Allah âdın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işde her kulâ
Allah âdın her kim ol evvel anâ
Her işi âsân ider Allah onâ
Allah âdı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya onun sonu
Her nefesde Allah âdın di müdâm
Allah âdıyle olur her iş tamâm
Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân
Kitap resimlerle ve beyitlerle süslenmiş. Asırlarca ecdadımız tarafından her önemli günde okunan merhum Süleyman Çelebi 'nin mevlidi karşısında sadeleştirilmiş bir şekilde sunulmuş. Kütüphanemizi zenginleştirecek değerli bir eser.
MevlidSüleyman Çelebi · Kapı Yayınları · 2019313 okunma
🌹
🕋
”إِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ.“
🌹
🕋
Allah adın zikredelim evvela...
🌹
🕋
Hak Teala rahmet eyleye ana
Kim beni ol bir dua ile ana
🌹
🕋
Bu gelen ilm-i ledûn sultanıdır
Bu gelen tevhid û irfan kanîdır
🌹
🕋
Hakk'a bağlayıp gönülden himmeti
Dir idi kim ümmeti vâ ümmeti
🌹
🕋
Ger dilersiz bulasız oddan necat
Aşk ile derd ile idin es-Salat
🌹
🕋
Ümmetini sana verdim ey Habib
Cennetimi onlara kıldım nasib
🌹
🕋
Cümlemiz isyanımızı bilmişiz
Hazretine rahmet uma gelmişiz
Hz. Muhammed'e olan aşkın vücut bulmuş hali Vesilet'ün Necat. Süleyman Çelebi bu mevlidi kaleme alırken gerçekten gönül ateşinde pişirmiş beyitlerini. İskender Pala da güzel bir çalışmayla Mevlid-i Şerif'i bize sunmuş. Allah ikisinden de razı olsun.
Kurtuluşa erişmek arzusuyla yanıp tutuşan halk kitleleri, asla vazgeçmedikleri bu eserde, yüzyıllar boyunca derin bir vecd ile sevdikleri Hz. Muhammed Mustafa’nın aşkını bulmuşlar, okurken ve dinlerken ona iltica yolları aramışlar, eserin her bir dizesinde Kâinatın Efendisi’ne dair uhrevî hazzın izlerini aramışlar ve başka hiçbir mesnevi kitabına göstermedikleri hürmeti bu kitaba göstererek babadan oğula, dededen toruna okunmasını, dinlenmesini sağlamışlardır. Bu kitap, bütün bir milletin, Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa için beslediği duyguların ve içinde yaşattığı sevginin Süleyman Çelebi dilinde kelimelere dökülmüş şeklidir. Denilebilir ki mevlid bir kişiye değil, bir toplu vicdana aittir ve bu yüzden ölümsüzlüğe ermiştir.
İskender Pala'nın Süleyman Çelebi'nin Mevlid'ine dair eseri, edebiyatımızın köklü geçmişine ışık tutan önemli bir çalışma olmuştur. 1880'li yılların başlarında, Tanzimat ve Servet-i Fünûn edebiyatının önde gelen şairlerinin Süleyman Çelebi'nin Mevlid'ini yeniden yazma girişimleri, dönemin dil ve edebiyat anlayışındaki değişimleri gözler önüne sermektedir. Ancak, "Bir aceb nûr kim güneş pervanesi" gibi muhteşem beyitlerin yeniden yazılmasının imkansızlığı, eserin orijinal halinin ne denli değerli olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Ol gice kim doğdu ol hayru'l-beşe
Ânesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol Habîb'in anesi
Bir aceb nûr kim güneş pervanesi
Arthur Schopenhauer , Peygamber Efendimiz hakkında şöyle demiştir: "Tarihteki en büyük insanlardan biri olarak Hz. Muhammed, hem dini hem de dünyevi başarılarıyla insanlık tarihinde derin izler bırakmıştır."
Mehmet Âkif Ersoy ise Peygamber Efendimiz'e olan sevgisini şu sözlerle dile getirmiştir: "Henüz duâ ediyordum ki, 'Yâ Resûlallâh!' Nidâsı kükreyerek, bir kanadlı tayf-i siyâh... Düşünce Ravza-i Peygamber’in ayaklarına; Sarıldı göğsüne çarpan demir kuşaklarına."
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in doğumu, insanlık için bir kurtuluş ve rahmet vesilesi olmuştur. O'nun nuru, karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi parlamış, insanlığa rehberlik etmiştir. İskender Pala'nın eseri, bu tarihi süreci ve Mevlid'in edebi değerini derinlemesine inceleyerek, biz okuyuculara unutulmaz bir edebi deneyim sunmaktadır.
MevlidSüleyman Çelebi · Kapı Yayınları · 2014313 okunma
Ol gice kim doğdu ol hayru'l-beşe
Ânesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol Habîb'in anesi
Bir aceb nûr kim güneş pervanesi
1880'li yılların başlarında, Tanzimat ve Servet-i Fünûn edebiyatının ünlü şairleri bir araya geldikleri bir gün, söz Süleyman Çelebi'nin mevlidinden açılmış. Muasırlaşmak, İslamlaşmak Türkleşmek fikirlerinin tartışıldığı, edebiyatımızın Batı'ya açıldığı, hatta Batı'ya kapılandığı yıllar. Aralarında bir karar alıp "500 yıla yakın zamandır okunan mevlidin bazı kelimeleri artık eski ve anlaşılmaz durumdadır, üstelik o vakitten bu yana dilimiz de, edebiyatımız da değişmiştir. İşte bu yüzden mevlidi yeniden yazmalıyız!" demişler. İçlerinden bazıları kalemi ele alıp yeni tarzda manzum bir mevlid yazmaya da başlamışlar. Yazdıklarını birbirlerine okuyor, karşılaştırıyor ve uygun olan beyitleri alıp alt alta diziyorlarmış. Nihayet sıra "Bir aceb nûr kim güneş pervanesi" mısraına gelince düşünmüşler, taşınmışlar ve içlerinden biri kalemi yere çalmış. Ağzından dökülen cümleler , aslında hepsinin birbirlerine itiraf edemedikleri kanaatleri imiş: "Bu derece muhteşem bir beyit dururken bunu yeniden yazmaya kalkışmaktır. Bırakınız yenisini yazmayı, benzerini bile kaleme almak mümkün değildir!"
Öncelikle şunu belirteyim ki hayatımda bir “mevlüde” (yöremizin ağzıyla) katılmadım. Daha doğru bir ifadeyle mevlüde katıldım lakin içinde “mevlid kitabı” okunan bir mevlüde katılmadım. Bizim muhitte “mevlüd” denildiğinde Kur’an okunan, aralarda çeşitli ilahilerin icra edildiği, kısa bir vaaz-u nasihati da içinde barındıran ikramlı cemiyetler akla gelir. Yani yapılış şekli böyledir. Bahse konu kitabın, mevlithanlar tarafından usulüne uygun bir şekilde okunulduğu bir cemiyete, yukarıda da belirttiğim üzere daha önce hiç katılım sağlamadım. Açıkçası katılmak da isterdim. İnşallah bundan sonrası için (cenazeler hariç temennisiyle) nasip olur. Bu girizgâhı yaparak başlamayı özellikle uygun gördüm ki şayet benimle aynı durumda bulunan binlerce insanın olduğunu düşünüyorum.
