Mesnevi bize iyi bir insan olmamızı öğreten ve bunları İslami öğütlerle anlatan Edep Adap Haya derslerini hikaye senteziyle veren Harika bir kitap TAVSİYE EDERİM
İçeriğinde Mevlana'nın yazdıklarının daha çok düz yazı tarzı çevirisi var. Hikayeler ve öğütler mevcut. Başlangıçtaki sayfalarda iki, üç şiir sözleri dışında başka şiirsellik yok. Beyitler vardır diye başladım okumaya lakin pek öyle çıkmadı.
Mesnevi, Tasavvuf edebiyatımızın en büyük eserlerinden biridir. Sadece yazıldığı dönemde değil, çağlar boyunca çok ilgi görmüş, ününü gün geçtikçe artırmış bir eserdir. Mevlâna Celaleddin Rûmî, bu eserini “Kur’ân Tefsiri”, “Ruhların Cilası”, “Allah Dostlarının Kitabı” olarak nitelendirmiştir. Mesnevi, hem yazıldığı yüzyıla tanıklık eden hem de din, tasavvuf, ahlak üzerine bilgiler veren muhteşem bir eserdir. En önemli özelliği insanın kendini tanımasını, yaratıcısını bilmesini, inancı doğrultusunda hayat sürmesini temel amaç olarak benimsemesidir. Mevlâna düşüncelerini aktarırken bu amaç doğrultusunda ayetlere, hadislere, bir takım hikmetli kıssalara başvurur. Bundan dolayı hemen hemen her coğrafyada, her seviyedeki insana hitap eden bir eser niteliğindedir. Elinizdeki çalışma, Mesnevi’den seçilmiş parçalardan oluşmaktadır.
Yazarımız kısa hikayeleri derleyip Türkçeleştirerek çok güzel bir çalışma hazırlamış. Okuyunuz ,okutunuz!
Hayırlı sabahlar arkadaşlar. Kitap içerisinde birbirinden güzel hikayeler barındırıyor. Okurken çok keyifliydi. Yalnız Mesnevinin tam teşekküllü kitabını bulabilirsek onu okuyalım. Ben daha önce sadeleştirilmiş Mesnevîyi okumuştum. Bir de cilt cilt hâlinde yayınlanmış orijinal hali var . Onu bulabilirsek hep beraber okuyalım derim .Herkese keyifli okumalar:)
Mesnevi kelimelere sığmayacak bir eser... Adeta bizi silkeleyen mükemmel bir hazine. Bugün kendim için veye öte dünyam için ne yaptım? Her okuyuşta kendimizi sorgulamaya iten bir eser. Öyle fâniyiz öyle yüzeyseliz ki acınacak haldeyiz ve farketmek şöyle dursun bizde o akışın bir parçası haline geldik. Silkin ey insanoğlu! Kendine gel ruhun aç onu besle. Okuyunca diyorsun ki" ya ben hem körüm hem nankörüm ne çok zenginim farkında bile değilim. Dilim şükürden habersiz, bedenim dünyevi telaşla içerisinde mitap..." Gel ne olursan ol yine gel... Okuyun ruhunuz dinlensin.
Tasavvuf düşüncesi ile değişik yönleri dile getirip ilahi sevgiyi yansıtıyor.Belki kitabın içerisinde anlatılan kısa hikayeleri kendi hayatımızda bizzat yaşamış veya çevremizde bir başkaları yaşarken tanık olabiliriz..
......Sevgide güneş gibi ol,
.......Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
.......Hataları örtmede gece gibi ol,
.......Tevazuda toprak gibi ol,
.......Öfkede ölü gibi ol,
.......Her ne olursan ol,
.......Ya olduğun gibi görün,
.......Ya göründüğün gibi ol.
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Mevlana’nın “Mesnevi’den Seçmeler” adlı eseri, insanın iç dünyasını, ahlaki gelişimini ve manevi yolculuğunu sade ama derin anlatımlarla ele alan önemli bir eserdir. Hikayeler, öğütler ve semboller aracılığıyla insanın kendini tanıması, sabırlı olması ve sevgiyle hareket etmesi gerektiği vurgulanır. Eserde sadece dini değil, aynı zamanda evrensel insani değerler de ön plana çıkarılır.
Kitabı okurken bazı bölümlerde düşünmeye zorlayan yoğun bir anlatım olsa da verilen mesajlar günlük hayata kolayca uyarlanabilecek niteliktedir. Özellikle insan ilişkileri, hoşgörü ve nefs terbiyesi üzerine yapılan anlatımlar oldukça etkileyici. Farklı bakış açısı kazandıran ve okuyucuyu içsel bir sorgulamaya yönelten bu eser kesinlikle okunmaya değer.
Mevlana Celaleddin-i Rumi Mesnevi'de geçen hikayelerden esinlenerek yazılmıştır...
Yazarın amacın bizlere bir öğüt veya her hikayeden payımıza düşeni almamız gerektiğini dile getirmiştir,
Gerçekten de her hikaye ders ve ders niteliği taşıyan ve bizlerinde onlardan kendimize pay almamızı her şekilde dile getirmiştir....
Mevlana çok büyük bir mutasavvıf ve Mesnevi de gerçekten çok huzur verici bir kitap kısa hikayeler akıcı zevkle okunacak bir kitap olmuş
(iğne yarasına dayan ki düşmanın iğnesinden kurtulasın.)
Hikayeler kısa bir şekilde sizi aydınlatacak hoşça şeylerden bahsediyor. Kitabı beğendim yirmiye yakın beğendiğim çok güzel hikayeler var en beğendiğim ise 'Üç öğüt ' hikayesiydi. Fakat kitabı okuduğumda aynı hikayelerin sadece kelime farklarıyla tekrar yazılması sıktı dikkat edilmesi gereken bir konu, bunu okurken fark edersiniz. 300 sayfalık bir kitap fakat çabucak bitiyor altını çizerek okuduğum çok güzel sözler var. Bilmediğim kelimeleri ise anlamlarına bakarak öğrenmiş oldum. Tavsiye ederim.
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında 'Bilginlerin Sultânı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Feridüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Feridüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kufe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Musâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar.