“Ben eminim ki Ayasofya ilelebet böyle mahzun ve mahpus kalmayacaktır. Elbette onu yeniden secdelere açacak ve yeniden özgür kılacak bir Fatih gelecektir.”
Daha önce 2 kez okumuştum ama bu kadar anlamlı okumamıştım. Ayasofya’nın açılma kararından 1 gün sonra başladım, 15 Temmuz’da bitirdim. Bu kitap, Ayasofya bilincimin oluşmasında büyük bir öneme haiz. Yazarın ‘Ayasofya’ derdi, okurlarını da etkilemiş, bu kitap ve yeni yüzüyle şu an stoklarda bulabileceğiniz ‘Kızılelma Ayasofya’ kitabı, okurlarında ‘Ayasofya’ derdini var etmiştir.
Eserin kahramanı Ali Tevfik isimli bir genç. İlk sayfalarda biraz bilinçsiz. Dedesi Tevfik tarafından Ayasofya ve aileleri için Ayasofya’nın önemini dedesinden dinliyor. Ali Tevfik, Ayasofya’ya Fransız askerlerini sokmayan Binbaşı Tevfik’in torun olarak kurgulanmış. Ve eserde Ayasofya’nın tarihini Fatih’e anlatan Kadmus isimli bir Rum, aslında Sultan Alparslan tarafından Bizans askerleri ile Konstantinapol -İstanbul-‘a sokulan Sarı Hafız’ın torunları şeklinde akıllıca bir üslub ile esere yerleştirilmiş. Binbaşı Tevfik, Sultan Vahideddin tarafından Ayasofya’yı muhafaza etmek için vazifelendirilmiş bir subay. Binbaşı Tevfik ve 6 arkadaşının elinde Ayasofya’nın anahtarları var ve bu dededen toruna geçiyor. Eserin adı buradan geliyor. Miftah, ‘anahtar’ demek. Anahtarın son sahibi Ali Tevfik. Eserde Ali Tevfik üzerinden Ayasofya’nın ne olduğu, İslam ve Müslümanlar için önemi, hem gerçeklerle hem de efsanelerle anlatılmış. Ayasofya’nın İstanbul’un tapusu olduğu vurgulanmış. Ne kadar bu devletin sınırları içinde olsa da kilise olmayışına rağmen müze olmaklığı ile Ayasofya’yı camiye çevirme iradesinde de bulunamayışımız gerçekliği anlatılmış.
Ayasofya’ya sahip olmanın önemi, Ayasofya’da namaz kılma hasretiyle geçen ömürler güzel sözlerle