Bahsetmek istediğim bir diğer husus ise son zamanlarda mevlitlere (özellikle bu eserin okutulduğu) çeşitli İslami grupların farklı yorumlar getirmesi ile alakalı olacak. Sanırım iş biraz ticarete döküldü ve maişet derdi insanları bu işe daha fazla yöneltti. Kitapta muhteviyatı itibariyle tartışmaya açık bir alan. Düzenlenen mevlid törenlerinin isimlerinin halk arasında telaffuzunda bile farklılıklar olduğu da dikkate şayandır: Kimi mevlid/mevlit derken kimi mevlüt/mevlüd isimlerini kullanıyor. Anadolu’da daha farklı tabirler de mevcut. Her ne kadar Vesiletü’n-Necat kadar yaygın olmasa da okunan/yazılan başka mevlitlerin de varlığı biliniyor. Toparlamak gerekirse, yaklaşık 600 senedir okunagelen bu kitabı kimi çevreler muteber kabul edip törenlerine dâhil ederken yekdiğerleriyse bidat olduğuna varıncaya kadar çeşitli olumsuz yorumlar söylemişlerdir. Bu alanda ilim tahsilim bulunmadığından ve inancımızın temel konuları arasında bulunmadığından, sadece farklı görüşlerin olduğunu belirtmek adına bu hususu
Bir kez Allâh dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günâh misl-i hazân.
Mevlidin yakınımız vefat ettikten sonra okunulmayacağını umarım diyanet halkımıza anlatır.
Süleyman Çelebi,(1351 - 1422) Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bursa'da Ulu Camiî imamı, mutasavvıf, tek eseri olan, Türkçe kaleme alınmış mevlidlerin ilki ve en meşhuru olan Vesîletü’n-necât'ın müellifi.
Orhan Gazi döneminde doğmuştur. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmaz. Kimi kaynaklara göre Osmanlı Sultanı I. Murat'ın vezîrlerinden Ahmed Paşa'nın oğlu, Şeyh Mahmûd Efendi'nin torunudur. Dedesi Mahmûd Bey, Şeyh Edebali'nin torunudur ve 1338'de Süleymân Paşa önderliğinde Rumeli'ye sal ile geçenlerdendir. Süleyman Çelebi'nin 1346-1351 yılları arasında bir tarihte doğduğu, ölüm tarihinin ise 1422 olduğu sanılıyor.
Gençliğinde Bursa'da iyi bir eğitim aldığı sanılmaktadır. O devirde, Çelebi unvanı ilim adamlarına ve Mevlevî tarikatı büyüklerine verilmekteydi. Ancak Mevlevî olduğuna dair kanıt bir yoktur. Bilgili tavırlarıyla padişah Yıldırım Bayezid’in dikkatini çekmiş ve yapımı 1399’da tamamlanan Ulu Cami’ye imam olarak atanmıştır. Ünlü eseri Vesiletü'n Necat'ı getirildiği bu görev esnasında yaşadığı bir olaydan etkilenerek kaleme aldığı bilinmektedir.
Söylenceye göre Süleyman Çelebi, Muhammed'in diğer peygamberlerden pek farkı olmadığını söyleyen bir İranlı vaize içerleyerek onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu dile getirmek için mevlîdini kaleme aldı. Süleyman Çelebi, Osmanlı Devleti'nin zayıf bir evresi olan ve Anadolu topraklarında her türlü kargaşalığın hüküm sürdüğü Fetret Devri'nde batınî görüşler ile ehl-i sünnet arasındaki çekişmede ehl-i sünnetin tarafında yer almıştı. Bu sebeple mevlidin yazılmasının bir amacının da ehl-i sünnet taraftarlarına destek vermek olduğu ifade edilir. Eserini, 1409 yılında (tahminen 60 yaşında iken) tamamladı. Eserini yazarken, referans aldığı eserlerin, Âşık Paşa’nın “Garibnâme” si, Erzurumlu Darîr’in “Siyerü’n Nebî”'si, Eb’ul Hasan Bekrî’nin “Siyer”'i ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî’nin “Füsûs”'u olduğu tespit edilmiştir. Mevlid, bilinen tek eseridir.
1422'de öldüğü düşünülen Süleyman Çelebi'nin türbesi Bursa’da Çekirge yolu üzerindedir.