ilk defa bir kitaba sarılıp bağrıma basmak istedim. bu kitabı okumama gerek alıntılarıyla gerek önerisiyle vesile olan @munzevi_ abiye teşekkür ediyorum.
gerçekten sizinle konuşuyor kitap. ve belki de hepimizin içinde bir yerlerde ihtiyaç duyduğu o umut tohumlarını ekiyor. öyle ekiyor ki sımsıcak oluyorsunuz kitabı okurken, ilginç bir mutluluk bürüyor kalbinizi. bu denli nefretin, ayrışmanın ortasında olan bir dünyadan izole oluyorsunuz kısa bir süreliğine. ruhunuz inceliyor, sezai karakoç'u tanıyorsunuz.
kitap önce şahsınıza yönelik umut aşılıyor, kalbinizi güçlendiriyor. ruhunuzu nasıl koruyabileceğinizi anlatıyor. daha sonra bu güçlü kalbe ve bu ruha erişmiş bireylerin oluşturduğu topluma sesleniyor. "Diriliş toplumu"na. Böyle bir toplumun oluşması için önce bireyi inşa etmek gerekir ya; kitabın ilk sayfaları amacına ulaşıyor, okurken beni fazlasıyla motive ettiğini söylemeliyim.
Kitapta edebi zevki büyük ölçüde hissediyorsunuz, okurken çoğu cümlenin altını çizdim. Kelimeleri çok güzel kullanmış Sezai Karakoç. Okuduğum bazı bölümleri tekrar tekrar okudum, iyice anlamak istedim zira bir çırpıda okunup geçilecek bir kitap değil. Her bir cümlesi üzerine düşünülmesi gerekiyor. Hatta bir kere daha okumayı düşünüyorum, daha iyi özümseyebilmek adına.
okuyunuz efendim, okuyunuz ve okutunuz. hatta eşe, dosta hediye edilebilecek harika bir kitap olacağına eminim.
MakamdaSezai Karakoç
Üstad Sezai Karakoç, kitaplarında genellikle hep diriliş ruhunu, diriliş nesli insanını, bu neslin insanının nasıl olacağını anlatıyor. Bu kitabında da yine bu diriliş ruhunu ve diriliş neslini anlatıp, öğütler vermiş. Üslubu her zaman akıcı ve anlaşılır olan Üstad Sezai Karakoç bu kitabında daha akıcı bir üslup kullanmış ve okuyucuya, okuyucuyu derinden etkileyen birçok çarpıcı sözler yazmış. Üstad Sezai Karakoç'tan yine diriliş nesline yönelik mükemmel bir eserdi
Makamda, Sezai Karakoç'un diğer kitapları gibi başlıklar altında kısa yazılardan oluşuyor ve yine her kitabında olduğu gibi Üstad bu kitabında da üslubunu konuşturuyor. "Uzatma dünya sürgünümü" diyen şair bu kitapta yer alan Gölge isimli yazıda ruhun en ürktüğü yerin karanlık olduğunu, güneş ne kadar güçlü ve parlak olursa olsun, gölgenin olduğunu hatta güneşin bile gölgesinin olduğunu söylüyor. Her olacak olanın her vaktinin olduğunu yani "yanmadan önce yanmayı öğren"mek gerektiğini vurguluyor. Karakoç eserleriyle bunu amaçlamıştır çünkü "son sözü hep alınyazısı söyler."
"Nasıl insanlık tarihini iyi bilmek için arkeolojik kazılar yapıyorsak, ruhumuzun gelişimini saptamak için de, âdeta bir iç kazı yapmamız, arkeolojik kazı tarzında içimize bakmamız, duygularımızın ve düşüncelerimizin arka planında, gerisinde ve derinliğinde sondajlar ve kazılar tertiplememiz gerekecektir. Toplum şuuraltlarının, arketiplerin ötesine varmalıyız. Evet, ruhun da bir arkeolojisi vardır. Orda da, kafası uçmuş fâni put kalıntıları, yıkık medeniyet ve kent birikintileri, kafatasları ve iskeletler buluruz." (s,74)
Bu arkeolojik kazıları yapmak için bir farkındalık edinmemiz, bu kazıları yapma gereksinimi hissetmemiz gerekir. Dünyaya geliş amaçlarımızdan birinin ruhumuzu, benliğimizi anlamak, olgunlaştırmak olduğunu düşünürsek bu ihtiyacı hissetmek için yolumuzun Karakoç'tan geçmesi gerekir. Bir de sevgili okur, sizden ricam eğer boş bir vaktin olursa Şehzadebaşı Cami'ne gidip çiçeklerle dolu mezarı bir kez sulaman. Dünyaya sürgün edildiğini düşünüp, asıl diyara göç eden birinin ruhuna olan saygımızı maddi olarak da gösterebiliriz belki. Bu tabi benim şahsi fikrim. Asıl yapmamız gereken onu okumak ve anlamak. Ruhu şâd olsun.
"Ve sen yürüyeceksin. İçinde yanmış o lambaya varma aşkının mumunu rüzgarda söndürmemeye nice özen göstererek, yürüyeceksin."
"Seni yoksayacaklar, sen daha çok var olacaksın. Seni yadsıyacaklar, yeryüzüne çektiğin silinmez izlerle sen kendi kendini onayacaksın."
Sezai Karakoç' un kalemini çok sevdim. Kitap o kadar akıcı ve anlaşılırdı ki bir günde bitirebildim. Neredeyse kitaptaki her cümlenin altını çizecektim. Bu eseriyle birlikte onu tanımaya başladım ve diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
"Aklın bir kılıç olsun, duygun bir kalkan, bilgin de bir zırh."
Sezai Karakoç'tan bol bol nasihat dinlermiş gibi okunan, içerisinde çokça fazla güzel söz, güzel cümle barındıran bir kitap. Nasıl yapıyorsun, o kelimeleri nerden bulup, yan yana getiriyorsun da o cümleler çıkıyor anlamıyorum. Hani kitabın ismini Aforizmalar koysan olurmuş o kadar.
Kendini yenilemek isteyen, en baştan başlamak isteyen, bir silkelenip ayağa kalkmak insanların okuması gerek kitaplardan biri. Şekil desen var, ahenk öyle, mana her zamankinden, velhasıl güzel sevdim.
Sezai Karakoç “Düşün ruhum,zaman neyi eskitmiştir?
”İmanla değiş,oruçla diren,
namazla iç devrimini yap
ve ruhunla diril.”
“Fakat,son sözü hep alınyazısı söyler.”
”Her insan her ruh,ilgilendiği zamanla ölçülür.”
”Doğacak her çocuk, Allah’ın yeryüzüne gönderdiği bir kurtuluş umududur.”
”Ölülerin dirilişi sağlamasına imkân yoktur.
Diriliş,dirilmişlerin işidir.”
”Uyan ki,başka uyanacak vakit yoktur.
Ya da o vakit geldiğinde,sen,çok geç kalmış olacaksın.”
”Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın.
Seni yadsıyacaklar,yeryüzüne çektiğin silinmez izlerle sen kendi kendini oynayacaksın.
Baktığın aynaları karartacaklar,
ama bakmaktan asla vazgeçme.
Bakmakta ısrar et.
Bu ısrarın,bu ısrarlı bakışınla kararan aynalar aydınlanacak.”
“En umutsuz anda bile bir umut vardır.”
“Kendi varlığı meselesini daha çözememiş bir varlığın(insanın),inkâra hakkı yoktur.”
-Sezai Karakoç
Bu kitap klasik bir roman gibi okunmaz. Daha çok:
* Düşündürür
* Sorgulatır
* İç dünyaya yönlendirir
Okurken bazen “tam ne anlatıyor?” diyebilirsin ama aslında Karakoç, açık açık anlatmak yerine hissettirmeyi seçiyor.
Bence kitap, özellikle:
* Hayatın anlamını düşünen
* İçsel boşluk hisseden
* Maneviyatı sorgulayan kişiler için daha etkileyici olur
Batı'lı yazarların aforizma kitapları bu kitabın yanında değersiz kalır.
Öylesine anlam dolu sözler var ki.
Büyük Üstad Sezai Karakoç'a Rabbim bereketli ömür versin.
Yüreğinden selamlıyorum
Okuyorsun. Bitiriyorsun. Sonra bir daha okusam mı diye kendine soruyorsun.. edebi ve düşünsel derinliğe sahip.. Motive edici de bir etkisi var.. Kendindeki hasarı yenilemek isteyen okurlar için ideal bir seçim. Aforizmik cümleler çok etkiliyor. Çoğunun cümlelerin altını çizmedim de bu platformda paylaştım. Herkes okumalı derim.
Keyifli okumalar..
Huzurla kalın..
Babası Yasin Bey orta halli bir tüccar olup I. Dünya Savaşı'nda Kafkasya Cephesi'nde çarpışırken Ruslara esir düşmüştür. Dedesi Hüseyin Bey de Plevne Savaşı'na katılmış, Gazi Osman Paşa'nın teşekkürünü kazanmıştır. Annesinin ismi ise Emine idi ve ev hanımıydı.
