Adı:
Louis Braille
Alt başlık:
Görmezlerin Kitap Okumasını Sağlayan Çocuk
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
72
ISBN:
9789750709319
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Louis Braille, The Boy Who Invented Books fort the Blind
Çeviri:
Tülin Sandıkoğlu
Yayınevi:
Can Çocuk Yayınları
Bakalım aşağıdaki harfleri parmaklarınızla
dokunarak okuyabilecek misiniz?

Günümüzde görmezler için basılan kitapların neredeyse tamamında Braille Alfabesi kullanılıyor.
Bu kitapta, kendisi gibi görmeyenlerin de okuyup yazabilmesinin yolunu bulan
Louis Braille'in öyküsünü okuyacaksınız.
Hocam Bu Kördür Yolu Bilmez
Üniversite ilk yıllarım. Sene 2009… Topluma hizmet dersi kapsamında körler okuluna gideceğimiz söylendi. Normal adıyla Gaziantep GAP Görme Engelliler Ortaokuluna. İlk olarak istemedim. Sonuçta dersine gireceğiniz sınıf görme engellilerden oluşan bir sınıf. İsteksiz olma sebebim o duygu atmosferini, bünyemin kaldırmayacak olmasıydı. İsteksiz de olsam gitmek zorundaydım. Hocamızla konuştuğumuzda ders vermek için değil onlara akşamları kitap okumak için gideceğimizi söyledi. Biraz daha ısındım. Netice görme engelli kardeşlerimize sevecekleri bir kitap okumak, uzaktan bakınca kulağa çok güzel geliyordu. Ama hala korkularım beni esir almıştı.

Kendimin kör olduğunu düşünmeye başladım. Ufacık bir sorunda bile hayata isyan eden ben… Acaba gözlerim görmese neler yapardım? Muhtemelen hayattan hiçbir zevk almazdım. Hayata küserdim. Daha da içime kapanırdım. Kapkaranlık dünyamda kimse de olmazdı. Kolay bir şey değil ki düşünsenize bundan sonra hiçbir şey görmeyeceksin.

