Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·239 syf.··
2018 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2018 00:31
Kitap 2. Abdülhamit Dönemimdeki Jöntürk hareketini güzel bir şekilde anlatıyor.Aynı zamanda bu hareketi yanlış algılayanlardan da bahsetmeyi unutmamış.Kitaptaki duygu tasvirleri güzel, olaylar ve olaylara karşı karakterlerin tutumu ise gerçekçi.Alaturka ve alafranganın kıyası yapılıyor.Ve beni kitapta en çok etkileyen nokta insanların asla böyle olmam dediği kişiliği elinde olan ve olmayan şartlardan dolayı oluvermesi üstüne üstlük bu kişiliğe çok çabuk alışması oldu.
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
9/10
·239 syf.··
Beğendi
·
2018 133. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2018 10:30
Başta bir konuda anlaşalım. Kadınların "Namus" konusuna bir gönderme ya da genelleme yapma olayı yoktur. Ahmet Mithat bu tarz şeylere girmez, aksine kadınlara toplumda kabul ettirme adına döneminde en büyük tartışmaları yapmış insandır. Onu anlamak için bir çok eserini elinizde bulundurmanız gerekir. Onun anlatmak istediği Namussuzlukları değil, toplum üzerinde Kadınlar denildiğinde sessiz, içe kapanık, ezik gözüken bu cinsin; bu zamandan sonra ön plana çıkması ve alışkın olmayan insanların bunu yadırgamasıdır. Eserlerinde kadınları işlediğinde her daim bu konuya gönderme yapar. Ayrıca söylendiği gibi olsaydı Fatma Aliye yanı Muhaderat eserinin yazarı ablamızın önünü açmaz aksine hakaret ederdi, yerin dibine sokardı ve bunu yapacak da gücü vardı. En sinir olduğum da insanların anlamadan, dinlemeden sırf aklına eseni söyleyip karalaması. Neyse bu konuya yeterince açıklık getirdiğime inanıyorum. Ayrıca sayfa 9da Gazanfer Bey üzerinden kadınların eğitimine önem ve sayfa 10da da Eşleri, kız çocuk doğuranların erkek doğuranlar kadar memnun olmamaları şaşılacak bir durumdur diye de ekliyor. Plevne savaşında esir olan Gazanfer Bey'in ölümü sonrası eşi Dilşinas ve kızı Fatma Ahdiye (bu isim tanıdık geldi mi) asıl karakterler olarak veriliyor. O kendine has anlatımıyla bir çırpıda Ahdiye okudu. Hem Avrupai hem Dini eğitimini aldı. Bir çırpıda düğün gününe gittik. En önemlisi de sıkılmadık! Hakaret değil yenilik gördük. Bunlar olması gerek diye kendi yazısına kendisi en büyük destekle savunuculuk yapan Ahmet Mithat ı gördük. Sonra büyüyen Ahdiye'nin eşi olacak Nurullah Bey ve başıma gelenler derken hikayemiz bitiyor ama şu konuya çok taktım gene laf edeceğim. Gelini hazırlama kısmını da şu "Kadınları Eziyor, Yerin Dibine Sokuyor" diyen çapsızlara ithafen söylüyorum: Bir kadından
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
6/10
·239 syf.··
2022 6. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2022 12:25
Mecburiyetlerin zorlamasiyla Jön Türk olan Nurullah Bey'in hikayesi.Donemin istibdat yonetimi,siyasi olaylari hakkinda daha cok bilgi veren bir tarzda yazilmis.Roman anlatisi yer yer verilen bilgilerle kesilmistir.Turna yayinlarindan okudugum kitapta bolca yazim ve dizgi hatalari mevcut siz bundan almayin.
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
Puan vermedi·239 syf.··
2024 10. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2024 21:06
Bir Ahmet Mithat Efendi kitabını daha tamamladım. Keyifle okunan, insanı Osmanlı köşklerinde geziniyormuş gibi hissettiren bir roman. Aynı zamanda yazarın son romanı olma özelliğini de taşıyor. Beni için için rahatsız eden ise kitabın konusunun batı hayranı, feminist düşünceleri ile dikkat çeken henüz on sekiz yaşına dahi gelmemiş bir kızın yaptığı akıl almaz kötülüklerle şekillenmesi. Böyle rahat tavırlı, sözünü sakınmayan bir kızla şarkı söylemek, dans etmek, içki içmek uygun ama evlenmek için mutlaka mazbut bir kız bulmalı fikri çok göze sokulmuş bence. Yazar şu ana kadar okuduğum diğer iki kitabında ve hatta bu kitabında bile kadınların eğitimine, kendini geliştirmesine destek veriyor, eşit haklara sahip olmaları gerektiğini her fırsatta dile getiriyor. Buna rağmen bu kitapta yer yer bu düşüncelerle zıt bir his oluştu içimde yazarla ilgili.Evet anlatmaya çalıştığı kontrolsüz bir şekilde batı hayranı olmanın insanları kötü davranışlara ve dolayısıyla kötü sonlara sürükleyeceği gerçeği ama yine dķe bu kadar keskin bir ayrım yapması biraz rahatsız hissettirdi. Sonuç olarak yazarın gerçekte savunduklarını anlayabilmek için daha fazla kitabını okumam gerektiğini anladığım bir kitap oldu benim için.
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
Puan vermedi·239 syf.··
2021 59. kitabı
Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal’in Magosa sürgününden birkaç gün sonra Rodos’a sürülmüştü. N. Kemal’e Ziya Paşa türünden bir yakınlığı yoktu ama Abdülaziz’in muhalefete izin vermediği 1872 yılında onun yazdıklarını da uygunsuz bulmaları doğaldı ne de olsa Yeni Osmanlılığın babası Mithat Paşa’nın yetiştirmesiydi, hatta ismindeki Mithat mahlası meşhur Mithat Paşa’dan gelmekteydi. Ancak Ahmet Mithat Efendi hiçbir zaman kendi düşünceleri nedeniyle sürgün edildiği gerçeğini kabul etmedi, zaten Rodos sürgününden döndükten sonra da iktidarlara muhalif olmadı. Hatta yenilikçi birçok fikre muhalif olmayı tercih etti. Tutucu bir yazar olarak 33 yıllık Abdülhamit İstibdadında sansüre uğramadan neşriyat yapabildi, etliye sütlüye karışmaması sayesinde yalılar, konaklar sahibi oldu. Jön Türk romanını, 1908 devriminin heyecanlı günlerinde yazdığı ve birden kendisinin Jön Türkler ’in ilk kuşağından olduğunu hatırlayıp, yeni kuşaklara hatırlatma gayretleri ile yazmış olabileceğini düşünebiliriz. İstibdatın çöktüğünü görünce o da devrimin yanında yerini almıştı. Eserin yayın tarihine bakılınca alelacele yazıldığı anlaşılmaktadır. Ancak eserdeki Nurullah tıpkı kendisi gibi bir Jön Türk olmamasına rağmen sürgün edilir ve bir kez bu cezayı yedikten sonra da başkaları tarafından Jön Türk olarak kabul edilir ve İstanbul’a 1908’den sonra kahraman olarak döner. Kitaptaki kahramandan tek farkı Ahmet Mithat Efendi sürgünden döndükten sonra 1908 devrimine kadar Abdülhamit Rejimiyle uzlaşarak ve hatta kendi hamisi Mithat Paşa’nın düzmece mahkemesinde bile hamisinin yanında durmayarak kariyerinin köşe taşlarını örecekti. Elbette 1908’den sonra eski bir Jön Türk olduğunu hatırlamak ve hatta bu isimde bir roman yazmak itibarını da kazanmasına yardım etmeyecekti. Roman, Tanzimat nesrinde alışık
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
10/10
·239 syf.··
Beğendi
·
2015 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2015 20:46
Ahmet Mithat Efendi'nin dönemin şartlarını ve meşrutiyetten sonra Sultan Abdülhamit Hanın neler ile meşgul olduğunu toplumsal olarak Avrupa-i Kültüre nasıl yöneldiğimizi nesillerin Avrupaya nasıl özendiğini anlatan müthiş ve tüm okurların dönemi anlamak için okumasını önereceğim en önemli kitaplar arasındadır.