Ahmet Sezai Karakoç İlkokul eğitimini 1938-1944 yılları arasında Ergani'de tamamladı. 1944 yılında sınavlara girip Maraş Ortaokulu'nda parasız yatılı olarak okumaya hak kazandı. 1947-1950 yılları arasında lise eğitimini yine parasız yatılı olarak Gaziantep Lisesi'nde tamamladı. Lise eğitimi boyunca Felsefe dersine ilgi duydu ve Felsefe okumaya karar verdi. Üniversite eğitimi için İstanbul'a geldi. Babası onun ilahiyat fakültesinden mezun olmasını istiyordu. İmkanları dahilinde eğitimine devam edebileceği yatılı tek bölüm Siyasal Bilgiler Fakültesi idi. Üniversite sınavlarına hazırlanırken kazanamama ihtimalini de göz önüne alarak her ihtimale karşı Felsefe bölümüne kayıt yaptırdı.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak başladığı yüksek öğrenimini 1955'te fakültenin Maliye Bölümünden mezuniyetle tamamladı. Altan Öymen'le aynı dönemdendi. Mecburi hizmet sebebiyle Maliye Bakanlığında Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi bölümüne atandı.
Daha sonra Maliye Müfettişliği sınavına girdi ve sınavı kazandı. 11 Ocak 1956'da müfettiş yardımcılığı görevine başladı. 1959 yılında İstanbul'da gelirler kontrolörü oldu. Bir ara Ankara'ya çağrılıp Yeğenbey Vergi Dairesi'nde görevlendirildiyse de kısa bir müddet sonra yine İstanbul'daki görevine döndü. Görevi icabı Anadolu'yu çok gezdi ve birçok il ve ilçeyi inceleme, tanıma fırsatı buldu. 1960-1961 yıllarında yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra İstanbul'daki görevine kaldığı yerden devam etti. 1965'ten 1973'e kadar birçok kez istifa etti. 1973'ten sonra da hiçbir resmi görev almadı.
İstanbul'da Diriliş Yayınları ve "Diriliş" dergisini kurdu. 1990 yılında "güller açan gül ağacı" amblemiyle Diriliş Partisini kurdu. Yedi yıl partinin genel başkanlığını yürüttü. Ancak bu parti 19 Mart 1997'de üst üste iki genel seçime girmediği için kapatıldı.
2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile ödüllendirildi. Bakanlığa, ödülün para kısmının kültür sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmınınsa posta ile bildirdiği adrese yollanmasını rica ettiği bir mektup yolladı.
2007 yılında Yüce Diriliş Partisini kurdu ve partinin genel başkanlık görevini yürütmüştür. 2007 yılının Nisan ayından ölümüne kadar her cumartesi akşamları, Yüce Diriliş Partisi İstanbul İl Başkanlığında değerlendirme konuşmaları yapmıştır. Bu konuşmalar partinin internet sitesinden canlı olarak yayınlanmıştır.
Karakoç, 2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü fakat kendisine verilen plaket ve para ödülünü reddederek bu ödülü almaya gitmedi.
16 Kasım 2021'de yaşlılığa bağlı geçirdiği kalp krizi sebebiyle İstanbul'daki evinde öldü. 17 Kasım günü Şehzadebaşı Camisi'nde kılınan ikindi namazına müteakip aynı caminin haziresine defnedildi.
Eserleri
Şiir
- Şiirler I (Monna Rosa)
- Şiirler II (Şahdamar-Körfez-Sesler)
- Şiirler III (Hızırla Kırk Saat)
- Şiirler IV (Taha'nın Kitabı, Gül Muştusu)
- Şiirler V (Zamana Adanmış Sözler)
- Şiirler VI (Ayinler/Çeşmeler)
- Şiirler VII (Leylâ ile Mecnun)
- Şiirler VIII (Ateş Dansı)
- Şiirler IX (Alınyazısı Saati)
Gün Doğmadan (Toplu Şiirler)
Çeviri Şiir
- Batı Şiirlerinden
- İslâmın Şiir Anıtlarından
Deneme
- Edebiyat Yazıları I Medeniyetin Rüyası Rüyanın Medeniyeti Şiir
- Edebiyat Yazıları II Dişimizin Zarı...
- Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar
Düşünce
- Ruhun Dirilişi
- Kıyamet Aşısı
- Çağ ve İlham I-II-III-IV
- İnsanlığın Dirilişi
- Diriliş Neslinin Âmentüsü
- Yitik Cennet
- Makamda
- İslâmın Dirilişi
- Gündönümü
- Diriliş Muştusu
- İslâm
- İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü
- Düşünceler I-II
- Dirilişin Çevresinde
- Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi I-II-III
- Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I-II
- Samanyolunda Ziyafet
- Unutuş ve Hatırlayış
- Varolma Savaşı
- Çağdaş Batı Düşüncesinden
- Çıkış Yolu I-II-III
İnceleme
- Yunus Emre
- Mehmet Âkif
- Mevlânâ
Tiyatro
- Piyesler I
- Armağan
Hikâye
- Hikâyeler-I Meydan Ortaya Çıktığında
- Hikâyeler-II Portreler
Günlük yazılar
- Farklar
- Sütun
- Sûr
- Gün Saati
- Gür
Röportaj
- Tarihin Yol Ağzında
- Unutuş ve Hatırlayış
- Çıkış Yolu I
- Çıkış Yolu II
- Çıkış Yolu III
Belgesel
- Gün Doğmadan