Bu duygular içinde körler okuluna gittim. Çok güzel bir okul yapmışlar. Hemen idare ile görüştüm. Gireceğim sınıfı öğrenip sınıfı aramaya koyuldum. Tenha bir koridorun en sonundaki sınıf, yavaş yavaş ama aynı zaman baya bir heyecanlı şekilde sınıfa doğru yürümeye başladım. Sınıfın kapısına geldim. Derin bir nefes aldım. “Ya Allah Bismillah” deyip içeri girdim. O anki durumu ve duygularımı anlatmanın imkânı yok. Ama o günden bana kalan tek şey büyük bir şok dalgası yaşadığım oldu. Karşımda hayata küsen çocuklar değil. Bilakis hayatla tamamen barışık ve enerjileri dolu dolu çocuklar gördüm. Karşımdaki gözler capcanlı halde bana bakıyordu. Hemen benimle muhabbete başladılar. Neden bu kadar geç geldiğimi ne zamandan beri beni bekledikleri sordular. Ben ise şaşkın bir halde onları dinliyordum. Aynı zamanda karşımda ilk defa bu kadar görme engelli kişiyi görünce onları inceleme gereği duymuştum. O an içlerinden biri çok açık bir şekilde: “ Hocam, valla çişim geldi. Eğer gitmesem altıma edeceğim. İzin verir misiniz?” diye sordu. Bende hemen, tabi canım gidebilirsin, dedim. Ön sıralarda oturan başka öğrenci: “Hocam bu arkadaş kördür. Yolu bulamaz bende ona yardımcı olayım.” dedi. O an sınıf gülmeye başladı. Ben de istemsiz bir şekilde: “Oğlum arkadaşınla alay etme.” diyeceğim esnada aklıma geldi. Benim dışımda herkes kördü. Ve karşımdaki çocuklarda durumlarını çok güzel kabullenmiş ve güzel bir hayat yaşıyorlardı. Tüm sınıf gülerken ben artık kitap okumaya başlayalım dedim. Öğrenciler hep birlikte hocam ne gerek var zaten bilgisayardan dinliyoruz dediler. Evet, güzel bir uygulama olmuştu. Kitaplar seslendiriliyor ve öğrenciler oradan istekleri kitabı dinleyebiliyordu. O zaman size ders anlatayım dedim. Bir konuyu anlamadık zaten hocam bize anlatın dediler. Tam anlatmaya başlayacağım. Aklıma bir şey takıldı. Ya ben not aldırmadan nasıl dersi anlatacağım. Bir öğrenci hemen yardımıma koştu. “Hocam defterleri çıkaralım mı?” “Evet” dedim çaktırmadan. “Çıkarın defterleri.” ama hala aklımda aynı soru: “ Yahu neye nasıl yazacak bu çocuklar?” o an hiç beklemediğim bir şey oldu. Herkes sırasının altından kahve renkli, üzerinde delikler olan, plastik kutuya benzer bir şey çıkardı. İçini açtılar; kutunun içine beyaz, kalın bir kâğıt yerleştirdiler. Ellerine yine sıranın altından ucu iğne, sapı ise kahverengi topaç şeklinde bir alet çıkardılar. Aleti avuçlarına yerleştirdiler. Aleti de ilk deliğe koyup beklemeye başladılar. Merakla ne yapacaklarını bekliyordum. “Sıfatlar” dedim. Herkes iğneyi plastik kutunun içindeki deliklerden kâğıda batırmaya başladı. Benim ağzımdan kelimeler çıktıkça öyle ciddi ve hızlı deliyorlardı ki kâğıdı, sadece onları izliyordum. İçimden “Bu ne ya?” dedim. “Çocuklara eziyetten başka bir şey değil bu.” Daha sonra bir öğrenciye yazdırdıklarımı oku dedim. Öğrenci plastik kutuyu açtı. İçinden beyaz kâğıdı çıkardığı ters çevirip masanın üzerine yerleştirdi. Kâğıdın ters tarafı iğne deliklerinden kabarmıştı. O kabaran yerlerine parmakları sürdü. Ve okumaya başladı. Tamamen okudu cümlemi. Bir süre öyle durdum. Sonra gelin dersi boş verin sohbet edelim dedim. Hayatımın en güzel sohbetlerinden birini yaptık.

Bu kitabı okuduktan sonra keşke dedim o gün çocuklara yazdırtılmaktan vazgeçmeseydim. Çünkü kitapta “Louis Braille” gözleri sağlamken birden nasıl kör olduğunu ve bu sözünü ettiğim yazma şeklini bulmasını anlatıyor. “Louis Braille” yazı yazmamanın ve kitap okuyamamayı o kadar dert etmiş ki. Daha ortaokul öğrencisi olduğu zamanlarda kabartma alfabesini bulmuş. Louis Braille’nin hayatını okurken öğrendiğim en güzel şey ise kitap okumak ve yazı yazmak ancak kaybedince herhâlde önemini anlayacağımız şeyler. Aslında o iğne ve o plastik o çocuklarda olmasa büyük bir eksiklik olacaktı onlar için. Benim eziyet dediğim şey onlar için nimetti aslında. Hayatımızdaki nimetlerin şükrüne varmak dileğiyle. Kesinlikle okumamız ve çocuklarımıza okutmamız gereken bir kitap. ( Ayrıca çocuklarımıza kitapları okuttuktan sonra onları karşımıza alıp kitap üzerine sohbet etmezsek kitabın çok faydası olacağını düşünmüyorum.)