Tarih
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
Naftalin Kokulu Istanbul
Puan vermedi·239 syf.··
Beğendi
·
2020 19. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2020 23:09
Öncelikle kitapla ilgili bir uyarı yapmam gerekiyor. Bu kitabı lütfen Beyaz Balina Yayınevi'nden okumayınız. Bir kitap ancak bu kadar özensiz, bu kadar hatalarla dolu olarak basılabilir. Böyle bir baskıyla kitabı okumaya çalışmak elbette ki alınan zevki azaltıyor. Ahnet Mithat Efendi Tanzimat Edebiyatı'nın mihenk taşlarından bir isim. Cemil Meriç "Bu Ülke" adlı kitabında yazarın ismini sıkca anıyor. Türk edebiyatında romancılığı başlatan isim olarak görüyor ki çok yerinde bir önerme. Dönemin en üretken yazarı. Birçok romana imza atıyor. Jöntürk romanına gelecek olursam ben sevdim. Osmanlı'nın baskıyla yönetildiği ve hürriyet fikrinin alttan alta işlendiği 2.Abdülhamit dönemi. Bu dönemde jurnalcilik bir meslek. Özgürlük düşünceleri fokur fokur kaynamakta fakat uygun ortamı beklemektedir. Iste böyle bir dönemde üç ayrı konak ve aile üzerinden Ahmet Mithat birçok toplumsal meseleye değinmektedir. Romandaki bazı karakterleri çok uç noktalarda bulmakla beraber gerçeklikten kopuk değildi. Alaturkalik ve alafrangalik yaşam biçimlerinin toplum katmanları arasında ne denli uçurumlar açtığına şahit oluyoruz. Romanı ilginç kılan bir diğer özellik de Ahmet Mithat'ın sürekli romana dahil olması. Okuyucuyla sohbet edip kendinden ve düşüncelerinden misaller vermesi. Mesela kendisinin de üç yıl sürgünde kaldığından bahsediyor. Yazarın kadınlarla ilgili bazı düşüncelerine katılmak mümkün değil. Fakat dönemin şartları olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Osmanlı'nin son zamanlarını ve o dönüşümü okumaktan her zaman zevk aldığım için ben beğenerek okudum. Eski Istanbul konaklarında gezmeyi seviyorsanız mutlaka okuyun.
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
5/10
·239 syf.··
2017 71. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2017 14:17
Yazarın hikayeye sık sık dahil olması okunurluğa büyük ölçüde zarar vermiş.Bununla beraber daha can sıkıcı olan durum ise kadınların okudukça namussuzlastiginin üstünde durulması.Tanzimat aydınlanma dönemi olarak görülurse maalesef bu kitap oldukça çağ dışı kalmış.
Tarih
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
Puan vermedi·239 syf.··
2013 106. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2013 20:01
Jön Türk Ahmed Midhat Efendi'nin on yıl ara verdikten sonra yazdığı bir roman olarak karşımıza çıkıyor. Roman ağır dili sebebiyle yavaş okunabiliyor. Bununla birlikte yazarın o zamanki düğün dernek adetlerini ayrıntılı bir şekilde ele alması güzel olmuş. Ama ağırlıklı olarak yazar mariage libre veya ahrar-ı izdivaç ya da daha sade ismi ile serbest evlilik müessesesini ele almış. Bu bağlamda feminizme de günümüzü görürcesine değinen yazar Felatun Bey ile Rakım Efendi'de yaptığı Doğu-Batı karşılaştırmalarını bu konular üzerine bina etmiş. Ahmet Mithat bunu yaparken de kötü batı, kötü doğu, kötü batı-doğu ve iyi batı-doğu örneklerini içeren kahramanlar kullanmış. Özellikle ileri görüşlü yaklaşımları ile çok başarılı olan yazar bir devre de ışık tutarak görevini yerine getirmiş.
JöntürkAhmet Mithat Efendi · Beyaz Balina Yayınları · 2005418 okunma
8/10
·360 syf.··
2025 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2025 17:49
Yenilikçi fikirlere açık olurken, muhafaza etmeyi de düşündüğü bazı değerleri sentezliyerek yeni bir düşünce ve yaşam biçimi hayali; jöntürk'te tam bir anafikir olarak ortaya çıkmış, Ceylan ve .... karakterleri üzerinden. Batı'nın özgürlükçü yaşam biçiminin o ülkelerde faciayla sonuçlandığı haberleri yazarımız üzerinde büyük bir endişe yaratmış. Bu yüzden kendi ülkesine de özgürlükçü, yeni fikirler ve yaşama biçimi gelsin derken oradaki gibi aşırılıklara kaçmadan bir noktada durup kendi değerlerimizi de koruyarak bunu yapalım diyor. Oysa; Aradan geçen 115 yıl sonucunda görüldüğü üzere tam da onun korktuğu şeyler gerçekleşmiş oldu. Yeni fikirler, özgürlükler, kadın hakları falan derken onun istediği gibi durulması gereken yerde durulmadı. Babasız çocuklar,ihanetler, intiharlar, cinayetler... Hatta kendi gazetelerimiz Avrupa gazetelerinden daha da çok bu haberlerle doldu taştı... Olaylar örgüsü arasında yazarın fikir ve düşüncelerine bolca yer verdiği ve Batı ile doğu arasında ki arada kalmışlığın da çok net görüldüğü, bir roman jöntürk. 1908'den sonra yazılmış olan kitapta bir de dikkatimi çeken Abdülhamit Han' a karşı ingiliz ve fransızdan hiç de aşağı kalmayan nefret duygusu!.. Bir de kendisinin düşündüğü gibi Fransa , Türk halkını çok sevdiği için mi , jöntürk hareketini destekledi? Yardımlarını üzerlerinden hiç esirgemediler!
