara kısıtlı bölüm ayırmakta ve sonunda öznel yargılarını belirtmektedir. Kurgusal bir roman veya öykü yazmayı düşünüyorsanız muhakkak kütüphanenizde bulunsun. İyi okumalar dilerim.
Gençlik yıllarında yazmış olduğu bu eser onun Batı Edebiyatına hakim olmakla birlikte ileride vereceği eserlerinin de bir mukaddimesi niteliğinde. Okurken Hayaliyyün (Romantizm) ve Hakikiyyun (Realizm) akımının eserlere nasıl ve ne derece yansıdığını görüyoruz. Halid Ziya okumaya başlamak isteyenler için ve akımları Halid Ziya’dan görmek için kıymetli bir eser.
Cok uzun zaman once okumustum kitabi dun aksam saatlerinde arkadaslarimla sohbet ederken birden geliverdi aklima daha universiteye hazirlaniyorum o gunlerde tabi hayalde izmir de okumak var. (Kismet Erzurum mus)
Halit ziya nin muhtesem bi kitabi okurken akanlardan akarken de insanin icini huzurla dolduranlardan.
Yazar bu kitabını, ömrünün son yıllarında yaşadığı olayları hatırlamak maksadıyla yazmış meger
’’İzmir Hikayeleri’’eski izmirin buram buram kokan havası, kenar köşe semtleri, oraların her sınıftan ve hertipten insanları, o döneminyaşam ortamını , gelenek ve görenekleri, kısacası bir zaman kesitinin İzmir folkloru , örnekleriyle , zengin bir kaynak:)
Kitaptaki olaylar tamamen halk yaşantısından alınmıştır.Kitabın kahramanları ise yine olaylarda olduğu gibi tamamen halk içerisinde yaşayan normal halk insanlardan seçilmiş. Yani bihterler behluller sacma karisik iliskiler yok bu kitapta :)
Okumadan olmeyin derim ben
Uşaklıgil 'in hikaye üzerine yaptığı ıncelemeleri ,çalışmaları içeren bu kitapta Uşaklıgil' in kalemini kimlerin,hangi akımların etkilediğini net bir şekilde görüyoruz. Bu sayede eserlerini okurken ,o eserle ne yapmak istediğini çok daha iyi kavramaya yardımcı oluyor. H.Ziya iki akıma deyinmiş kitabında; Hayaliyun (Romantizm)ve Hakikiyun (Realizm ve Naturalizm.O dönemde bu iki akımın ayrımları bizim edebiyatimizda henüz tam anlamıyla yapılabilmiş değildi. ) Ama asıl üzerinde durduğu konu ise Hakikiyundur. Yine bu eserinden anlarız ki H.Ziya Hakiiyunu benimsemiş . Aşk-ı Memnu 'yu kaleme alması da bu eserin Madame Bovary ile olan benzerliği de hic sebebsiz degildir fakat onun hikâyelerinde Goncourt kardeşlerin izleri daha çoktur. İşte bu gibi Halit Ziya 'nın edebi kişiliğini bu kitapta çıkarmak mümkündür.
Halid Ziya Uşaklıgil'in hikaye(roman) üzerine olan makalesi. İçerisinde ağırlıklı olarak realist yazarlar biraz da romantik yazarlar anlatılıyor. Başlangıcı hikayenin eski, orta ve yeni çağda tarihini anlatıyor sonrasında Balzac, Flaubert gibi realistleri tanıtıyor. Kısa bir şekilde de romantiklere değiniyor.
Daha farklı bekliyordum. Biraz fazla uzatılmış gibi geldi bana bilemedim. Ama her okuyucunun okuması gerekli bence. Beklentilerimden dolayı da böyle düşünüyor olabilirim.
Halid Ziya Uşaklıgil tarafından kaleme alınan bu eser, hikâye türünü derinlemesine ele alan bir inceleme niteliği taşır.
Kitap; hikâyenin ne olduğuna dair bir çerçeve sunarken, romanın kısa tarihine de zarif bir geçiş yapar. Yazar, kendi yaşadığı dönemde edebiyat dünyasında hikâyenin konumunu gözler önüne serer; aynı zamanda dönemin baskın akımları olan realizm ve romantizmi açıklayarak bu anlayışları benimseyen yazarları ve eserlerini inceler. Bu iki edebî yaklaşımı, okura tarafsız bir biçimde sunarken kendi değerlendirmelerinde daha belirgin bir duruş sergiler. Türk ve dünya edebiyatını hikâye odağında karşılaştırarak geniş bir perspektif kurar.
Eserde yer alan makaleler, yazıldıkları dönemin edebî beklentilerine ışık tutar; nasıl hikâyeler yazılması gerektiğini, hangi eserlerin tercüme edilmesinin uygun olacağını ve Türk hikâyeciliğinin nasıl bir gelişim izleyeceğini tartışır. Bununla birlikte kitap, hikâyenin kökenine inerek eski çağlardan itibaren bu türün doğuşunu ve zaman içindeki dönüşümünü de anlatır.
“Hikâye Nedir?” yalnızca öğretici bir metin olmakla kalmaz; yayınevinin eklediği dipnotlarla da metni zenginleştirir, okurun kavrayışını derinleştiren açıklayıcı bir rehber hâline gelir.
Halid Ziya Uşaklıgil’in hikâye üzerine yaptığı bir incelemedir.
Kitap, hikâyeyi tanımlayan,romanın kısa tarihini anlatan,yazarın yaşadığı dönemde edebiyattaki hikâyenin durumunu aktaran,dönemde var olan Realizmi ve Romantizmi açıklayan,bu akımları benimsemiş yazarlardan ve yazarların eserlerinden bahseden, onları ve iki akımı okur için tarafsızca kendi adınaysa taraf tutarak kıyaslayan Türk ve dünya edebiyatını hikâye ölçeğinde kıyaslayan,zamanında tefrika edilen makalelerden oluşur.
Makaleler yazıldıkları döneme göre nasıl hikâyeler yazılması gerektiğini,hangi hikâyeleri tercüme etmek gerektiğini, Türk hikâyesinin nasıl gelişeceğini belirtir. Kitap aynı zamanda eski çağlardan başlayıp hikâyenin nereden doğduğunu,zaman içindeki şekillenmesini aktarır ve hikayeyi tanımlar.
“Hikaye Nedir ?” aydınlatıcı bir kitapken yayınevinin de kitaptaki dipnotları hayli açıklayıcı ve yararlı.
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.