Okulda birkaç hafta böyle çok eğlenceli geçti. Neredeyse onların kör olduklarını bile anlamıyordum. Benden hiçbir farkları yoktu. Her yere tek başlarına gidebiliyorlardı. Normal öğrencilerden daha fazla yaramazlık yapıyorlar. Yine aralarından baya başarılı öğrenciler çıkıyordu. Öğrenciler uzun zamandır maç yapalım diyordular. Ben de tamam dedim. Keşke demez olaydım. Bir sonraki hafta erken geldim. Zaten erken geleceğim dediğim için hepsi beni kapıda bekliyordu. Takımlar kurulmuştu. Hiç beklemeden maça başladık. O an fark ettim. Karşımdakilerin kör olduğunu ve hiçbir şey görmediğini. Çünkü her şeylerinin normal olduğuna alışmıştım. Maçında normal olacağını sanıyordum. Fakat öyle olmadı. Kimse kahrolası topun nereye gittiğini görmüyordu. Herkes sadece koşuyordu. Top benim ayağıma geliyordu. Bana doğru gelen kimse olmuyordu. O an fark ettim. Aslında top ayağımdayken gol diye bağırsam bizim takım gol diye sevinecek. Rakip takım gol yedik diye üzülecek. İstemsiz bir eylemle gözlerimden yaşlar süzüldü. Topa hafifçe vurdum. Bende koşmaya başladım. O maçta hayatımda hiç unutmayacağım iki sahne yaşadım. İlki top bir öğrenciye doğru geliyordu. Kendine gelen topu fark etti. Topa vurmak için sol tarafına hamle yaptı. Oysa top sağ tarafından geçip gitti. Ayağı boşa havaya kalkınca yere yuvarlandı. Hemen kafasını bir sağa bir sola çevirip topu aradı. Oysa top çok uzağındaydı. Gözlerimdeki yaşlara engel olamadım. Diğer sahne ise bir öğrenci gelip topa sert bir şekilde vurdu. Top ilerideki ağaçların arasına gitti. Kaleci hemen fırladı topu almak için. Topun ters tarafına gitti. Elleriyle dokunup her yere top var mı diye bakıyordu. Bende arkadan onu izliyordum. O an anladım zaten o topu bulamayacaktı. Bekledim belki bulur diye ama yok bulmadı. Gözerimden yaşlar istemsiz şekilde süzülme değil boşalmaya başladı bu sefer. Hem de şiddetli bir şekilde. Gidip topu kendim alıp önüne doğru attım. Benim attığımı fark etmedi bile. Elleriyle başını kaşıdı geri dönüp sahaya geldi. O lanet maç bitti. O günden sonra bir daha o okula gitmedim. Gidemedim. Hiçbir zamanda onun o topu çaresizce araması gözümün önünden gitmedi.
Bu kitap gerçekten çok güzel ve anlamlı olmuş.Yazar öyle bir anlatıyor ki görmez dostlarımızı.Bu onun için gurur verici bir şey olsa gerek.Çünkü bazı sorunları olan arkadaşlarımız hakkında az kitap yazılıyor ve insanların onları anlamaları güçleşiyor.Ben hayatımda ilk kez böyle bir kitap okudum ve artık görmez dostlarımızı daha iyi anlıyabiliyorum.Ve bu kitaptan benim için değerli olan bir bilgi öğrendim''başarı engel tanımaz''.Düşünsenize gözünüz görmüyor ama tüm görmez çocukların hayatında katkıda bulunuyorsunuz.Bu o zamanki insanlar için utanç verici bir durum olsa gerek çünkü görmez birinin ihtiyaçları doğrultusunda alfabeyi çıkarması, o zamanki insanların görmez kişilerin ihtiyaçlarını görmezden gelmesi demektir ve bunun sonucunda aslında o insanların kör olduğu burdan belli oluyor.louıs aslında kör değil ama bir olay yüzünden etrafı karardı ve bu olay yüzünden binlerce görmezin hayatına katkıda bulundu.en çok merak ettiğim şeylerden biri:sizce louısın kör olması iyimi oldu kötü mü?Şimdi hayatın en kötü olaylarından birini yaşadı ve kör oldu bu gerçekten bir insan için zor olurdu.Ama bir sürü görmezinde hayatını kolaylaştırdı(Bunu yorumlarda belirtin nedeniyle birlikte).Gerçekten de günümüzde engellilere o kadarda önem verilmiyor.Bu 1-2 kişinin uygulayacağı bir şey değil herkesin uygulaması gereken bir davranıştır.Bunun olması içinde empati duygusu olması gerekir.Hayatta hep kolay şeyler olağanüstü şeylerdir bu da bir o kadar kolay ve olağanüstü bir şeydir.kitap gerçekten güzeldi bu sefer tavsiye etmiyorum okumanızı istiyorum.Kitap hakkında kötü hiç bir şey diyemem yazarın eline koluna sağlık.Bana ve insanlara çok güzel duygular kazandırdığı için teşekkür ediyorum.Dediğim gibi alın ve okuyun.Hayatınızın başka insanlar tarafından ne kadar beğenildiğini ve ne kadar şanslı olduğunuzu anlayacaksınızdır...
Görme engelli insanların okuma ve yazmasını sağlayan Braille alfabesini bulan , Louis Braille'in hayat hikayesini anlatan kısa fakat oldukça değerli bir kitap.