Jön TürkAhmet Mithat Efendi · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021418 okunma

Yazar Hakkında

Ahmet Mithat EfendiYazar · 107 kitap
Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul - ö. 28 Aralık 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878'de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921'e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur. 1844 yılında İstanbul'un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekar çamaşırı diken Nefise Hanım idi. Annesinin ilk evliliğinden olma Hafız İbrahim adlı bir ağabeyi ve Halime, Şerife, İsmet ve Şerife adlı kardeşleri vardır. 6-7 yaşlarında iken babasını kaybetti ve ailesi büyük geçim zorluğuna düştü. Ailesi ile beraber ağabeyi Hafız Ağa'nın kaza müdürü olarak görev yaptığı Vidin'e gitti ve bir mahalle mektebinde öğrenim görmeye başladı. Ertesi yıl İstanbul'a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebi'nde devam etti. 1857-1861 yıllarında Mısır Çarşısı'nda bir aktar dükkânında çırak olarak çalıştı. 1861’de ağabeyinin yeniden Vidin Kasabası'na atanmasıyla Vidin'e, Mithat Paşa'nın ağabeyini yanına aldırması üzerine Niş kasabasına gitti ve 1864 yılında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirdi. Mithat Paşa'nın Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk'a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk'ta bir devlet dairesine memur olarak atandı. Memuriyetini sürdürürken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerlettiği için kendisini takdir eden Mithat Paşa ona kendi ismini verdi. Böylece asıl adı olan Ahmet'in yanına 'Mithat' da eklenerek, bu şekilde anılmaya başladı. Bu dönemde memuriyet görevlerine ilave olarak Teşkilat Kanunu gereği çıkartılan Tuna Gazetesi'nin yazıişlerinde yardımcılık yapmaktaydı. 1866'da ağabeyinin yanında tercümanlık göreviyle gittiği Sofya'da ailesinin isteği üzerine evlendirildi. Kısa süre sonra Rusçuk'a dönerek çeşitli işlerde çalıştı. 1868’de Tuna Gazetesi'nde yazar olarak göreve başladı, gazetenin başyazarı oldu. Bu dönemde tanıştığı Muhacirin Komisyonu (Göçmen Komisyonu) başkanlığını yapmakta olan Şakir Bey'in evinde uzun süre konuk olan Ahmet Mithat, onun zengin kitaplığından yararlandı, Şakir Bey'in Romanyalı bir müzisyen olan eşi sayesinde ilk defa Batı sanatı ile tanıştı. Bağdat yılları Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği'ne tayin olduğunda Şakir Paşa'yı da merkez mutasarrıfı olarak Bağdat'ta görevlendirmesi üzerine Ahmet Mithat, onunla birlikte Bağdat'a gitmek istedi. Bu isteğini kabul eden Mithat Paşa kendisini bir matbaa kurmakla görevlendirdi ve çıkartılacak olan 'Zevra' adlı gazetenin başına geçirdi. Bağdat yolculuğu sırasında ressam Osman Hamdi Bey ile tanışmıştı. Osman Hamdi ile dostluğu sayesinde Batı kültürünü tanımaya başladı. Bağdat'ta bulunduğu sırada Muhammed Zuhavi ve yarı derviş bir kişi olan Şirazlı Muhammed Bakır Can Muattar ile tanışıklığı onun kültürünü genişletti, öğrenme hırsını kamçıladı. Bağdat'ta hem gazete yönetmenliği yaparken hem de sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırladı. Kitabı Maarif Nezareti'nin yarışmasında ödül kazanıp ders kitabı olarak okutuldu. Devrin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile yazışmaları onda İstanbul'a dönme isteği doğurdu. Basra mutasarrıfı (valisi) olan ağabeyi Hafız İbrahim'in ölümü üzerine 1871 yılında görevinden istifa eden Ahmet Mithat, İstanbul'a dönüp ailesinin geçim yükünü üstlendi. 'Ceride-i Askeriye' ve 'Basiret' Gazetelerinde çalıştı gibi matbaahanesini de kurup eserlerini bastı. İlk önce kendi evinin altında kurduğu matbaayı kısa süre sonra Eminönü'nde kiraladığı bir odaya taşıdı. Edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan 'Letaif-i Rivayat' adlı eseri kaleme aldı. 'Letâif-i Rivayat', 'Kıssadan Hisse' ve 'Hace-i Evvel' isimli eserlerini kaleme aldı, bu eserlerin satışıyla geçimini temine çalıştı İlk sayıda kapatılan 'Devir' ve 13. Sayıda kapatılan 'Bedir' Gazetelerinin ardından 'Dağarcık' adlı dergiyi çıkardı. Bu dönemde Genç Osmanlılar ile ilişki kuran Ahmet Mithat, Ebüzziya Tevfik aracılığıyla Namık Kemal ile tanıştı. Kendi bastığı eserlerinin yanı sıra gazetelerde de yazıları yayımlandı. Namık Kemal'in yayınlamaya başladığı "İbret" gazetesinin sürekli yazarları arasına girdi. