Bir Kimya Meselesi – Sevgi mi Bilim mi? Yoksa İkisi Birden mi?
Bu kitabı elime ilk aldığımda klasik bir romantik kurgu bekliyordum, ama sayfalar ilerledikçe gördüm ki, Bir Kimya Meselesi sadece aşkı değil, bilimi, kariyeri, kadın olmayı, kendine inanmayı ve güvenmeyi de anlatıyor. Hem de öyle laboratuvar soğukluğunda değil; sıcacık, yer yer komik, yer yer iç burkan bir şekilde…
Ana karakterin bilim insanı olması, aşkı moleküllerle, hormonlarla açıklamaya çalışması bana kendimi sorgulattı: Acaba hissettiklerimiz sadece kimyasal tepkimeler mi, yoksa kalbimizin gerçekten bir dili var mı? Ve bir noktada anladım ki… İkisi de doğru olabilir. Hem kalbimiz konuşuyor, hem de bedenimiz ona eşlik ediyor. Biri olmadan diğerinin sesi eksik kalıyor.
Karakterin yaşadığı iç çatışmalar, bilimsel doğrularla duygusal gerçekler arasında kalışı, bana zaman zaman kendi sorgulamalarımı hatırlattı. Çünkü bazen hayatı fazla mantıkla açıklamaya çalışıyoruz ama duygular mantıkla hizaya gelmiyor. Gelmemeli de belki.
Aynı zamanda, kitap bana şunu da düşündürdü: Kadın olarak özellikle bilim gibi erkeksi görülen bir alanda var olmaya çalışırken yaşadığımız “görünmez savaş”ı… Sürekli “yeterince zeki miyim?”, “duygusal olmamam mı gerekiyor?”, “sevgi zayıflık mı?” gibi sorularla boğuşuyoruz. Ama bu hikâye çok güzel bir şekilde gösteriyor ki; hem zeki, hem duygusal, hem başarılı, hem de sevebilen bir kadın olabiliyoruz. Ve bu bir çelişki değil, tam aksine bir güç.
Kitabın dili akıcı, esprili ama içi boş değil. Karakterler gerçek hayattan fırlamış gibi. Hele bazı sahnelerde “Bu ben olabilirdim” dedim içimden. Çünkü hepimiz o “mantığına rağmen âşık olan kadın” değil miyiz biraz?
Sonuç olarak Bir Kimya Meselesi bana aşkın sadece kalple değil, bazen kafayla da yaşandığını, ama en sağlıklı halinin