babasının kim olduğunu bilmeyen vincent’a, babasından kalan bir mirasla kitaba başlıyoruz. ilk başta ben de vincent gibi avukatın anlatmaları sonucunda bu mirası değerli dediğimiz ev, araba gibi bir şey olarak düşündüm ama hayır bunlardan birisi değildi. vincent’a kalan bir bodur şeftali ağacıydı. bu ağacın alametifarikasını okuduğunuz zaman görmeniz gerekiyor. palahniuk’un okuduğum diğer kitaplarına bakarak daha hafif alegorileri vardı diyebilirim çünkü
Gösteri Peygamberi beni bayağı bir yerden yere vurmuştu. kitabın içindeki renklendirilebilir çizimlerle hikaye daha da karikatürize edilmiş diyebilirim.
ben severek okudum ne yalan söyleyeyim. akıcılık konusunda da çok iyiydi. sadece çok yoğun olmanın verdiği zamansızlıkla biraz geçe kaldı.
ilgilisine tavsiyedir.
Biçimsel olarak çizimlerle desteklenmiş, “renklendirilebilir kitap” formatında sunulan bir Chuck Palahniuk novellasıyla karşı karşıyayız. Palahniuk, her zamanki gibi alegorik anlatımını, absürt tonları ve toplumsal eleştirilerini kısa ama çarpıcı bir hikâyeyle harmanlamış.
Kitap, kuşaktan kuşağa aktarılan “miras” fikri etrafında dönüyor. Neleri miras alıyoruz? Bu miraslarla ne yapacağımıza gerçekten biz mi karar veriyoruz? Yoksa farkında bile olmadan, sorgulamadan mı taşıyoruz onları? Uğruna savaşmaya hazır olduğumuz şeyler, gerçekten bizim seçimimiz mi?
İlk bakışta hikâye bu kadar derin bir yerden geliyormuş gibi durmuyor; ama Palahniuk’un ustalığı da tam burada devreye giriyor. Karakterler oldukça karikatürize, hikâye kısa ve fantastik öğeler barındırıyor. Ancak bu, anlatının gerçekliğini azaltmak yerine düşünsel yanını daha çok öne çıkarıyor. Sorgulatmak, Palahniuk, Palahniuk, sorgulatmak
Palahniuk’un daha sert, daha kışkırtıcı kitaplarıyla kıyaslandığında daha ölçülü bir anlatımı var Miras’ın ama Palahniuk’u ya da bu tarz edebiyatı seviyorsan keyif verir, bana verdi. Tabii önce Dövüş Kulübü!
Yeraltı Edebiyatı'nın bilindik temsilcilerinden biri olan Chuck Palahniuk #miras kitabını birazda göçüp gittikten sonra geride bırakılan somut nesneler gibi düşünerek yazmış. Tabi pek çok kitabında eleştirdiği kapitalizmin çılgın doğası bu kitabında da yerini almış vaziyette... Kitap babasının kim olduğunu bilmeyen, yetişkin hayatında bunun eksikliğini derinden hisseden, annesiyle geçimsiz, bir arabuluculuk firmasında çalışarak tekdüze bir hayat yaşayan ve iş arkadaşları tarafından sürekli aşağılanıp dalga geçilen pasif bir kişilik olan Vincent'in, hiç beklendiği bir anda babasının kendine bodur bir şeftali ağacını miras bırakmasıyla başlıyor. İlginç kısım ise bu ağacın meyvesini yiyenler ölümsüzlük kazanmış oluyor. Mitsel gönderileriyle, kitabın içinde dilediginizce boyayabileceğiniz resimleriyle ilginç ve akıcı bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Chuck Palahniuk 21 Şubat 1962'de Washington'da doğdu. Asıl adı Charles Michael Palahniuk'tur. Palahniuk Washington eyaletinin doğusundaki bir çiftlikte büyüdü. Bir süre Eyalet Üniversitesi'ne devam ettikten sonra Oregon Üniversitesi'ne geçti ve öğrenimini orada tamamladı. Otuzlu yaşlarına kadar herhangi bir edebi metin yazmayan, sanıldığını tam aksine, ilk romanı olan Invisible Monsters (Görünmez Canavarlar) dır. Bu romanı yayıncılar tarafından içeriği nedeniyle kabul görmemiştir ancak Palahniuk yayıncılara olan bu öfkesi nedeniyle içeriği çok daha "yok edici" olan Dövüş Kulübü'nü yazmıştır ve bu romanı yayıncılar tarafından zevkle kitaplaştırılmıştır.
Palahniuk, üniversite yıllarından sonra üç yıl boyunca Freightliner adlı bir şirkette montaj hattında, ardından tamirci olarak çalıştı. İlk yazdığı metinler taşıt modifikasyon prosedürleri ve kamyonların onarımı üzerinedir.
Dövüş Kulübü'nün ortaya çıkmasında büyük etkisi bulunan bir olayıda bu yıllarda yaşar. Arkadaşlarıyla birlikte tatildedir. Bitişikteki kamp yerinde müzik rahatsız edici derecede açılır ve bu nedenle başlayan tartışma yerini kavgaya bırakır. Bu olayda yaralanan Chuck tatil'den döndüğünde iş yerinde kimse tarafından ilgi görmez çünkü kimse korkunç derecedeki yüzü hakkında bir şey sormaya, yorum yapmaya cesaret edemez. Bunun üzerine Chuck, eğer insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfeder. Bu olayın ardından devam ettiği bir edebiyat grubu bünyesinde yaptıkları çeşitli gösteri ve eylemler "Kargaşa Projesi"ni esinler. Kısa bir süre sonra aynı isimle bir kısa öykü yayımlar ve bu öykü,üç ay içinde Fight Club (Dövüş Kulübü) romanına dönüşür.
Romanlarındaki tavır isyan gibi görünse de, aslında varoluşumuza özlem duymamıza neden olur. Yarattığımız değer yargıları, para, şöhret, saygınlık, güzellik gibi tüm önemli şeylerin anlamsız yalanlar olduğunu söyler.