Henüz beş yaşındayken geçirdiği bir kaza sonrası gözleri görmez hale gelen, Louis Braille, 15 yaşına geldiğinde,kendi ismiyle anılan alfabeyi, uzun çalışmalar sonucunda meydana getirmiş, fakat önüne çıkarılan engeller sayesinde bu önemli buluşunu, görme engellilerin gittiği tüm okullarda kullanılmasını sağlayamamıştır. Sadece kendi okulunda kısmen de olsa bunu başarabilmiştir. Fakat o, yılmayarak ömrünün sonuna kadar mücadelesine devam etmiştir.

Dramatik ve insanlık yararına verilen mücadeleyle geçen gerçek bir hayat hikayesinin yazılı olduğu bu kitabı herkesin mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum.
Louis Braille'nin Braille alfabesini üretip alfabenin kendi gibi bütün görmezlere ulaşması ve hayatlarının değişmesi(görebilen insanlardan farkları olmadan okuyup öğrenmeleri, kendilerini geliştirme fırsatı bulmaları, sırf görmüyor diye hayattan gerir çekilmemeleri) için hayatını ortaya koyarak verdiği mücadeleyi anlatıyor.
Okurken duygulanmamak elde değil. Biyografi kitabıdır. Tavsiye ederim.
Braille ismi tanıdık geldi, değil mi? Günümüzde görme engellilerin en çok kullandığı alfabe. Peki ya kim olduğunu, nasıl bulduğunu merak etmiş miydiniz hiç? Bu alfabenin görme engelli bir çocuk tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz peki? Kitap bu sorulara ve daha fazlasına yanıt veriyor. Sizi gerçek, mücadelelerle dolu kısa bir biyografik öyküyle 1800'lere doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Öncelikle Louis Braille'in küçüklüğüne ve yaramaz dünyasına tanıklık ediyorsunuz. 3 yaşında geçirdiği talihsiz kaza sonucu görme yetisini kaybetmesine üzülüyorsunuz. Ama o asla pes etmiyor. Görme engellilerin ağır el işlerinde çalıştırıldığı, fabrikalarda kömür kürdüğü ya da dilenci olduğu o yıllarda Braille okumak, daha fazla şey öğrenmek için elinden geleni yapıyor. Braille'in ne kadar azimli olduğunu anlatabilmem için o yıllarda görme engelliler için pek fazla okul olmadığını da ayrıca belirtmem gerekir. Braille gece gündüz değmeden uğruna verem olacak kadar çok çalışır ve 15 yaşında Braille alfabesini oluşturur. Fakat olay bununla bitmez, görme engelliler tarafından benimsenmesine ve oldukça kolay olmasına rağmen özellikle enstitünün müdürü ve bağışçıları tarafından engellenmeye çalışılır. Alfabeyi kullanan görme engellilerin cezalandırılmasına, yazdığı kitapların yakılmasına kadar gider iş. Braille ise hiç bir zaman mücadeleyi bırakmaz ve alfabe tüm dünyaya yayılır.

Ek bilgi: Kitap oldukça kısa, 72 sayfa ve akıcı bir dile sahip. Çevirisi oldukça başarılı. Okurken başka bir dilden çevrildiğini belirten yapay bir his vermiyor. Ve 7+ için yazıldığı için içinde resimler de mevcut. Hem yetişkinlerin hem de çocukların rahatlıkla okuyabileceği bir kitap.