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar'la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Özellikle mecmuanın 4. Sayısında yayınladığı “Duvardan Bir Seda” adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlandı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununun yarattığı hava içinde Gedikpaşa Tiyatrosu'nda iken 6 Nisan 1873'te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos'a sürüldü. 38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders verdi, 'Medreseyi Süleymaniye' adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, 'Hasan Mellah', 'Hüseyin Fellah' ve 'Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul'da Neler Olmuş' gibi önemli eserlerini burada yazdı. İstanbul'da çıkan 'Kırkambar' dergisi'ne yazılar gönderdi. Abdülaziz'in vefat etmesi ve V. Murat 'ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul'a geri dönmesine izin verildi. İstanbul'a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. İstanbul'a dönüşünden 15 gün sonra 'İttihad' adlı gazeteyi çıkardı. Vakit gazetesinde yazar (1877), Takvim-i Vakayi'de müdür oldu (1878). Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı 'Menfa' adlı eserinde Yeni Osmanlılar'ı eleştirdi; 'Üss-i İnkılab' adlı eserinde de II.Abdülhamid'in siyasetini överek yeni sultanın gözüne girdi. 27 Haziran 1878'de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı; gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. Zamanla gazetenin yazarları arasına giren Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi isimler, bu gazetenin sütunlarında meşhur oldular. 1879’da Matbaayı Amire'ye müdür olarak tayin edildi. Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş'ta yeni bir eve taşınan Ahmet Mithat Efendi, burada şair Fıtnat Hanım ile komşu olmuştu. Annesi Nefise Hanım'ın kardeşinin kızı olan Fıtnat Hanım ile aralarında doğan aşk, mektuplarla sürdürüldü. Mektuplaşmaları 1944 yılında kitaplaştı. 1880 yılında Beykoz bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya 'Sırmakeş' adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyısında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı. 1884’te büyük kızı Mediha'yı Muallim Naci ile evlendirdi. Damadı Muallim Naci, 1883’te Tercüman-ı Hakikat'in edebiyat sayfasının yönetimini üstlendi. Ne var ki Ahmet Mithad eski edebiyat alışkanlıklarını savunan damadı ile görüş ayrılığına düştüğü için 2 yıl sonra onu gazeteden kovdu. 1888'de 'Gümüş İmtiyaz Madalyası', 1889'da 'Bâlâ Rütbesi' ve ikinci dereceden 'Mecidî' aldı. 1888'de Türkiye temsilcisi olarak Stockholm'daki VIII. Müsteşrikler Kongresi (Doğu Bilimleri Kongresi)'ne katıldı. Dönünce gözlemlerinden yola çıkarak 'Avrupa'da Bir Cevelan' kitabını yayımladı. 1908'e kadar Tercüman-ı Hakikat'te roman, hikaye ve makaleler yazmayı sürdürdü. Yazar, II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi[1]; Bakanlar Kurulu'nun özel kararıyla Darülfünun'da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat'ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin'de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka'da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka'da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı'na defnedildi. Ölümüne dek ikiyüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi 'kırk beygir gücünde yazı makinesi' olarak tanındı. Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, 'Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba' adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir. Fransızca'dan yaptığı roman çevirileri, Batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı. Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; çoğunlukla Batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap oylumunda, hem de fasikül olarak çıkarmıştır.