Benim kitabın dış kapağıyla ilgili en çok hoşuma giden şey ise arka kapakta kabartmalı bir şekilde Braille alfabesinin yer alması oldu. Bütün harfleri tek tek dokunarak inceleyebiliyorsunuz. Ve kitabın içinde de alfabenin mantığı ve noktaların nasıl hangi harfe denk geldiği kısaca anlatılmış. Benim gibi bu tarz detayları sevenlerin bayılacağını düşünüyorum.
Keyifli okumalar ^^
Okurken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bu tarz farkındalık yaratan kitapları çok beğeniyorum. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Okurken Louis Braille için çok duygulandım ve gururlandım. Kendini saygıyla, takdirle ve minnetle anıyorum.
Kitabın yaş aralığı 7 ve 10 arası yazılmış, bence büyük küçük herkese hayallerinden vazgeçmemeyi ve bedensel engellerin çok büyük bir engel olmadığını tarihteki birçok örnekle birlikte tekrar göstermiş.
Çok güç şartlarda kör bir çocuğun verdiği mücadele anlatılıyor .Günümüz insanlarının aslında ne kadar kör olduğunu düşündürdü bana görmüyoruz sadece bakıyoruz.Gözleri görmeyen bir babam olduğu için belkide daha fazla etkilenmişimdir.O dönem için verilen mücadele çok anlamlı .Ama sonunda kazanılan mücadele günümüze kadar ulaştı.Biraz da olsa engelleri olan insanları anlamak için onlarında yaşama sevincini kaybetmemelerine yardımcı olmak için okumak gerekli diye düşünüyorum
İnsanları birbirinden ayırmanın birçok yolu var; yeter ki dinleyin!
Margaret Davidson
Sayfa 16 - Can Çocuk
Bir kitabı yakabilirdi, tüm bir sistemi yasaklayabilirdi ama bir çocuğun düşünmesini engellemek ya da hatırlamak istediği bir şeyi unutmasını sağlamaya çalışmak çok zordu.
Margaret Davidson
Sayfa 63 - Can Çocuk
Louis her türlü şeyi, şekillerine ve hissettirdiklerine göre söyleyebiliyordu. Ama her şeyden önemlisi dünyanın sesleriydi.
Margaret Davidson
Sayfa 16 - Can Çocuk
Bir gün şehre öylesine gelivermişti. Nereden geldiğini kimse bilmiyordu. Günün birinde gidiverecekti ve bu kimsenin umrunda olmayacaktı.
1800'lerin başında Louis henüz çocukken, görmezler neredeyse hiç okula gidemiyorlardı. Okumayı, yazmayı ve birçok şeyi öğrenemiyorlardı. Büyüdüklerinde de hayat kolaylaşmıyordu. Görmezlerin yapabileceği çok az şey vardı. Ağır yükleri çeken atlar ya da öküzler gibi çalıştırılıyorlardı. Bazıları da fabrikalarda kömür kürüyordu. Birçoğu dilenci oluyordu.
''Bu çocuk öğrenme kolaylığıyla ödüllendirilmiş,'' diye yazmıştı bir öğretmen. ''Neredeyse hiçbir şeyi ikinci kez söylemek zorunda kalmıyorsun.''
Margaret Davidson
Sayfa 30 - Can yayınları-kasım-2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Louis Braille
Alt başlık:
Görmezlerin Kitap Okumasını Sağlayan Çocuk
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
72
ISBN:
9789750709319
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Louis Braille, The Boy Who Invented Books fort the Blind
Çeviri:
Tülin Sandıkoğlu
Yayınevi:
Can Çocuk Yayınları
Bakalım aşağıdaki harfleri parmaklarınızla
dokunarak okuyabilecek misiniz?

Günümüzde görmezler için basılan kitapların neredeyse tamamında Braille Alfabesi kullanılıyor.
Bu kitapta, kendisi gibi görmeyenlerin de okuyup yazabilmesinin yolunu bulan
Louis Braille'in öyküsünü okuyacaksınız.

Kitabı okuyanlar 36 okur

  • Amine U.
  • asil yaşayan
  • ali1919
  • kitapruhluadam
  • Büşra Şeyda
  • Merve
  • Enes Özkan
  • güzkedisi
  • Furkan Koç
  • Irmak Ağbulak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%68.2 (15)
9
%9.1 (2)
8
%18.2 (4)
7
%0
6
%4.5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0